• Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi Koordinasyonu Eşsözcüsü Şerefhan Aydın, Diyarbakır Zindanı’nın müzeye dönüştürülme projesini, yaşananları ters yüz etmeyi hedefleyen bir “aldatma ve kandırma projesi” olarak tanımladı ve ekledi: “Bu süreçte, mekana yapılan müdahale yoluyla 'tarihi çarpıtma suçu' işlenmiştir.”
  • Müze çalışması adı altında tarihin yok edildiğine dikkat çeken Aydın, “Tutsakların duvarlara kazıdığı yazılar, bıraktıkları anılar ve hatıralar, kan izleri dahi yok edildi. Bir zulüm ve direniş merkezi olan cezaevi, adeta '5 yıldızlı bir otel'e çevrilerek hafızası ters yüz edildi” dedi.

AZİZ ORUÇ

Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi, insanlık tarihinin gördüğü en ağır sistematik vahşet merkezlerinden biri olarak tarihe geçti. On bine yakın insanın kaldığı cezaevinde onlarca kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce tutsak ise işkenceler sonucu sakat kaldı. Bu zindanda sadece işkence ve vahşet değil, aynı zamanda direniş de vardı. Zira Kürdistan tarihine adını altın harflerle yazdıran Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay, Kemal Pir, M. Hayri Durmuş ve daha çok sayıda devrimci bu zindanda şehit düştü. Adına çok sayıda şarkılar bestelenen, ağıtlar yakılan, şiirlere ve romanlara konu olan bu zindan, 2022 yılında tamamen kapatıldı ve Kültür ve Turizm Bakanlığına devredildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, buranın müzeye dönüştürüleceğini açıkladı. Ancak aradan geçen dört yılda, ilgili hiçbir kesime danışılmadan sürdürülen müze çalışmaları, dönemin tanıkları ve duyarlı kamuoyu tarafından kaygıyla takip ediliyor. Cezaevinde yürütülen müze çalışmalarını, sivil toplum örgütlerinin yürüttüğü mücadeleyi, mekandaki tahribatları Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi Koordinasyonu Eşsözcüsü ve Mimarlar Odası Temsilcisi Şerefhan Aydın ile konuştuk.

Şerefhan Aydın

Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nin müzeye dönüştürülmesi konusu uzun süredir gündemdeydi ve resmi adımların atıldığı duyurulmuştu. Son durum nedir?

Mekanın müzeye dönüştürülmesi meselesi, geçmişten bugüne siyasi iklimin yumuşadığı dönemlerde “İnsan Hakları Müzesi" veya "Utanç Müzesi" yapılacağı yönündeki söylemlerle sıkça gündeme gelmiştir. 2024 yılı itibarıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ihale projesini hazırlayacağını duyurması ve projenin bazı firmalara davetiye usulüyle sunulmasıyla süreç somut bir aşamaya evrildi. Bu gelişmeler üzerine kentin sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri bir araya gelerek 5 No'lu Cezaevi Koordinasyonu’nu oluşturduk. Koordinasyonun temel felsefesi şuydu: "Yüzleşme olmadan iyileşme olmaz." Bu mekanda yaşanan her santimetrekarelik hafızanın yeni nesillere doğru aktarılması, on binlerce mağdurun ve toplumun ruhsal iyileşmesi için bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz. Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi Koordinasyonu olarak temel amacımız, süreci gündemleştirmek ve hazırlanan projede hakikatlerin mümkün olduğunca yansıtılmasını sağlamak için güçlü bir kamuoyu oluşturmaktı. Bu doğrultuda pek çok çalışma yürüttük ancak nihayetinde projeye ulaştığımızda, kaygılarımızda ne kadar haklı olduğumuzu maalesef bir kez daha gördük.

Söz konusu projeyi, orada yaşananları ters yüz etmeyi hedefleyen bir "aldatma ve kandırma projesi" olarak tanımlıyorum. Zira oradaki hakikat gerçekten yansıtılmak ve gelecek nesillere korunarak aktarılmak istenseydi, bugün karşılaştığımız bu tablo ortaya çıkmazdı. Projeye eriştiğimizde, tamamen yeni bir hafıza yaratılmaya çalışıldığını gördük. Benzer bir durumu Sur sürecinde de görmüştük, "hafızayı koruyacağız" denilerek, ortaya çıkan ucube yapılar, o dönemde de belirttiğim gibi Diyarbakır Cezaevi'nin mimarisine benzetilerek inşa edilmişti. İlgili bakanlıkların bu konudaki sicilini bildiğimizden kaygımız büyüktü ve maalesef haklı çıktık. Yapılan projenin hakikati çarpıtmak için bir araç olarak kullanıldığını gördük.

