
HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, AKP’de korkuyla tasarıya destek veren milletvekillerinin olduğunu belirterek, "Asıl bu düzenleme kabul edilirse korkanların korktuğu başına gelecek" uyarısında bulundu. “Hayır”ı örgütlemek için eski AKP yöneticilerinin sahaya ineceğini söyleyen Bilgen, "Hayır'ın hayrı yeni bir başlangıç olabilir" dedi.
Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin toplumda ve muhalefet partilerinden yükselen tepkilere rağmen Anayasa değişikliği teklifinin Meclis’ten geçme ihtimali yüksek görülüyor. Tasarının ikinci tur oylamadan geçip referanduma gitmesi halinde “Hayır”ı örgütleme kararı alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, konuya ilişkin dihaber'in sorularını yanıtladı.
Tam bir kaos vaat ediyorlar
"Kaybedecek daha ne kaldı sorusuyla başlamak lazım" diyen Bilgen, OHAL koşullarıyla zaten toplumun özgürlüklerini, ekmeğini elinden alma, gasp etme konusunda son derece kötü bir dönem yaşandığını; cezaevlerine bakıldığında nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalındığının ortada olduğunu söyledi. Sanki 'Çok iyi bir ortamda yaşıyoruz, her şey günlük gülistanlık, onların baskısına boyun eğilmezse, istedikleri olmazsa bizi daha kötüsü bekliyor' gibi bir tehdidi kullanmaya çalışıldığını kaydeden Bilgen, "Ama bugün yeterince karanlık, baskıcı ve despotik" dedi.
Eğer onların dediği olursa, bu bitmek bilmeyen hırsları ve beklentilerinin; MHP'nin fiili duruma destek verip hukuki zemin oluşturma arayışının sonunun nerede biteceğini bilmediğini belirten Bilgen, "AKP'ye yakın kimi gazeteciler bir süre sonra hilafet konusunu gündeme getirileceğini söylüyorlar. Başka tartışmalarla kamuoyunu, ülkeyi nereye sürükleyeceklerine dair hiçbir öngörüde bulunmanın imkanı yok, tam bir kaos ve kriz vaat ediyorlar" diye konuştu.
Bunu engellemenin yolu
Bu gidişatı durdurmanın yolunun da "Evet" cephesine bir ders vermekten geçtiğini ifade eden Bilgen, "Toplumu canı istediği zaman manipüle edecek, tehdit ederek, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyi, bir siyaset haline dönüştürenlere ders vermektir. Bunun da önemli bir dönüm noktası 'Hayır' demekle olabilir" dedi.
Onlar korkuyorlar
İki partinin toplam oyları açısından aslında "Evet"in garanti olması; neredeyse hiçbir korku ve kaygı taşımamaları gerektiğini dile getiren Ayhan Bilgen, durumun böyle olmadığını çok iyi bildiklerini aktardı. Sandıkta kendi kitlelerinden "Evet" oyu vermeyecek ciddi bir kitle olduğunu 15 Temmuz'dan sonra topluma yaşattıklarıyla bildiklerini belirten Bilgen, MHP'nin neredeyse üçte ikisinin Genel Merkez'leri gibi düşünmediğine işaret etti. Böyle olunca kendileri açısından korkulmaya değer bir sosyolojik gerçekle karşı karşıya olduklarını söyledi.
Bildiğin AKP’li isimler var
Referandumda "Hayır" için sahaya inecek AKP’liler olduğunu; bire bir bildiği isimlere dikkat çekerek anlatan HDP Sözcüzü Bilgen, şunları söyledi: "Geçen dönemlerde AKP üst yönetimde görev almış, AKP grubunda kritik sorumluluklar üstlenmiş, AKP’nin kuruluş sürecinde neredeyse sacın dört ayağından birisi pozisyonunda olan isimler var. 'Biz sahaya ineceğiz’ diyorlar. Erdoğan'ın bu süreci tamamlaması ardından nasıl bir tasfiye sürecine girileceğini öngörüyorlar. Birlikte çalışmışlar. Erdoğan'ın güçlüyken nasıl diz çöktürmeyi tercih ettiğini, zayıf olunca ancak uzlaşmaya açık olduğunu gayet iyi biliyorlar. Hem kendi gelecekleri, siyasi bir dertleri, niyetleri varsa onun artık mümkün olmayacağı bir döneme girileceği hem de ülke açısından sahaya ineceklerini söylüyorlar. Muhtemelen 'Evet' çıktıktan sonra başka tartışmalar; seçimle ilgili başka takvim planlamaları yapacaklar.
