‘Bu ülke yönetilemiyor!’
Dosya Haberleri —

- Yaşanan büyük yıkım halklar üzerinde çok tahrip edici bir etki bırakıyor. Seçimleri tek hedef ve tek umut olarak görmek sonrasında yaşanacaklara dair halkların bir yılgınlığa düşmesine sebep olabilir.
- İktidar her ne kadar birçok anlamda zayıflasa da ırkçılık ve Türkçülük gibi kodlar üzerinden çok hızlı hareket ettirebileceği bir toplama sahip.
- Bugün iktidar herhangi bir kriz yaşadığında ilk iş olarak Kürtlere bir saldırı düzenliyor. Kürtlerin varlığına dönük bir saldırı gerçekleşiyor.
Gençlik Ne Diyor? -I-
MIHEME PORGEBOL
Gençlik, tüm siyasi iddiaların önemsediği ve örgütlenme imkanlarını en yoğun kullandığı toplumsal kesimdir. Çünkü politik iddialar geleceğe tutunmak, kalıcı olabilmek ister. Bunu "Gençlerimiz geleceğimizdir" klişesine düşmeden ifade etmek gerekirse kendi alternatifini yaratamayan hiçbir gücün uzun vadede varlık gösteremeyeceğini söylemek mümkün. Dolayısıyla gençlik yaşamın dinamiği olarak maddi ve düşünsel tüm üretimlerin ana eksenini belirler.
Biz de bu iddiadan yola çıkarak; gelinen süreçte bir felaketler coğrafyasına dönüşen Türkiye'de yaşananlardan rahatsızlığını örgütlü bir mücadeleyle gösteren gençliğin ne düşündüğünü merak ettik. Ülkenin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorlar? Yaşananlara karşı neler yapıyorlar? Devlet faşizmine karşı nasıl örgütleniyorlar? "Gençlik Ne Diyor?" başlıklı söyleşi dizimizde bu soruların cevaplarını arayacağız.
10 yıllık geçmişi var
Dizimizin ilk konuğu, üniversitelerde yürüttükleri etkin faaliyetleriyle adından sık sık duyduğumuz Öğrenci Dayanışması.
Öğrenci Dayanışması, 2012 yılında kuruldu. "Diren Üniversite" adıyla kurulan dayanışma topluluğu geçtiğimiz yıl "Öğrenci Dayanışması" adını aldı. Çalışmalarını üniversite öğrencilerini merkeze alarak çok geniş bir yelpazedeki alanlarda sürdüren Öğrenci Dayanışması demokrasi, cinsiyet, temel haklar, ekoloji vb birçok alanda aktif. Toplululuk temel olarak Ankara, İstanbul ve İzmir'deki üniversitelerde örgütleniyor. Öğrenci Dayanışması, üniversitelerdeki antidemokratik uygulamalara karşı mücadele etmenin de yanında dünyada var olan kapitalist ilişkilere karşı anti-kapitalist bir perspektifle hareket ediyor. Öğrenci Dayanışması adına sorularımızı yanıtlayan Gökhan Alkan sürdürdükleri mücadeleyi "Cinsiyetçi ve homofobik olmayan, doğayla uyumlu bir antikapitalist mücadele içerisindeyiz" sözleriyle özetliyor.
Üniversite öğrencileri
Kendilerini ve mücadele alanlarını "Biz üniversite öğrencileriyiz. Üniversite öğrencilerini temel alan bir mücadele içerisindeyiz. Fakat bunun dışında da çeşitli çalışma alanlarımız var. Mesela dünya büyük bir ekonomik kriz içerisinde. Bugün bu krizin yansımalarını yangınlar, seller, pandemi gibi şekillerde yaşıyoruz" ifadeleriyle açıklayan Alkan, "Tüm bunların yanında akademide de çeşitli sorunlar var. Özellikle Kürt illerinde yaşanan savaşa karşı bildiri yayımlayan Barış Akademisyenleri üniversiteden atıldıktan sonra akademi büyük bir kriz yaşıyor. Akademide uzun yıllar boyunca emek vermiş birçok akademisyen üniversiteden uzaklaştırıldı. Bunu akademik bir kriz olarak tarif ediyoruz ve buna karşı Köstebek Akademisi adıyla oluşturduğumuz alternatif bir akademi çalışmamız var. Öte yandan hayvan sömürüsüne karşı vegan mücadele veren arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımız Hayvanlarla Dayanışma İnisiyatifi içerisinde yer alıyorlar. Ayrıca bulunduğumuz her üniversitede arkadaşlarımızın kendi üniversitelerinin sorunlarına dair mücadele yürüttükleri lokal çalışma gruplarımız var. İstanbul Üniversitesi Öğrenci Dayanışması, Marmara Üniversitesi Öğrenci Dayanışması, Ankara Üniversitesi Öğrenci Dayanışması gibi lokal çalışmalarımız da mevcut" diyor.