Girişim Grubu olarak başından beri mekanın aslına uygun şekilde, yaşanan hak ihlallerini unutturmayacak bir "Hafıza Müzesi" olmasını talep ediyorsunuz. Devletin mevcut projesi ile sizin konseptiniz arasında ne tür temel farklar var?

5 No’lu Cezaevi’nin bir "Hafıza ve Anı Müzesi" ya da "İnsan Hakları Müzesi" olması gerekirken, projenin büyük oranda bir Etnografya Müzesi ve Kültür Merkezi olarak tasarlandığını, hafıza boyutuna ise sadece küçük bir yer ayrıldığını fark ettik. Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yürütülen mevcut süreç, egemen güçlerin tarihi kendi ideolojileri doğrultusunda yeniden yazma ve aktarma stratejisinin bilinçli bir örneğidir. Tarih boyunca iktidarlar, mekanı bir araç olarak kullanarak toplumsal hafızayı şekillendirmeye çalışmışlardır. Bugün 5 No’lu cezaevinde yaşananlar da tam olarak bu stratejik yaklaşımın bir yansımasıdır. Bir mekan sadece duvarlardan ve betondan ibaret değildir. O yapının her bir yeri, içinde yaşananların sessiz tanığıdır. Sur örneğinde de deneyimlediğimiz üzere, mekanın bu hafıza taşıyıcılık boyutu ortadan kaldırıldığında geriye hakikatinden koparılmış, yeni ve steril bir tarih anlatısı kalmaktadır. İktidar, yansıtmak istediği tarihi meşrulaştırmak adına mekanı müthiş bir biçimde dönüştürerek, "yeni bir hafıza mekanı" kurgulamaktadır. Bu durum, toplumsal bellek açısından telafisi güç bir eksiklik yaratmaktadır. Eğer gerçek amaç iddia edildiği gibi hakikatle yüzleşmek olsaydı, kalıntıların ve izlerin yok edilmesi yerine, mekanın ruhunu koruyan farklı yöntemler geliştirilebilirdi. Videolar, metinler, heykeller veya sanatsal müdahalelerle o hafıza diri tutulabilirdi. Ancak mevcut görseller ve bilgiler ışığında, Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nin bir yüzleşme alanı olmaktan ziyade, sistematik bir "hafızasızlaştırma" aracına dönüştürüldüğünü görüyoruz. Sonuç olarak, tarihin izlerini silmek, o izlerin üzerine boya ve sıva çekmek, sadece bir mimari müdahale değil, toplumsal hakikate karşı işlenen bir suçtur. Kapılar açıldığında karşımıza çıkacak olan o "modern" ve "lüks" yapı, orada yaşanan insanlık dışı uygulamaların ve onurlu direnişin üzerini örtmeyi amaçlayan yapay bir dekordan ibaret olacaktır.

Resmi kurumların veya yüklenici firmaların müze tasarımı ve sergileme içeriği konusunda Girişim Grubu’yla, mağdurlarla veya sivil toplum örgütleriyle herhangi bir teması ya da ortak çalışması oluyor mu?

Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi de hukukun, yasaların ve sistemin tamamen yok sayıldığı; toplumun büyük bir kesimi üzerinde derin etkiler bırakmış bir mekan olması hasebiyle bu tarafsız gözleme en çok ihtiyaç duyan alanlardan biridir. Biz meslek örgütleri olarak, bu mekandaki hakikatin tüm çıplaklığıyla yansıtılması gerektiğini savunduk, çabamız ve çağrımız hep bu yöndeydi. Ancak bu misyona sahip örgütlerin, yaşanılanları gerçekliğiyle ortaya çıkaracağını bildikleri için bizleri bilinçli bir şekilde saf dışı bırakmaya çalıştılar. Bizler hakikatin açığa çıkmasında aracı olacağımız için bize kapıları kapattılar ve süreci gizli yürüttüler. Süreci bizden gizlemelerinin asıl nedeni, yapılan yanlışlara itiraz edeceğimizi ve orada yaşanan büyük travmaların ile direnişin nasıl ters yüz edildiğini teşhir edeceğimizi bilmeleridir. Bizim duruşumuz nettir: Hakiki bir yüzleşme olmadan iyileşme olmaz.