Geçmiş dönemde vekillik, AKP yöneticiliği yapmış isimler kimi vekillere ulaşarak en azından bazı maddelerde 'Evet' oyu vermemeleri yönünde bir takım telkinlerin olduğunu, temasların olduğunu biliyoruz. Bütün ikna çabalarına rağmen bu oya yansımayabilir. Bunun önemli nedenlerinden birisi siyasetteki beklenti meseleleri ve korkudur. Kendini sakladığında geleceğini kurtardığını sanıyor olabilir.
Nasıl bir atmosfer vardı?
Anayasa görüşmelerinin ilk turunda “Soykırım", "Kürdistan" tartışmaları, kürsü işgalleri, Genel Kurulu terk etmeye varan protestolar... Bu atmosferde Anayasa yapmak, konuşmak ne kadar meşruysa ancak o kadar meşruiyeti olan bir süreçten geçiyoruz. Bu kadar yasaklamanın, baskının olduğu; siyasetçinin, milletvekilinin, gazetecinin, akademisyenin rehin alındığı bir dönemde yürütülecek toplumsal tartışma ne kadar verimli ve özgürlük içinde gerçekleşebilir. Meclis'te milletvekili susturarak tartışmayı bastırmak istiyorlarsa yarın sokakta 3 parti birleşerek milletvekiline saldırmayı tercih eden bu yaklaşım kampanya olursa da daha fazlasıyla tezahür edecek demektir.
Bu çatı altında her türlü seviyesiz hakaret ve küfre ceza verilmezken arkadaşımız kullandığı kavramdan 3 birleşim ceza verildi. Bu kavram siyasidir, hukukidir. Kullanmak isterseniz kullanırsanız. Kullananı bu çatı altında görmeye cesaretiniz yoksa bu bir tahammülsüzlüğün ifadesidir. 'Kürdistan' tartışmasında partiler arası ittifak gerçekleşti. Tarihin 10 yılında kullanılmış bir ifade olduğu dillendiriliyor. Bunu söyleyenin de hiçbir önemi olmuyor. Hep birlikte alkışlıyorlar. Ulus'taki bina 1. Meclis hala ayakta. Zahmet edip 2 kilometre ileriye gitseler. Şimdi müze olan Meclis’in duvarlarında yazılan isimlerin yanındaki sıfatlara baksalar bu Meclis kurulduğunda 1920, vekillerin isimlerinin altında Laziztan, Kürdistan mebusu yazdığı görülür. Ama hiçbir şeyi anlamayı, öğrenmeye niyetleri de yok cesaretleri de yok.
AKP-MHP mutabakat hükümeti
Türkiye MHP takviyeli bir koalisyona adım adım gidiyor. Bir “mutabakat hükümeti" kurma arayışı uzun süredir var. Nasıl 15 Temmuz'da Ergenekon çevresiyle ittifak kurdu ve istese de o ittifaktan ayrılması kolay olmuyorsa, MHP'yi bu siyasetin içine dahil ederek bu yolda yürüyecek. Eğer birilerini yarı yolda bırakacaksa bu muhtemelen parti arkadaşları olacak. Çünkü onlarla ilgili güvensizliği çok daha fazla.