AKP üniversiteleri İslamlaştırmak istedi
Öğrenci Dayanışması olarak Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma nasıl baktıklarını sorduğumuz Gökhan Alkan, "AKP belli bir ekonomik modelin temsilcisi. Bu da Neoliberal sistem. 1980 darbesinden sonra uygulanmaya başlayan Neoliberal politikaların en önemli yürütücüsü AKP iktidarı oldu. İlk geldikleri yıllarda AB süreci TÜSİAD’la aralarının iyi olması liberal sınırlar içerisinde AKP’yi demokratik bir yapıda görünmesine vesile oldu. Ama AKP zamanla kimi sebeplerle kendi sermayesini yaratmaya girişti. Bu da kimi gerilimlere neden oldu. Gezi ile beraber ise geniş bir halk kesimi memnuniyetsizliğini yüksek bir sesle ifade eder oldu. Hem sermaye arası gerilim hem de halktaki memnuniyetsizlik her geçen gün artarak devam etti. Bu süreçte AKP iktidarı gerilimi tırmandırarak, daha baskıcı, otoriter bir yol çizmeye başladı.
AKP iktidarı her alanda kendi politikalarını uygulamaya çalışırken bu alanları da kendi politikaları doğrultusunda dönüştürmeye çalıştı. Bu dönüştürme çabalarının üniversitelere etkisi de şöyle oldu: “Üniversiteler içerisinde AKP teşkilatlanmaları yaratmak istediler. AKP gençlik kolları üniversitelerde birçok kulüp kurdu, çeşitli faaliyetlere girişti. Müslüman Gençlik dedikleri IŞİD’e eleman yetiştiren kimi örgütlerle üniversite içerisinde gerilimi arttırdılar. AKP, bu kişiler eliyle üniversiteleri İslamlaştırma politikası izledi. Bu sayede daha genel anlamdaki hedefleri olan muhafazakarlığı Türkiye toplumuna angaje etmek istiyorlar. Bunu kabul ettirebildi mi diye sorarsak; tam olarak kabul ettiremedi. Ülkede şu an her alanda bir çatışma söz konusu. Kürt illerinde başka bir çatışma söz konusu. Batıda farklı, üniversitelerde farklı, kadınlar üzerinde farklı bir çatışma söz konusu. Yani iktidar her alanda baskı kurmak ve kendi politikalarını her alanda yürütmek istedi. Ancak bunun tam randımanını alamadı ve her alanda bir çatışma halinde diyebiliriz" ifadeleriyle ülkenin içinde bulunduğu durumu iktidarın politikalarına bağladı.
Ortak mücadele geliştirilmeli
Muhalefet kitleri sokaktan uzaklaştırmaya ve kontrol edebileceği bir hatta tutmaya çalışıyor. Fakat ekonomik krizin yaratmış olduğu tahribat öyle büyük ki kitlelerin bir seçimle yok olup gidecek bir öfke yok. Üniversitelerden, mahallelerden, fabrikalardan, sokakalardan demokrat, sosyalist yapılar etkin muhalefeti örgütlemek için beraber hareket içerinde olabilmeli. Seçime endeksli bir ‘kurtuluş’ değil sokaktan yükselecek bir sesle gelecek bir ‘kurtuluşun’ örgütlenmesi önemli bir olacaktır.
Her krizde ilk iş Kürtlere saldırmak
Irkçılık ve faşizmin çok yükseldiği bir dönemden geçildiğini vurgulayan Alkan, "Irkçı politikalara bağlı özellikle son birkaç ayda yükselen göçmenlere karşı ırkçı saldırılar var. Bu ırkçı saldırılara karşı ortak ve net bir tavır sergileyebilmek gerekiyor. Göçmen sorununun bir kapitalizm sorunu olduğunu, AKP'nin bu göçmen sorununu ne kadar derinleştirdiğini ifade edebilmek gerekiyor. Kapitalist güçler ve bizim de yakından bildiğimiz gibi AKP Suriye'ye girdi, orada bir savaş çıkardı ve haliyle insanlar da ülkelerinden çıkmak zorunda kaldı. Afganistan'da da aynı şekilde oldu. Yani burada AKP iktidarının sorumluluğunu ön plana çıkarmalıyız. Bu sorunun ülke içerisinde en büyük kaynağının AKP, küresel ölçekte de kapitalizm olduğunu hep beraber açığa çıkarmalıyız. Diğer yandan hemen dibimizde yer alan Kürtlerin mücadelesi var. Onların bu güçlü mücadelesine uzak durulmamalı ve bu mücadeleye gerekli önem atfedilmeli. Çünkü bugün iktidar herhangi bir kriz yaşadığında ilk iş olarak Kürtlere bir saldırı düzenliyor. Kürtlerin varlığına dönük bir saldırı gerçekleşiyor. İç politikada oyunu arttırması gerektiğini düşündüğünde de yine Kürtlere saldırıyor. Demokratik yapıların bunlar gibi konularda ortak ve net tavır göstermesi gerekiyor" dedi.