Yapılan mekansal müdahaleler aslında doğrudan toplumsal hafızaya yapılan bir müdahaledir. Kendi ideolojilerine uygun yeni bir mekan ve yeni bir hafıza inşa etme arayışında oldukları için, hakikati savunan bizleri bu sürecin dışında bıraktılar. Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi’nin müzeye dönüştürülme sürecinde, o dönem bu mekanda zulme maruz kalan mağdurlar ve tanıklar da sistematik bir şekilde sürecin dışında bırakıldı. Bu Koordinasyon’un önemli bir bileşeni olan 78’ler Derneği, bu zulmün tanıklarının örgütlendiği, geniş bir üye tabanına sahip bir kurumdur. Süreç içerisinde o dönem cezaevinde yatan yüzlerce kişi, Kültür Müdürlüğü aracılığıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na dilekçeler sunarak; kendilerini "tanık ve mağdur" olarak tanımlamış ve mekanın bir "İnsan Hakları Müzesi" ya da "Hakikat Müzesi" olarak kalması yönündeki taleplerini açıkça iletiler. Bakanlık, müze projesi için ilgili kurumların temsil edileceği bir "Danışma Kurulu" oluşturulacağını daha önce kamuoyuna açıklamıştı. Cezaevinin gerçek mağdurları, bu kurulda yer alma veya en azından tanık olarak dinlenme taleplerini resmi başvurularla bildirmelerine rağmen, bu başvuruların hiçbirine olumlu bir yanıt verilmedi. Koordinasyonun ve 78’ler Derneği’nin dışlanmasına karşılık, dernek dışındaki birkaç kişiyle bazı siyasi figürler aracılığıyla ilişkiler geliştirildiği ve sözde bu kişilerin tanıklıklarına başvurularak projenin yürütüldüğü bilgisi edinilmiştir. Ancak projenin mevcut hali ve görselleri incelendiğinde, bu kişilerin aktardıklarının da dikkate alınmadığı; devletin kendi bildiği "hafızayı yok etme" stratejisini uyguladığı görülmektedir.

Bu süreçte, mekana yapılan müdahale yoluyla "tarihi çarpıtma suçu" işlenmiştir. Hakikatleri yansıtmayan bu projeye, mağdur kimliğiyle dahil edilen ve süreci meşrulaştırmaya hizmet eden kişiler de maalesef bu suçun ortağı durumuna düşmüşler. Hafızayı yok etmek üzere kurgulanan bu proje, gerçek tanıkları dışlayarak, mekanda o döneme dair hiçbir somut kalıntı bırakmama amacıyla tamamlanmış.

Cezaevi binasında yapılan fiziki müdahaleler veya restorasyon çalışmaları sırasında mekanın tarihsel dokusu ve mimari hafızasına ilişkin tespit ettiğiniz tahribatlar neler?

İhale ve yapım sürecinin başlamasıyla birlikte umutlarımız her geçen gün daha da azaldı. Mimarlar Odası, Baro ve İHD gibi koordinasyon bileşeni olan meslek ve hak örgütleri olarak kampüste inceleme yapmak, hafızanın izlerini ve kalıntılarını korumak amacıyla Valilik ve ilgili kurumlara başvuruda bulunduk. Ancak tıpkı Sur’da olduğu gibi süreç tamamen kapalı bir biçimde yürütüldü. Bu dışlama pratiğinin benzerini Sur sürecinde de deneyimledik. Kent savaşları sonrasında mekansal müdahaleler yapılırken meslek örgütlerinin önerileri, feryatları ve sitemleri dikkate alınsaydı, bugün Sur’daki o kimliksiz tablo oluşmazdı. Uzmanların dışlanması sonucunda Sur’da insanların aidiyet hissetmediği, kimliksiz mekanlar inşa edildi. Aynı durum bugün Diyarbakır Cezaevi’nde de tekrarlanmak isteniyor. Son dönemde sosyal medyaya yansıyan gelişmeler durumun vahametini ortaya koyuyor. Biz meslek ve hak örgütleri olarak içeri alınmazken, bazı sosyal medya fenomenlerinin ve Youtuberların içeri girerek videolar çektiğini gördük. Bizler de oradaki gelişmeleri ancak bu videolardan takip edebildik ve maalesef tüm tarihsel kalıntıların yok edildiğine tanıklık ettik. Bir zulüm ve direniş merkezi olan cezaevi, adeta “5 yıldızlı bir otel" görünümüne büründürülerek hafızası ters yüz edilmiş durumda.

