Londra’nın en çok kullanılan toplu taşıma araçlarından olan Metro çalışanları çok büyük bir greve hazırlanıyor. 4 ve 11 Şubat günleri 48 saatlik iş bırakma grevinin gerçeklemesi planlanıyor. Sebebi ise insan emek gücünün yerini makinelerin alması. Bilet satış ofislerinin kapatılıp yerlerine makinelerin yerleştirilmesiyle, 750 metro çalışanının işine son verilecek. Bütçe açıkları nedeniyle hükümet harcamalarını kısmak için işçi sınıfına saldırır her daim. Bu çok iyi bilinir. Londra Büyükşehir Belediyesi de metrolardan işten çıkartacağı yüzlerce kişiyle toplamında yılda 50 milyon sterlinlik bir kazanç sağlamayı planlıyor. Greve gidildiği takdirde belediyenin kaybedeceği düşünülen miktar ise aşağı yukarı yine bu miktar. Yani grev belediyenin en son isteyeceği bir adım olacaktır diye umut ediliyor da yine belediyenin kararımda geri adım atacağı da zannedilmiyor.
Halbuki Londra’da en pahalı servislerden biri Metrolar. Verilen servis, talebi bile karşılamıyorken, metrolar yakında 24 saat açık kalmasının planları yapılıyor. Daha fazla çalışana ihtiyaç duyulacağı bu koşullarda tam tersine çalışanların işten çıkartılmasına karar verildi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Çıkarılacakların başında kadınlar ve yaşlı çalışanların olacağı düşünülüyor. Bilet satış ofislerinin kapatılacağını Büyükşehir Belediye Başkanı Boris Johnson, geçtiğimiz Kasım ayında duyurmuş ve bu duyuru çeşitli karşıt kampanyalara sebep olmuştu. 2008’de seçilmesi durumunda verdiği sözlerden biri bilet satış ofislerinin açık tutmayı sağlaması varken muhafazakar oylara sırtını yaslamasıyla birlikte Johnson verdiği sözden bir kaç sene de döndü bile.
Londra Metro işletmeciliğinden sorumlu kişilerin yaptığı açıklamalara göre yolcuların sadece yüzde 3’ü zaten ofislerden biletini alıyor. Bunun sebebi yolcuların makineleri tercih etmesi değil, aslında ofislerin önünde ki uzun kuyruklar olduğunu söylemiyor. Yine aynı şekilde bu sorumlu zat, İngiltere’nin başlıca amacının devlet ve özel kurumlarında buna benzer servis verenleri işten çıkartıp, yerine makineleri yerleştirmek olduğunu söylemiyor. Devletin sıkıştığı anda ya da açığını kapatmak için en sıkça başvurduğu yöntem iş çıkartmalar. Egemen sınıfla işçi sınıf arasında mücadele hep var. Okullardan hastanelere kadar sayısız grevler yapılırken, işçiler oldukça örgütlü. Haklarını alana dek de sendika üyeleri grevlerinden vazgeçmiyorlar.
Sendikalaşmada örnek ülkeler arasında İngiltere geliyor. İlk emekçi örgütlenmeleri 18. yüzyılda dünyanın ilk kapitalist ülkesi İngiltere’de başladı nede olsa. Bu ilk örgütlenmeler; dayanışma dernekleri, yardımlaşma sandıkları biçimindeydi. 18. yüzyıldaki çalışma koşulları oldukça ağırdı. Günde 18 saate kadar çok az bir ücretle çalışan işçilerin iş güvenliği yoktu. İşte grevlerde tam bu dönemde ortaya çıktı.
Sanayi devrimiyle makineli üretime geçilmesi, işçilerin sayıca çoğalması, çok sayıda işçinin tek bir fabrika çatısı altında toplanması sınıf bilincinin ortaya çıkmasını sağladı. Ücretlerin artırılarak insanca yaşama koşullarına kavuşma isteği, topluca işi durdurma eylemlerine kadar uzandı ki bu da günümüz grev eylemlerini beraberinde getirdi.
İngiltere’de öne çıkan grevler arasında 1984-85 yılında ki madenci grevi geliyor. Ulusal kömür kurumunun ülkede çıkarılan kömür kapasitesini 4 milyon ton azaltmaya, 20 tane maden ocağını kapatmaya (yaklaşık 20 bin isçinin işinden olacağı öngörülüyordu) karar vermesinin ardından bir yıl süren bir grev başlarken, ülke en sağlam sosyalist işçi hareketine tanıklık etti. Yorkshire’da başlayan grev kısa zamanda İskoçya ve Galler’deki madenlere kadar yayıldı. O dönemin Başbakanı Demir Leydi Margaret Thatcher bu grevi sonlandırdı ancak tarihi grevler yer almasını engellemedi. Ünlü İngiliz Rock grubu Dire Straits ‘İron Hand’(Demir El) şarkısına ilham oldu bu grev. ‘Hak verilmez alınır’ın canlı örneğidir bu tarz grevler. Bu grevlerden öğrenilecek çok şey var. En başta da dayanışma ruhu ve örgütlülük takdire şayan.
Bu şehirde grev var!
İngiltere Gündemi