• Bu süreç, çok dinamik bir süreç. Hem bir müzakere sürdürüyorsun hem de bunun toplumsal mücadelesini veriyorsun. Fakat şunu da bilmek gerekiyor: Bir kapı açılınca başka bir kapının önüne geliyorsun. Bu defa onu açmak için uğraşıyorsun. Dolayısıyla bu, adım adım ilerletilecek bir süreç.
  • HDP ile başlayan DEM ile devam eden, Türkiye demokrasi güçleriyle ortak politik mücadele zeminlerini aşan ve daha da güçlendiren yeni bir toplumsal hareketi açığa çıkarmak gerekiyor. Süreç, Türkiye'de demokratik dönüşümün imkanlarını açığa çıkaracak yeni bir toplumsal ve siyasal hareket oluşturma ihtiyacına işaret ediyor.
  • Biz yıkımın içerisinden kendimizi yeniden var ettik. Şimdi bu varoluşu demokratik bir toplum modeliyle yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Bu, siyasetçilerin tek başına yapacağı bir iş değil. Bu sorumluluk bugün hepimizin omuzlarında.
  • Eğer bu süreci doğru kavramaz ve sadece devletin atacağı adımlara kilitlenirsek pasif bir konumda kalırız. Aktif bir özne olarak bu inşa sürecine katılmamız, mahalle mahalle, köy köy, sokak sokak bu yeni yaşamı örgütlememiz gerekiyor. Ancak o zaman kalıcı ve onurlu barışı inşa edebiliriz.

AZİZ ORUÇ/İSTANBUL

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin hukuki zeminini oluşturması beklenen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi, geçtiğimiz hafta 358 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığı'na sunuldu. Kamuoyunda ‘çerçeve yasa’ olarak bilinen teklif, yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından Meclis Adalet Komisyonu'nda kabul edildi dün ise Meclis Genel Kurulu gündemine geldi. Yasanın kapsamı, kimleri kapsayacağı, geri dönüşler, tahliyelerin nasıl gerçekleşeceği ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarına ilişkin tartışmalar ise sürüyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı, siyasetçi Gültan Kışanak ile yasanın önemini ve eksikliklerini, müzakere ile mücadele arasındaki ilişkiyi ve sürecin demokratik bir toplumsal inşaya nasıl dönüştürülebileceğini konuştuk.

‘Çerçeve yasa’yı nasıl değerlendirmek gerekiyor? Yasanın kapsamı ve eksiklikleri açısından nasıl bir çerçeve çiziyorsunuz?

Bu yasa, Kürt sorununun çatışma boyutunun çözümü konusunda önemli bir imkan yaratacak. Bu anlamıyla önemli buluyoruz. Ciddi eksiklikleri de var. Ancak bir başlangıç olarak önemli olduğunun ve geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyoruz.

Çünkü şöyle bir durum var: Kürt sorunu çok kapsamlı, katmanlı ve tarihsel bir sorun. Bunun yasalarla ve Anayasa'yla ilgili boyutları var; bölgesel ve küresel gelişmelerle ilgisi var. Yani çok katmanlı, tarihsel arka planı da uzun zamana yayılan bir sorun. Bütün boyutlarıyla tek bir yasada çözmek mümkün değildi. Bu bir başlangıç. Yaklaşık 40-50 yıldır sürdürülen yoğun bir çatışma ve savaş ortamı var. Bunun yarattığı büyük sorun alanları var. Bu yasa, bunları çözmeye ve Kürt halkının kriminalize edilmesini ortadan kaldırmaya yönelik önemli bir adım.

Eksikleriyle birlikte tarihsel niteliğine de dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü son yüz yıla baktığımızda bile, yetkililerin de deyimiyle, 29 isyan kanla bastırılmış. Önderleri idam sehpasına çıkarılmış, mezarları bile yok. Kimi yerlerde soykırıma varan, sivil kayıpların da yaşandığı ağır ve travmatik süreçler yaşanmış. Gelinen aşamada, hukuksal bir yol açılarak çözüm imkanı yaratılmaya çalışılıyor. Evet, dil, kimlik, kültür ve statü gibi önemli boyutları da var. Ancak meselenin çatışma zemininden çıkarılması, Kürt halkının kriminalize edilmemesi, bu konuda hukuksal bir kapının açılması ve hukuksal bir düzenleme yapılması önemlidir.