Bakanlık yakın zamanda mekanın ziyarete açılacağını duyurdu. Ancak maalesef karşımıza çıkan şey tüm hakikatlerin ve gerçeklerin çarpıtıldığı bir mekandır. Kapılar açıldığında göreceğiz ki o zulmün ve hukuksuzluğun izleri tamamen silinmiş, tarihin üzerine adeta boya ve sıva çekilmiştir. Aslında bu, mevcut anlayışın yabancı olmadığımız bir pratiğidir, benzer bir süreci Madımak örneğinde de yaşadık. Madımak’ın müze yapılması talebi karşısında, devletin bizzat yaşattığı zulümlerin izlerini silmek amacıyla mekan üzerinden yeni ve yapay bir hafıza oluşturuldu. Aynı şekilde, bir kolektif hafıza mekanı olan Diyarbakır Cezaevi’nin de hafıza boyutuyla nasıl yok edildiğine tanıklık ediyoruz ve yakın zamanda bu acı tabloyu çok daha net bir şekilde göreceğiz.

Tutsakların duvarlara işlediği sözler, bıraktıkları anılar, hatıralar ve hatta o dönemden kalan kan izleri tamamen yok edilmiş. Bina güçlendirme adı altında duvarlardaki tüm kalıntılar silinmiş, sıvanmış ve üzerlerine boya çekilerek adeta sıfır, yeni bir inşaat ortaya çıkarılmış. Temel amacın o dönemin izlerini tamamen ortadan kaldırmak olduğu ve görsellere bakıldığında bu hafızasızlaştırma hedefinde büyük oranda başarılı olunduğu görülmektedir.

Dönemin tanıklarının, mağdurlarının ve ailelerinin bu süreçteki rolü nedir? Müze içeriği oluşturulurken tanıklıklar ve kişisel objelerin toplanması konusunda Girişim Grubu olarak yürüttüğünüz bağımsız bir çalışma var mı?

Biz, 5 No’lu Cezaevi Koordinasyonu olarak, bu hakikatin yeni nesillere aktarılması gerektiğinin bilincindeyiz ve bu doğrultuda yol haritamızı oluşturmaya çalışıyoruz. TMMOB olarak Sur’daki yıkımın ve tarihin nasıl raporunu tuttuysak, Diyarbakır Cezaevi’ndeki hakikati gelecek nesillere aktarmak için de farklı yol ve yöntemler geliştireceğiz. Fiziki mekan her ne kadar ters yüz edilmiş ve gerçekler çarpıtılmış olsa da bu tarihi geleceğe taşımak için birçok çalışma planlıyoruz.

Koordinasyonumuzun bileşenlerinden biri olan 78’ler Derneği bünyesinde, bu cezaevinde yıllarca zulme maruz kalmış birebir tanıklar bulunmaktadır. Bu tanıkların anılarını ve anlatımlarını kayıt altına alarak toplumsal hafızayı diri tutacağız. Sadece mağdurların değil, tanık yakınlarının ve o dönem cezaevi çevresinde yaşayan insanların anlatılarını da derleyeceğiz. O döneme ait her türlü fotoğraf ve belgeyi -ki her bir fotoğraf dönemin bir tanığı ve belgesidir- bir araya getirerek bir veri bankası oluşturacağız.

Kamuoyunda “burayı yeniliyoruz, halka açacağız” şeklinde yürütülen yoğun propaganda, yaşanan gerçekliğe dair ciddi bir bilgi eksikliği yaratmaktadır. Mevcut iktidar mekanı kendi ideolojisi doğrultusunda dönüştürerek tarihi yeniden yazmaya çalışsa da biz koordinasyon olarak hakikati savunma ısrarımızı sürdüreceğiz. Fiziki yapının tahrip edilmesine rağmen, farklı yol ve yöntemlerle gerçekleri gelecek nesillere aktarmaya dair çalışmalarımızı kararlılıkla yürüteceğiz. Sur’da yaşanan benzer bir yıkıma karşı nasıl sessiz kalmadıysak, burada da her istediklerini yapmalarına izin vermeyeceğiz. Yapılanları teşhir edecek, topluma gerçeği aktarma misyonumuzu yerine getireceğiz.