Partisinden korkuyor
Düzenlemede bu güvensizliğin etkisi var. Dışarıda Erdoğan'ın bu paketine karşı çalışma yürütenlerin bir iddiası var. Bu paketin en kritik maddesinin 7. madde olduğunu söylüyorlar. Cumhurbaşkanı’nın partisiyle ilişkisini belirleyen madde. Erdoğan'ın asla vazgeçmeyeceği tek madde budur. Çünkü parti içerisinde kendisine karşı bir gelişmenin olacağı kaygısını, korkusunu çok ciddi miktarda taşıyor.
Başarılı çıkarsa baskın seçim
Erdoğan referandumdan kaygılı ama daha çok kaygı taşıdığı şeyler var. Yüzde 51'i bulmaktan kaygı duygunuzda şöyle hesap yaparsınız; MHP'nin oyu ve kendi oyunuzu yan yana koyduğunuz da yüzde 65'leri bulan bir oy oranı çıkıyor olmasına rağmen yüzde 51'den kaygı duyuyorsanız, garanti 'Hayır’ı yüzde 30-40 arası görüyorsanız kararsızlar hariç bu partinizdeki erimeyi gösterir. Yani sizin kendi aldığınız oy bile bir başka partiyle birleşerek ulaşamayacağınız bir oy düzeyine inmiş demektir. Burada bir seçimi daha göze almak konusunda ciddi riskler görüyor. Tam tersine başarılı çıkarsa bir 'baskın seçimi' gündemine alabilir. Hem parti içi tasfiye hem de ileri yıllarda alamayacağı oyu daha fazla erimeden almak isteyebilir. 'Hayır' çıkma durumu bir seçimden çok parti içindeki dengeleri değiştirecektir. Bugünkü AKP yönetimi kalmayacak mesela. Yeni başbakan görevlendirmeleri yapılabilir, daha akrabadan birisi mi olur MHP'nin dahil olduğu koalisyonda yeni görevlendirmeler mi olur ama referandumdan sonra bir çok siyasi parti kendi içinde ciddi bir tartışma yaşayacak.
Hayır’ın sebepleri çok
Partisinin Grup toplantısında konuşan HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, referandumda "Hayır" demek için çok sebepleri olduğunu söyledi.
Bilgen, Genel Başkanı dahil bazı CHP’liler 'muhalefet' yaptıklarını sandıkları söylemlerine dikkat çekerek, eleştiriler yöneltti: "Birileri 'Hayır' demek için neden bulamıyor olacak ki bindikleri dalı değil kendi ayaklarını kesiyorlar. Dedikodu üretiyorlar. Biz gizli ‘Evet’ verecekmişiz. Bizim halkımız o kadar saf ki, şehirlerini kimin yakıp, yıktığını bilmiyorlar. Onun için Erdoğan yetkileri alınca onlara eyalet vadedeceklermiş. Onun için ‘Evet’ diyecekmişiz. Sizin ‘Hayır’ demek için başka nedeniniz yoksa, bulamıyorsanız söylenecek şey yok. Bizim için her şey çok açık. Onlar bizimle görünmekten korkarken aslında bizimle eşit onurlu yaşamaya dair vizyonlarının olmadığı görülüyor. Biz ezilen halkımız için ‘Hayır’ diyeceğiz. Yok edilmeye çalışılan, talan edilen yeraltı-üstü zenginliklerimiz için ‘Hayır’ diyeceğiz. Kadın özgürlüğü için ‘Hayır’ diyeceğiz. İnanç özgürlüğüne dayalı bir laiklik için, emek ve özgürlükler için ‘Hayır’ diyeceğiz..."
Öncesi de sonrası da darbenin parçasıdır
Bilgen, 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren "Yurtta Sulh Konseyi"nin istediği parlamento ve anayasa değişikliğinin farklı olamayacağını belirterek, "Güya darbeyi püskürttük, engelledik. Ama parlamento darbecilerin hayal edeceği bir anayasayı bu topluma layık görüyor. Sonra da darbe ile mücadele etmekten bahsediyor. Bu başkan aşağıya bir oyundur, kandırmacadır. 15 Temmuz'un öncesi de sonrası darbenin bir parçasıdır. Bu düzenlemelerle parlamento yeniden darbeye maruz bırakılıyor" diye konuştu.
