
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, ‘İç Güvenlik Paketi’nin bir savaş konsepti olup ‘süreci’ tamamen anlamsız kılma ve bitirme tutumu olduğunu belirterek, “Bu paket AKP’nin yeni savaş planıdır; yeni bir olağanüstü hal sürecini başlatıyor” dedi.
AKP hükümetinin HDP heyeti ile yapmayı planladığı ortak açıklamaya işaret eden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Hozat, “AKP, PKK’nin silah bırakmasına dönük hayali ve gayri ciddi bir açıklama yapma beklentisi ve dayatması içerisine girdi” diye vurguladı.
Besê Hozat, şu sorunun altını çizdi: “İçi, savaş, imha ve soykırım planları yüklü iç güvenlik paketleri ile bir Hükümet, Kürt sorununu nasıl çözecek ve halen soykırım, hile ve komplolar peşinde koşarak PKK’nin silah bırakmasını hangi cüretle isteyecek?”
Son birkaç haftadır iç güvenlik paketi üzerine oldukça yoğun tartışmalar gelişiyor. Bütün bu tartışmalardan ve değerlendirmelerden ortaya çıkan sonuç; Kürt sorununun demokratik çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesinin iç güvenlik paketiyle doğrudan bağlantısının olduğudur. İç güvenlik paketi, Kürtlerin, Alevilerin ve demokrasi güçlerinin Türkiye’yi demokratikleştirme çabalarına büyük bir darbedir.
İç güvenlik adıyla çıkartılmak istenen savaş yasalarıyla, otoritesini pekiştirmeye çalışan bir hükümetin, Kürt sorununu çözme ve Türkiye’yi demokratikleştirme gibi bir kaygısı olamaz. Böyle bir hükümetin tek bir kaygısı olabilir; o da, daha fazla otoriterleşerek, oligarşik yönetimini kalıcılaştırarak zulüm sistemini güçlendirmektir.
Başbakan Ahmet Davutoğlu hafta başında yaptığı bir basın açıklamasında iç güvenlik paketine ilişkin bir gazetecinin sorduğu soruya cevaben, "Bu yasa çıkacak, çözüm süreci de yürüyecek" demişti. Davutoğlu’na sormak lazım; çatışma ve kaos dışında ortaya bir şey çıkarmayacak olan bir savaş paketine adeta can simidi gibi sarılan bir Başbakan, Türkiye’yi barışa ve demokrasiye nasıl taşıyacak? Kürt sorununu nasıl çözecek?
Dikkat edilirse iç güvenlik paketi, 6-9 Ekim olaylarından sonra gündeme geldi. 6-9 Ekim olayları neydi? 6-9 Ekim olayları; Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın "Kobanê düştü, düşecek" açıklamasından sonra IŞİD’in, AKP desteği ile Kobanê’yi tümden işgal etme amacıyla birçok cepheden tüm gücüyle ve en ağır-ileri savaş tekniğiyle saldırıya geçmesinin hemen ardından gelişen toplumun büyük öfke patlamasıydı. AKP’nin IŞİD’e kararlı desteğini gören Kürt halkı ve duyarlı demokratik kamuoyu, Türkiye’nin kapısında bekleyen bu büyük tehlikeyi hissederek, 6 Ekim’de ayağa kalktı. Kobanê direnişinin yanında yer aldığını, Kobanê halkıyla büyük bir dayanışma ve birlik içinde olduğunu gösterdi. Daha da önemlisi 6-9 Ekim’de gerçekleşen toplumun büyük kalkışı, toplumun ateşle oynayan AKP’yi ciddiyete ve sorumlu davranmaya davet etme çabasıydı.
AKP Kürt halkının ve Türkiye toplumunun uyarılarını dikkate alarak IŞİD ile ilişkilerini keseceğine, Kobanê’de yürüttüğü savaştan vazgeçeceğine ve demokratikleşme doğrultusunda radikal adımlar atacağına, müzakereyi başlatacağına ve seçim barajını düşüreceğine, iç güvenlik paketi ile Kürtlerin ve Türkiye toplumunun karşısına çıkmıştır. Kürtler, Aleviler, kadınlar ve tüm demokratik kesimler üzerinde zulüm ve baskıyı artırarak sonuç alacağını düşünmüştür. Baskıyla, şiddetle Kürtleri, kadınları ve demokrasi güçlerini sindireceğinin, dize getireceğinin hesabını yapmıştır.