Yasanın kendisine dair eleştirilerimiz de var. Yer yer dilini doğru bulmuyoruz. Çünkü meseleyi sadece bazı kavramlarla izah etmek doğru değil. Bütünlüklü bir yasa çıkmadı, kademeli bir yasa çıktı. Bu yönüyle de eksikleri var. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'ın konumunu güçlü bir şekilde ifade eden, yasal ve hukuksal güvenceye kavuşturan bir yasa olması gerektiğini uzunca bir süre ifade ettik, beklentimiz bu yöndeydi. Ancak buna doğru da bir yol açılacağını düşünüyoruz. Bunun mücadelesini de yürüteceğiz. Bu anlamıyla, eksikleri olmakla birlikte tarihsel bir adımdır diyebilirim.

 

Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye'de nasıl bir değişim sürecinden söz edebiliriz?

Bu yasa çıktıktan sonra önümüzde yeni bir yol açılacak. Bu yolun da kendi içinde zorlukları var. Bunları aşmak için yine çaba sarf etmek gerekecek.

Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'ın konumu bu yasada açıkça belirtilmemekle birlikte, bu sorunun çözüme ihtiyaç duyduğu herkesin malumudur. Çünkü Sayın Öcalan, bu sürecin hem politik hem de teorik zeminini oluşturan, neden böyle bir toplumsal barışa ihtiyacımız olduğunu, tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin neden yeniden düzenlenmesi ve daha demokratik ilkeler üzerinde yeniden kurulması gerektiğini ayrıntılarıyla izah eden, tarihsel çözümlemesini yapan ve ortak gelecek perspektifi konusunda güçlü bir irade sergileyen temel aktördür. Devletin de doğrudan muhatap aldığı, bu konuları konuştuğu ve tartıştığı kişidir. Yürütmeye çalıştığımız bu süreç, bir yönüyle hem DEM Parti'nin hem de devlet heyetinin Sayın Öcalan'la yürüttüğü görüşmelerin bir ürünüdür. Bugün iktidar partisinin yetkililerinin bunu açıkça ifade etmesi, bence bir taahhüttür. Bunu kamuoyuna söylemeleri, artık onların da bu ihtiyacı gördüklerini gösteriyor. Bu sürecin daha hızlı ilerleyebilmesi için Sayın Öcalan'ın toplumla daha fazla temas etmesi, gazetecilerle ve akademisyenlerle görüşmesi, sözünü Türkiye kamuoyuna ulaştırması ve çalışma koşullarının, bu anlamıyla özgürlük koşullarının sağlanması son derece önemli.

İkincisi, bu yasa eksikleri olmakla birlikte önemli bir aşama olarak önümüze şunu getirecek: Cezaevlerindeki insanların çok büyük bir kısmı çıkacak. Soruşturması devam edenlerin, kovuşturma aşamasında olanların, yani halen mahkemede yargılananların ya da kaçak durumda olanların, yurt dışına gitmek zorunda kalanların, sürgünde olanların ya da dağda bulunanların gelip siyasal ve toplumsal hayata katılmalarının önünü açıyor. Bu yasa, bu konuda oldukça ön açıcı bir konumda. Zamana yayılmadan bu tahliyelerin gerçekleşeceğini, hem gerilladan hem de sürgündeki kişilerin dönüşlerine tanık olacağımızı tahmin ediyoruz.

Dönüşlerin ve tahliyelerin gerçekleşmesi nasıl bir toplumsal etki yaratır?

Binlerce aile bugün çocuklarının yolunu gözlüyor. Onlara kavuşmak, daha özgür koşullarda birlikte olmak ve yürütülen mücadelenin sonuçlarını görmek istiyor. O anlamıyla duygu yönü oldukça güçlü olacak. Son bir yılda, 30 yıl cezaevinde kalıp çıkan çok sayıda insan oldu. Onlar da ailelerine ve halklarına kavuştular, şu anda toplumsal zeminde onlarla birlikteler. Bunların her birinin çıkışının nasıl karşılandığını gördük. Eğer bu yasa çıkar ve daha fazla sayıda insan gruplar halinde gelip toplumla buluşursa, kriminalize edilme halinden kurtulmaları büyük bir heyecan ve güçlü bir duygu durumu ortaya çıkaracak. Kürt halkı olarak çok şey yaşadığımız için iyi gelişmelere seviniyoruz ama bir yandan da geride kalanları düşünerek hep bir tarafımız eksik oluyor. Bu yasayla birlikte peyderpey bu yolun açılacağını ve o eksiklerin de tamamlanacağını düşünüyoruz.

