Geçen hafta sonu Avrupa Parlamentosundan milletvekilleri İstanbul'daydı. Türkiye'de neler oluyor anlamaya çalışıyorlardı. Bu sebeple; çeşitli siyasi partiler, insan hakları örgütleri ve öne çıkmış bazı kişilerle bir dizi görüşmeler yaptılar. Bu görüşmelerden birindeydim, pek çok şey konuşuldu tartışıldı. Toplantının yapıldığı masanın etrafında endişeli bir hava hakimdi, çünkü ülkede olanlar; içerden olduğu gibi dışarıdan da akıllı işi görünmüyor, hiçbir kurala kaideye uymuyordu. Bütün doğru bilgilenme kaynaklarının kesildiği, gerçeklerin gizlendiği ortaya çıkmıştı kısa zamanda. Bu tablo bizim için ağır bir tecrit, destekten, dayanışmadan yoksun kalmak, parlamenterler içinse olan biteni anlayacak doğru bilgiden mahrum olmak ve ne yapacağını bilememek demekti. 

Nitekim cezaevlerindeki son durum, KHK'lar ile getirilen ve hak ihlaline yol açan düzenlemeler hakkında konuşurken, parlamenterlerden biri "biz bunları hiç bilmiyoruz, sizin anlattıklarınızı daha önce hiç duymadık. Biz de, Avrupa’nın burada olan bitene duyarlı kesimi de Türkiye'de cezaevi deyince Can Dündar'ın ‘Tutuklandık’ kitabında anlatılanları biliyor. Kitabı pek çok kişi okudu ve son durumu kitapta verilen bilgiler üzerinden değerlendiriyor." dedi. 

Belli ki 15 Temmuz sonrası, OHAL ve KHK’lerle getirilen hak gasplarından, yaygınlaşan işkenceden, adalete erişimin imkansız hale geldiğinden bi haberdiler. Parlamenterlerden bazıları Aslı Erdoğan'ı bile bilmiyordu mesela. Biz, bildiğimiz her şeyi dünya da biliyor diye düşüne duralım, onların duydukları bildikleri bu kadardı ve gerçeği anlamalarına imkan vermiyordu. 

Niye, nasıl gibi daha bir dolu sorular sorabiliriz elbet. Ancak ortada, burda olup bitenlerden habersiz bir Avrupa, hatta dünya var ve bu da gerçek. Yaşadığımız sorunlar karşısında desteğini gereksindiğimiz uluslararası güçlere sesimizi duyuramıyoruz, bu da gerçek.

Gazeteleri, televizyonları, radyoları kapatanlar, gazetecileri, yazarları, bilim insanlarını hapse koyarak dış dünyadan yalıtanlar, devletin işlediği suçlara tanıklık edip raporlayarak dünyaya duyuran demokratik kitle örgütlerinin kapısına kilit asanlar belli ki; sadece bunu yapanları cezalandırmamışlar, içeride olduğu gibi dışarıda da gerçeklerin bilinmesinin önünü kesmişler. Ve, "iİktidar onay vermediği hiç bir bilginin dolaşıma girmesini istemiyor ve bu amaçla engeller yaratıyor" derken az bile söylemişiz. 

Toplantının bir diğer önemli sorusu gerçeklerin gizlendiği ve manipülatif bilgilerin nasıl yayıldığını kanıtlar gibiydi. Bir parlamenter dedi ki; Türkiye'de olan biten karşısında Avrupa'da konuşuluyor olması, tutum alınması Türk halkı tarafından tasvip edilmiyormuş. Hatta Tayyip Erdoğan'ın güçlenmesini sağlıyormuş. Olan bitene sessiz kalmamız daha mı doğru? Avrupa'da giderek kabul gören bu düşünce karşısında siz ne diyorsunuz?

İktidar, belli ki sesimizi kesmekle kalmayıp dünyanın duyarsız kalmasını da sağlamak çabasında. Kimse hakkımızda konuşmasın, kimse yaptırım maptırım diyerek canımızı sıkmasın diyor. Bunu da halkın talebi olarak sunuyor

Oysa; tabi tutulduğumuz tecridi kırmaya, duyulmaya, anlaşılmaya, desteklenmeye, dayanışmaya ihtiyacımız var. Ve halen alanda çalışmaya devam edebilen örgütlerin, gerçekleri saptayıp, belgeleyip raporlayarak dünyaya duyurmaları her zamankinden çok daha acil, çok daha önemli bu gün.