Darbe devam ediyor
Bilgen, 12 Eylül ile bugün arasında rakamlarla karşılaştırma yaptı. 12 Eylül'de 30 bin kişinin işten çıkarıldığını hatırlatan Bilgen, "Bugün 135 bin kişinin işine son verildi. Orada 3 bin 800 öğretmen işten atılmış şimdi 35 bin öğretmen işten atılmış. Yani 10 katı. O zaman 120 öğretim üyesinin görevine son verildi şimdi 7 bin akademisyenin işine son verildi. Yani darbe devam ediyor. Siyasete, topluma, ekonomiye yönelik saldırılar aslında tam da darbenin devam ettiğini çok net şekilde gösteriyor" dedi.
Tek millet, geniş otoban
Bilgen, Türkiye'deki mevcut yönetimi, Hitler ve Franco yönetiminde kullanılan yöntemlerle de karşılaştırdı. Nazi Almanyası’nda ne çok kullanılan sloganın "Tek millet, tek imparatorluk, tek millet" olduğunu söyledi ve "Tanıdık geliyor değil mi bu ifadeler. Nazilerin en çok övündüğü şeyler geniş otobanlar. Yine çok tanıdık değil mi? Hitlerin propaganda bakanı Almanya’daki bütün medya organları üzerinde büyük bir baskı uygulandı. Bizden uzak olsun bizim ülkemizde böyle şeyler alsa olmuyor" dedi. Bilgen, diktatör Franco yönetiminde de örnekler vererek, "3 başlıkta buradan aktaralım. İktidarın tek elde toplanması, toplantı ve gösteri yürüyüşü yasağı. O zamanlar sayıyı 20 ile sınırlı tutmuşlar. Ve üçüncü yine basın üzerinde kontrol kurmak siyasetin rutini olmuş" diye ifade etti.
MHP ve CHP’de rahatsızlık var
Meclis’te, sokak ve parti örgütünde çok açık bir rahatsızlık var. Dolayısıyla bu mutlaka yeni kongre sürecini beraberinde getirecek. Ben CHP'nin de benzer bir süreç yaşayacağını düşünüyorum. CHP zaman zaman kısmı gerilim siyaseti yürütse bile kritik noktalardaki ittifaklara tepki veren, Genel Kurulu terk eden milletvekilleri var. Daha önce tezkere meselesi, İsrail anlaşmasında, milletvekillerinin yargılanması konusunda ve birçok konuda farklı eğilimlerin olduğu açığa çıktı. Bunları da önümüzdeki günlerde göreceğiz. Aslında 'Hayır’ın hayrı belki Türkiye'de gerçekten bu yaşadığımız karanlık dönemi aşma konusunda bir yeni başlangıç olabilir. Siyasi dengeler belki de toplumsal beklentiler karşısında yeniden şekillenmek zorunda kalabilir.
Tavşan ile tazının hikayesi
Anayasa görüşmelerinde "Köpekler giremez" şeklinde yazılı kağıt tutan AK Partili vekiller için de Bilgen, ünlü bir fablla şöyle cevap verdi: "Köpekler tarih boyunca insanlığın yol arkadaşıdır ve sadakati temsil ederler. İbretlik fabllar vardır. Tavşan ile tazının hikayesi. Tavşan avcının hedefidir. Tazı tavşanı kovalar, nefesi yetmez. Tavşan da durur tazıyı izler. Tavşana seslenir tazı, 'Ey tavşan kardeş benim bacaklarım senden uzun, senden daha güçlüyüm ama sana yetişemiyorum.' Tavşan ibretlik bir cevap verir: 'Sen iki kemik için koşuyorsun bense yaşamak için koşuyorum.' Siyaseti hangi değerler için yapıyorsanız gücünüz o kadar olur. Sadece parti başkanı için siyaset yapıyorsanız nefesiniz yetmez."
ANKARA