AKP’nin zirvede seyreden erkekçi zihniyeti ve katliamcı politikası, erkekliği ile sürekli övünen liderleri Erdoğan önderliğinde erkek egemenliğini fetişize ederek göklere çıkarırken, her gün onlarca, yüzlerce ve binlerce Özgecan, tecavüz kültürünün kurbanları olarak hunharca katledilmekte ve şiddet görmektedir. Cinsiyetçi AKP’nin kadın düşmanı politikası, toplumda insanlıktan nasibini almamış, vahşileşmiş ve canavarlaşmış sapkın bir erkeklik olarak ortaya çıkmaktadır. Çok alçakça ve vahşi bir biçimde Özgecan Aslan’ı katledenler, sürekli savaş ve şiddet üreten, cinsiyetçi, kadın düşmanı söylemlerle egemen erkekliği habire hortlatan AKP zihniyetinin türemeleridir. AKP yetkililerinin her gün kadına karşı yaptıkları düşmanca konuşmaların ve açıklamaların sonuçları, toplumda kadın katilleri ve tecavüzcüler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ancak şu çok iyi bilinmeli ki AKP’nin bu cinsiyetçi, milliyetçi ve mezhepçi zihniyeti ve politikası, eninde sonunda sahibini çok kötü bir biçimde vuracaktır ve tahtından edecektir.
İç güvenlik paketi bir savaş konsepti olup, süreci tamamen anlamsız kılma ve bitirme tutumudur. Bu paket AKP’nin yeni savaş planıdır. Özel savaş politikalarına kafa yoran bir hükümet Kürt sorununu demokratik temelde çözemez, kadın katliamlarının önüne geçemez ve dolayısıyla Türkiye’yi de demokratikleştiremez.
Nasıl ki Kürt sorununun demokratik çözümü, kadının özgürleşmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesini getirecekse, Türkiye’nin demokratikleşmesi de doğru orantılı olarak Kürt sorununun demokratik çözümünü ve kadınların eşit ve özgür bir biçimde yaşamasını getirecektir. Demokratikleşme sorununa bu açıdan bakıldığında iç güvenlik paketi, Kürt sorununun çözümünü, toplumsal özgürleşmeyi, Türkiye’nin demokratikleşmesini gündemden kaldırıyor, yeni bir olağanüstü hal sürecini başlatıyor ve sonuç olarak Türkiye’yi de egemen erkek faşizminin korkunç cenderesine sıkıştırıyor.
Hükümet yetkilileri aylardır Cizre olaylarını gerekçe göstererek kamu düzeninden bahsediyor. Müzakereye oturmama gerekçesi olarak Cizre olaylarını gösteriyor. Bu konuda defalarca konuşuldu, yazıldı ve çizildi. Doğrusu ben tekrar aynı konulara girmek istemiyorum. Dikkat çekmek istediğim nokta şudur: Hatırlarsınız; Cizre’deki duruma ilişkin Önder Apo Cizre halkına ve gençliğine DTK Eşbaşkanı Sayın Hatip Dicle aracılığıyla bir mesaj gönderdi. Mesajın üzerinden birkaç saat geçmeden Nihat Kazanhan adında bir çocuk polis kurşunuyla katledildi. Aslına bakılırsa bir savaş gerekçesi anlamına gelen tahrik düzeyi son derece yüksek bu olay karşısında her şeye rağmen KCK, sorumlu yaklaşarak halka sağduyu çağrısı yaptı ve uyarılarda bulundu. Halka saldırıların ve tutuklamaların olmaması durumunda açılan hendeklerin kapatılması gerektiğini ifade etti ve bu doğrultuda açıklama yaptı. Sağolsun halkımız ve Yurtsever Gençlik Hareketi Önder Apo’nun ve KCK’nin çağrılarına uyarak kazdığı hendekleri kapatmaya başladı.
Fakat buna rağmen ne saldırılar durdu ve ne de İmralı’da demokratik müzakere süreci başladı. Tersinden hükümet iç güvenlik paketi ile kamu düzenini bozan gücün bizzat kendisi olduğunu çok açık bir biçimde ortaya koydu. Bu yetmiyormuş gibi bir de kamuoyunun gündemine PKK’nin silahsızlanmasını koydu. Hükümet, HDP heyeti ile yapmayı düşündüğü ortak açıklamadan, demokratik müzakere sürecini başlatma konusunda taraflardan toplumun görmek istediği kararlı tutumu değil, PKK’nin silah bırakmasına dönük hayali ve gayri ciddi bir açıklama yapma beklentisi ve dayatması içerisine girdi. İçi savaş, imha ve soykırım planları yüklü iç güvenlik paketleri ile bir hükümet, Kürt sorununu nasıl çözecek ve halen soykırım, hile ve komplolar peşinde koşarak PKK’nin silah bırakmasını hangi cüretle isteyecek? Ve PKK ortada tasfiye ve soykırım planları dışında hiçbir şey yokken böyle bir şeye nasıl karar verecek? PKK kırk yıllık amansız özgürlük mücadelesini herhalde bir gün teslim olmak için vermedi.
Böyle düşünen beyinler ya PKK’den hiçbir şey anlamamışlar ya da amiyane deyimle aklını peynir ekmekle yemişler. Ne diyelim; Allah bunlara akıl fikir versin.