Brüksel’deyiz bugün.

Anadolu-Mezopotamya topraklarının zalim yönetimleri tarafından yüz yıllardır ezilenlerin, dıştalananların, ötekileştirilmeye çalışılanların, yoksulların, emekçilerin, emeğin, kadınların, çocukların, halkların, sürgünlerin yani bütün acılarıyla insanın birleştiği, bütünleştiği bir gün olacak bu gün!
Bugün, Kürt’ün Ermenileştiği, Ermeni’nin Rum’laştığı, Rum’un Laz’laştığı, Laz’ın Türkleştiği, Çerkez’leştiği, Zaza’laştığı; Alevi’nin, Ezidi’nin, Süryani’nin, Ateistin, Müslüman’ın, saymakla bitmeyen bunca rengin, kokunun ve tadın "barış, özgürlük ve çoğulcu, katılımcı, paylaşımcı bir demokrasi" için el ele verdikleri bütünlüklü bir tablonun ressamları olacak ayak takımı.
Bugün, halkların kardeşliğiyle tanımlanan bir gelecek idealinin mimarı olacak ayaklar. Ve kibirleriyle ve zulümleriyle birlikte gömülecekler ihtirasları ve çıkarları için kirlettikleri tarihin derinliklerine, bütün sultanlar bir kez daha!
Bugün, gelecek bütün günlerin ışığı olacak!
Brüksel’deyiz bugün. Türkiye halkları kendi geleceklerini kendilerinin belirleyebilmesi amacıyla buluşacaklar Avrupa Barış ve Demokrasi Konferansı’nda.
***
Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’de barışın ve özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı bir demokrasinin inşası için attığı Konferans adımlarının Avrupa koşusunu tamamlayacağız. Olağanüstü bir ilgi var Konferans’a. Çağrıcılar arasında olduğumu duyan onlarca dost, konferansa katılım için benden de ricada bulundular. Ama öylesine büyük bir ilgi var ki, 250 ile başlayan katılımcı projesi, 300, 400 derken başta öngörülmeyen bir düzeye tırmandı. Mutluluk verici bir ilgi, gurur verici, umut verici. Ama gerçekleştirilmesi elbette mümkün değildi. Gerçekleştirilse de, böylesine bir Konferans’tan beklenen üretkenlik beklenenin altına düşebilirdi. Ama umuyoruz ki bu konferansların yaktığı birliktelik ateşi NeWroz’ların tükenmezliği gibi artık hep bizimle olacaktır. Belki de bu yürüyüş, kalıcı bir barışın ve özgürlükçü bir demokrasinin oluşumu için bir zorunluluk olan Halkların Barış ve Demokrasi Cephesi’nin de ilk adımı olabilir.
***
Brüksel’deyiz bugün. Bilincimizde bir 'geçmiş’ değil bir 'gelecek’ olarak Taksim-Gezi Direnişi’ni de birlikte taşıyoruz. Brüksel’den Anti-Kapitalist Müslümanlar’ı selamlayacağız; cinsel tercihleri farklı olan gruplara yüreğimizin kapısını açarak halay başından mendil sallayacağız; "birkaç ağaç için" kendini ateşe atan direnişçilerle gururlanıp, iktidarların ödünü koparan 'marjinallerin’ büyüklüğü ile yeniden umutlanacağız.
Bugün Brüksel’deyiz ve biliyoruz ki artık Fırat’ın batısı da doğusu da ağaç hakkı, çocuk hakkı, kadın hakkı, emek hakkı, düşünme hakkı, örgütlenme hakkı, kendini ifade etme hakkı ve bil cümle haklar için ayakta olacaktır!
Bugün Brüksel’de Barış ve Demokrasi Konferans’ı ezilen halkların ve emekçi sınıfların ateşinden doğacak yeni bir dünyanın tanımını yapacaktır. Kardeşleri Ankara gibi, Diyarbakır gibi ve elbette HeWler gibi.
***
Devletin ensesindeyiz, süreci yakından takip ediyor ve sıradan insanlar olarak fırsatçılığa, provokasyona, hilelere izin vermemek için sağduyumuzu ve sabrımızı sonuna kadar zorluyoruz. Elbette "Osmanlı’da oyun çoktur!" sözünün öylesine bir "hikmet" değil, tarihsel gözlemlerden süzülmüş bir gerçeklik olduğunu biliyoruz. Ama artık Osmanlıların da yeni Osmanlıların da halkların gücü karşısında biçare kaldıklarını ödediğimiz bedeller üzerinden çok iyi gördük, öğrendik. Kendimize, birliğimize, birlikte mücadelenin gücüne inancımız ve güvenimiz hiç olmadığı kadar yüksek. Oyunbozanı mızıkçı olarak deşifre edip oyunun dışına atabileceğimizi bize öğreten son kork yılı onurla yaşadık.
Kürt hareketi sürecin birinci aşamasına ilişkin sözlerini eksiksiz olarak yerine getirdi. Devlet ise hala iki cami arasında kalmış beynamaz misali, ne yapacağını bilmez bir biçimde ayak sürüyor, zaman harcıyor.
Brüksel’deyiz bugün biz! Ve bir kez daha uyaracağız devleti buradan Anadolu-Mezopotamya coğrafyasının bütün renkleri: Süreci gerçekten özgürlüğe, özgürlükçü demokrasiye taşıyacak olan bu fırsatı gecikmeden değerlendirmek gerekir. Taşı taşıyamayan ayağını parçalar. Şaşkınlığınıza ortaklar aramak yerine usta ayaklardan ders almak gerekir. Sürecin ikinci adımı olan "Yol Temizliği"nin derhal başlatılması gerekir. Tehdit mi sayıyorsun bu söylemi: Evet tehdittir! Üç olasılık var önünde: Ya yaparsın ve kirli adın tarihe bozuk saatin bile bir günde iki kez doğru söyleyebileceği şerhiyle adın üzerindeki pisliğin bir kısmını çöpe atar, ya bugüne keder sağladığın o çirkin mirasınla defolup gidersin, ya da geliyoruz haaa!..
Brüksel’deyiz bugün! Ve yarın her yerde!