Habur'dan gerillalar geldiği zaman, toplumsal barışa katkı yapmak için yaşanan sıkıntı ve sorunlarla birlikte, halkın onları nasıl bir coşku seliyle karşıladığını gördük. Ama bu süreçte duygumuzu ve heyecanımızı inşaya çevirmeliyiz. Karşılaştığımız durumun tarihsel bir adım olduğunun ve bunu ilerletmek durumunda olduğumuzun bilincinde ve farkında olarak, daha güçlü bir geleceğe doğru daha güçlü adımlar atmak gerektiğini bilerek duygularımızı ve coşkumuzu yaşayacağız.

Sürecin yapısı göz önüne alındığında, müzakere ile mücadele arasındaki ilişki nasıl kurulmalı ve sürecin ilerlemesi için nasıl bir yol izlenmeli?
Bu süreç çok dinamik bir süreç. Sadece mücadele ve müzakere kavramları bile yer yer bunu açıklamakta yetersiz kalıyor. Hem bir müzakere sürdürüyorsun hem de bunun toplumsal mücadelesini veriyorsun. Fakat şunu da bilmek gerekiyor: Bir kapı açılınca başka bir kapının önüne geliyorsun. Bu defa onu açmak için uğraşıyorsun. Dolayısıyla bu, adım adım ilerletilecek bir süreç.

Dinamik olmasının bir diğer özelliği de çok aktörlü olmasıdır. Kürt hareketinde ve Kürt halkında büyük ölçüde ortak bir politik perspektif olmakla birlikte bölgesel ve küresel gelişmeler var. Yine devletin içerisinde norm dışı bazı çevreler var. Norm devletle bu çevreler arasındaki sorun alanlarının sürece yansımaları var. Türkiye'deki farklı muhalif partilerin yaklaşımları konusunda yaşanan sorunlar ve sıkıntılar da var. Bu anlamıyla birçok aktörün içinde olduğu dinamik bir süreçten söz ediyoruz. O nedenle bu sürecin ilerletilmesini arzulayan, daha iyi bir yere gitmesini isteyen tüm güçlerin samimiyetle güçlü bir dayanışmanın örgütlemesi gerekiyor. Çünkü dinamik süreçlerde böyledir. Nasıl bir toplumsal ağırlık noktası oluşturduğun, açığa çıkardığın toplumsal güç ve toplumsal talep ile mücadele dinamikleri arasında kurduğun ilişki biçimi gidişatı etkiler. Bazen şöyle yanılgılı bir yaklaşım oluyor: “Baştan oturalım, her şeyi planlayalım, ondan sonra bunu adım adım hayata geçirelim.” Bu, tek aktörlü süreçlerde böyle olur. Tek özne, tek aktör sensindir; oturursun, planını yaparsın ve o plan doğrultusunda yolunu yürürsün. Ama biz bu yolda bir başımıza yürümüyoruz. Ortadoğu'daki son derece karmaşık, kaotik, küresel ve bölgesel güç odaklarının da çatışma içinde olduğu bir zeminde, bir halk olarak kendimizi var etmek ve kendimize bir özgürlük yolu açmak istiyoruz. Diğer aktörlerin yaptıkları da sonuçları ve bazı durumları etkiliyor. Bizim eksiklerimiz, yaptıklarımız ya da yapamadıklarımız da süreci etkiliyor. O nedenle Kürt halkı ve demokrasi güçleri kendi öznelik konumlarını en güçlü şekilde örgütlemeli ve açığa çıkarmalılar ki istenilen düzeyde hızlı bir gelişme elde edilebilsin.

Sürecin toplumsallaşması ve örgütlü bir zemine kavuşması nasıl sağlanabilir? Bu birikim, demokratikleşme sürecine nasıl dönüştürülebilir?

Kürt halkı açısından epeyce örgütlü bir zemin var. Kadın hareketinin güçlü bir örgütlenmesi var. Siyasal parti düzeyinde güçlü bir örgütlenme var. Yine toplumsal mücadele dinamikleri açısından güçlü örgütlenme zeminleri mevcut. Hayatın her alanında kendisini az çok örgütleyebilmiş bir toplumsal hareket var. Birincisi, bunların daha koordineli ve birbirine güç veren bir şekilde ortak hedefe doğru kenetlenmesi gerekiyor. İkincisi, kurmak istediğimiz barıştan söz ederken sadece Kürt halkının kendi kendine, kendi anayurdunda yaşadığı bir barıştan bahsetmiyoruz. Birlikte yaşadığımız diğer halklarla barış içerisinde ortak bir gelecek arıyoruz. O nedenle Türkiye zemini açısından söylersem, Türkiye demokrasi güçleriyle daha güçlü bağlar ve daha dinamik ilişkiler kurmak, daha yaratıcı örgütlenme modelleri açığa çıkarmak ve bir toplumsal hareket örgütlemek gerekiyor.