Doğru yönlendirilememiş bir öfke var
Türkiye'de çok büyük bir öfke ortamının hakimiyetinden bahseden Alkan, "Bugün AKP iktidarı her alanda bizi sıkıştırıyor. Üniversite öğrencileri mezun olduktan sonra iş bulamıyor, lise öğrencileri pandemi sürecinde inanılmaz zorluklar çektiler. Çünkü temelde sistem sorunu var. Bunlar sadece öğrencilerin sorunları. Oysa her alanda çeşitli sorunlar var. Bu ülkede net olarak tarif edilebilecek bir yönetememe durumu söz konusu. Bu ülke yönetilemiyor. Bu yönetememe durumu her alana sirayet etmiş durumda" sözleriyle bu öfkenin kaynağına işaret ediyor. Ancak bu öfkenin doğru yönlendirilemediğini vurgulayan Gökhan Alkan "Yönetememe insanlarda bir öfke biriktiriyor. İşsizlik insanlarda bir öfke biriktiriyor. İnsanlar işi olmadığı için intihar etmek durumunda kalıyor ve bu da geride kalanlarda öfke biriktiriyor. Oysa bu öfke doğru yönlendirilemiyor. Bu öfkenin iktidara yönelmesi gerekirken Kürtlere, mültecilere, translara yöneliyor" dedi.
Ülkedeki ırkçılığın tarihi çok eski
Son olarak bu öfkenin neden doğru kanala akıtılamadığını sorduğumuz Alkan "Çünkü belirli kodlar var ve o kodlara göre hareket edildiğinde insanlar zaten alışık olduğu şeylere yönelecek. Yani ülkedeki ırkçılığın tarihi çok eski. Bunu kanırtmak dönüştürmekten daha hızlı olabiliyor. Bunu kanırttığınız zaman bir anda, hızlıca hareket edebilen bir kitle bulabiliyorsunuz. Çünkü bu kitle bugüne kadar herhangi başka bir şey görmemiş bir kitle. Büyük bir manipülasyon söz konusu. Ne yazık ki hala iktidarın bu manipülasyonları kullanarak kitleleri hareket ettirebilme gücü söz konusu. İktidar her ne kadar birçok anlamda zayıflasa da ırkçılık ve Türkçülük gibi kodlar üzerinden çok hızlı hareket ettirebileceği bir toplama sahip. Bu toplam, içinde bulunduğu kötü koşullara dair öfkeyi manipüle edildiği için yanlış şekillerde gösterebiliyor. Bunun örneği tarihte de mevcut. Makineler ilk ortaya çıktığı dönemlerde "makine kırıcılar" vardı. Bu makine kırıcılar işlerini ellerinden aldı diye burjuvaya yöneleceğine makinelere saldırmışlardı. Nasıl hareket ettirebilirsen ve hangisi daha kolay oluyorsa insanlar da ona dair hareket ediyor. Dolayısıyla bugün olan bir şeyden bahsetmiyoruz. Tarihsel bir geçmişi var manipülasyonun ve iktidar da bunu kullanıyor.
Bunun gençleri ne kadar etkilediğine gelirsek; ne yazık ki elimizde buna dair bir veri yok. Çevremizden bildiğimiz ve gözlemlediğimiz kadarıyla şunu söyleyebiliriz: Gençler artık bu manipülasyonlardan biraz daha az etkileniyor. Örneğin bir kırılma anında kitleler mültecilere yönelirken gençler daha temkinli olabiliyor. Elimizde veri olmadığı için bir oranlama yapamayacağız ama gençlik bazı şeylerin biraz daha farkında" diye konuştu.
Tek başına seçim odaklı değil
Erken seçim tartışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Alkan, AKP iktidarının bıraktığı büyük yıkıma değindi. Bu yıkımın küresel ölçekte görülen kapitalizm krizinden bağımsız olmadığını ekleyen Alkan, "Yaşanan büyük yıkım halklar üzerinde çok tahrip edici bir etki bırakıyor. Bunun bir seçimle diyelim ki Millet İttifakı’nın iktidara gelmesiyle çözülemeyeceği bir gerçek olarak duruyor. Seçimleri tek hedef ve tek umut olarak görmek sonrasında yaşanacaklara dair halkların bir yılgınlığa düşmesine sebep olabilir. AKP’nin gitmesi evet şu an önemli ve gerekli bir hedef. Ama sonrasını geniş kesimlerin bir araya gelerek daha dönüştürücü, sistemden dolayı yaşanacak sorunları ortadan kaldıracak bir dinamikte örgütlenmesi daha önemli olacaktır. Bugün kurulacak ittifaklarında tek başına seçim odaklı değil daha ötesini düşünen yaşanan ekonomik krizden dolayı açığa çıkacak sorunları sokaktan doğru çözen, yoksulları örgütlemeyi hedefleyen bir çizgide durması bizi ileriye taşıyacak şeydir" dedi







