Newroz’dayım. Diyarbekir Newroz’undan iki gün sonrası.

Bu Newroz’da Bonn’da Kürtler çıtası yüksek bir gösterişe başvurmadılar.
Sanki kazanılmış birbuçuk milyonun katıldığı Newroz’dan sonra, Bonn‘dakileri hedefe yakın buldum.
Umut vardı, rahatlık da.
Newroz öncesine dönüyorum:
Ve sanki bir yerde birileri şarteli çekmiş ve yapısal hiçbir değişiklik olmadan, Türkiye Hükümeti birdenbire değişmişti.
“Milliyetçiliği kızıla boyayan” birçok solcu, Kürdistan’ın Türkiye’den önce kurtuluşa doğru gitmesine itiraz ediyorlardı.
Ve sanki Marks’ın “İngiltere’nin kurtuluşu İrlanda’nın kurtuluşuna bağlı” denklemini unutmuş gibiydiler.
Kürdistan’ın Türkiye’den önce hareketlenmesinin hikayesi var.
İki hareket eşzamanlı başlamadı.
Türkiye’deki hareketler, Kürdistan hareketini hazmetme sancısı çeke çeke, hareket olamadılar.
Ve Kürt hareketi acımasız bir ırkçı ve milliyetçi abluka altında yol aldı ve bugünlere geldi.
Türk Devleti ve Hükümetleri de çıkmaza girmişlerdi.
Barut kokusuna boğulan tabiat, tüm taraflar için frendir.
Ancak hakları elinden alınan Kürdistan halkının, mücadelesi kaçınılmazdı.
Gelinen noktada, Kürdistan Hazar Gölü’nden Akdeniz’e kadar bir barut fıçısına dönmüş durumda.
Kürdistanî güçler, parçalanmış ve herbiri başka bir merkeze bağlı değil.
Kürdistanî Hareketler, figüran değil, aktörler.
Kürt Hareketi’nin gelinen yol aşamasında, kaldıracın yükseleninde olması, Türkiye’daki tarihi beyni felç etmiş durumda.
Geri dönüşü olmayan bir yola girildi.
Gerilen yayı geveşetecek tarihi bir gelecek düşünmek zor.
Otuz yıldın kıyasıya bir Kurtuluş Mücadelesi’nin yıldırmadığı halkın kadim kenti Diyarbekir’dir.
Bundan dolayı da Newroz’da, Kürt kanından arındırılmamış ve işgalciliğin sembolü bayrak dalgalanmadı.
Dalgalansaydı şaşardım.
Güneybatı Kürdistan’daki gelişmeler, Türkiye’yi aştı. Ve Türkiye uzun bir dönemdir kendisine verilen sinyali değerlendirerek, bu Newroz öncesinde, orta vadede var olmasını engelleyemeyeceği bir Kürdistan’ın “hamisi” olmak üzere harakete geçti.
Bu da Kürtler ve Kürdistan’ın sadece uluslararası değil, aynı zamanda Türkiye’nin de zar attığı siyaset borsasındaki fiyatını yükseltti.
Türkiye poker masasına yükselmek için oturuyor.
Kürt Hareketi, bu masaya, Kürdistan mücadelesini sadece  silahla katedilmesi mümkün olmayan daha ileri evrelere taşımak üzere hakerete geçti.
Bundan dolayı da, Öcalan’ın mektubu, yayına daha önce hazırlanan dünya basınınca seri bir şekilde yayınlandı; Önemlisi, Mesud Barzani, resmi bir açıklama yaparak, Öcalan‘a destek sundu.
Bundan dolayı da Newroz’da Karayılan’ın Kürtçe beyanatı, başta Türkiye sonra da Avrupa basınında manşetlere taşındı.
Ve bundan dolayı da, sarsılan Türkiye’yi ayakta tutmak için ilk takviye, “Patriot Füzeleri”nin Türkiye’ye yerleştirilmesi ve son olarak da İsrail’den gelen “özür telefonu”ydu.
Ve böylece de yeni bir mücadele kapısı aralanmış oldu.
Kürtler’in “gizli diplomasi”nın kurbanı oldukları yılların üstünden çeyrek yüzyıl geçti; sonuncusunda, Mustafa Barzani dönemine nokta konmuştu.
Newroz öncesi ve sonrası, Türkiye’ye bugünkü pozu verdiren Kürt halkının mücadelesinin birikimi, Kürdistan’ın yükselişi ve uluslararası atmosferin klasizmi terketmesidir. Buna ek olarak da, ABD’nin BOP planı var.
Ve Türkiye’nın artık Kürdistan’sız Pazar bulması mümkün değildir.
Newroz’da ortaya çıkan tabloya bakarsak; Kürdistan ve Türkiye biribirlerine “mecbur” edildiler.
Öncelerine göre fark şu: Kürdistan ve Kürtler sadece kurbandılar.