Hepimizin ortak hedefi demokratik bir cumhuriyete ulaşmak. Özgürlüklerin ve demokrasinin daha güçlü olduğu, cumhuriyetin demokrasiyle buluştuğu ortak bir gelecek arzuluyoruz. Türkiye'nin demokrasi güçleri de bunu arzuluyor, özgürlük arayan Kürt halkı da bunu arzuluyor. Bu ortak hedef doğrultusunda daha güçlü bir siyasal ve toplumsal mücadele örgütlemek mümkün. Bunun için herkesin biraz daha fazla çaba sarf etmesi gerekiyor. HDP ile başlayan, ardından DEM Parti ile devam eden, Türkiye demokrasi güçleriyle ortak politik mücadele zeminleri vardı. Bunu da aşan ve daha da güçlendiren yeni bir toplumsal hareket açığa çıkarmak, bunun siyasal ve toplumsal organizasyonunu örgütlemek gerekiyor.

Bu anlamıyla süreç, bir boyutuyla iktidarla ve devletle müzakere ve mücadele zemininde yürürken, diğer boyutuyla Türkiye'de demokratik dönüşümün imkanlarını açığa çıkaracak yeni bir toplumsal ve siyasal hareket oluşturma ihtiyacına işaret ediyor.

Önümüzdeki günlerde bu konularda daha güçlü çabaların açığa çıkacağını umuyorum. Bir süre önce Demokratik Cumhuriyet Konferansı yapmıştık. Çok çeşitli çevrelerden insanlar bir araya gelip cumhuriyetin demokratik dönüşümü konusunda neler yapılması gerektiğini tartışmıştı. Bunu daha geniş bir perspektifle ve daha geniş katılımlarla örgütlemek ve açığa çıkarmak gerekiyor.

Süreçte herkese görev ve sorumluluk düştüğü sıkça vurgulanıyor. İnşa ve toplumsallaşma sürecinde kimlere, hangi görev ve sorumluluklar düşüyor?

İnşa kelimesinin anlamını biraz kavramak gerekiyor. İnşa, yıkılan, kırılan, dökülen, eksik olan ya da ihtiyaç duyulan bir şeyi yeniden kurmaktır. Kürt halkı açısından baktığımızda, son yüz yılda ve özellikle son 40-50 yılda yaşadıklarımız; katliamlar, acılar, travmalar, faili meçhuller, köy boşaltmalar, ekonomik yoksunluklar ve bir halk olarak kriminalize edilmek gibi büyük bir yıkım yarattı. Biz bu yıkımın içerisinden kendimizi yeniden var ettik. Şimdi bu varoluşu yeni bir toplumsal sözleşmeyle, yeni bir yaşam modeliyle, kadın özgürlükçü, ekolojik ve demokratik bir toplum modeliyle yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Bu, siyasetçilerin tek başına yapacağı bir iş değildir. Kadın hareketi kendi alanında bunun inşasını yapacak, gençler kendi alanında yapacak, ekoloji hareketleri, inanç grupları, kültür-sanat insanları kendi alanlarında bu inşayı gerçekleştirecek. Yani yaşamın tüm alanlarına yayılan bir inşa faaliyetinden bahsediyoruz.

Sayın Öcalan'ın da “inşa” derken kastettiği şey tam olarak budur. Yani devlete ya da iktidara endeksli bir yaşam değil, kendi öz gücüne ve örgütlülüğüne dayanan, kurumlarını oluşturan, demokratik özerk yaşamını kuran bir toplum gerçekliği oluşturmaktır. Bu sorumluluk bugün hepimizin omuzlarındadır. Eğer bu süreci doğru kavramaz ve sadece devletin atacağı adımlara kilitlenirsek pasif bir konumda kalırız. Oysa aktif bir özne olarak bu inşa sürecine katılmamız, mahalle mahalle, köy köy, sokak sokak bu yeni yaşamı örgütlememiz gerekiyor. Ancak o zaman kalıcı ve onurlu barışı inşa edebiliriz.