Amed… Sırlarını surlarına fısıldayan şehir. Topraklarına göz koyan kim varsa onlara karşı her daim burçlarıyla dimdik direnen, her daim ayakta kalabilen, yıkılmayan şehir. Binlerce yıllık tarihine Ortadoğu’nun en eski, en yerleşik halklarıyla kolkola durup stranlar sığdırabilmiş bir kent. Daha geçen yüzyıl başlarına kadar Ermenisi, Asurisi, Kürdüyle aynı sokakta yaşamış, aynı avlunun çeşmesinden su içmiş halkların kendi inanç ve kültürleriyle birarada yaşadığı kadim kentten bahsediyorum. Aradan bir asır geçmiş; tam bir yüz yıl. Dile kolay. İnsanlık ailesi bir yüzyıla çağdaşlığı, bilimde ilerlemeyi, sınırları kaldırmayı sığdırırken, bahsettiğim bu halkların yazgısına da soykırımlar, sürgünler, mallarının ve evlerinin yakılıp yıkılması düşmüş hep. Öyle bir an gelmiş ki bu yüzyılda, örneğin Asuri ve Ermeni halkından kimse kalmamış bu kentte. O kent ki bir zamanlar nüfusun yarısı neredeyse Ermeni, Süryaniymiş. Şeyh Said isyanının da olduğu ’28 isyan’ ve 90’larda yaşanan savaş suçları bir yana, son 1.5 yılda yaşananlar, geçen yüzyıl başka halklara yapılanların bir özetinin Kürtler üzerinde denendiğinin açık göstergesi.
Kürtler ve onurlu barıştan yana olan diğer halklar, 7 Haziran seçiminden önce de bombalarla, linçlerle, gözaltılarla geçirdi süreci. 8 Haziran sabahı aslında halkların sandıklarla verdiği kardeşlik ve barışçıl çözüm mesajına iktidar tarafından ahlaklı ve vicdanlı bir yanıt verilmiş olsaydı bu arada şehirler yıkılmayacak, binlerce insan bugün aramızda hayatta olacaktı..ama 13 yıl boyunca iktidarı tek başına elde tutmanın verdiği egemenlik zehirlenmesiyle, bu sonuç görülmek istenmedi ve şimdilerde yaşananlara bakın.
Gerçekten de bunun tek bir adım ötesi yok. Cizre’de tüm dünyanın gözleri önünde canlı telefon bağlantıları esnasında diri diri yakıldı insanlık. Yanan sadece Kürdün bedeni değil, insanlık adına taşınan tüm değerlerdi aslında.
Nusaybin’i, Gever’i, Sur’u, Dargeçit’i, Şırnak’ı ve diğerlerini yaktılar sonra. Şırnak’ı bırakmadığı için şimdi de halkın çadırlarını yakıyorlar..
Halkın mülkiyetlerine el koydular. Adına da “kamulaştırmasız el koyma” dediler.
Hamile kadınları, 6 aylık bebeleri, 75 yaşındaki dedeleri kurşunladılar. Adına “terörist öldürdük” dediler.
Bir baro başkanını, Tahir Elçi’yi, binlerce yıllık Dört Ayaklı Minare önünde vurdular. Nedeni açıktı. Devlet ezberini bozduğu için, teröre gerçek tanımını verdiği için vurdular onu. Büyük bir komployla hem de. 24 gün sonra 1 yılı dolacak. Ama iktidarın derin ve karanlık dehlizlerinde vurulan herkes gibi “faili meçhul” dediler. Faili biliyoruz oysa ki biz.
Şimdi de halkın binbir emekle, alınteriyle, bedelle ulaştığı yerel yönetim kazanımlarına el uzattılar. Amed Büyükşehir Belediyesi, 12 Eylül faşist askeri darbesinden sonra ilk defa Ankara’nın yolladığı kayyumca gasp edildi. Bir zamanlar kültür ve sanat festivalleriyle, ana dilde eğitim hakkını kullandıran Zarokîstanlarıyla, tiyatrosuyla anılan bina, koskoca bir karakola dönüşmüş durumda. Bir zamanlar bu kentin saklı tarihine dair ne varsa açığa çıkartan pratiğiyle, direnen emeğiyle, halkına öncülük etmesiyle anılan bir yer, şimdi ayaklar altında. Gasp altında. İşgal altında.
Eşbaşkanları korsanvari bir yöntemle alındı; yetmezmiş gibi bir de Kandıra Cezaevine sürgün edildi. Kürtlere ve muhaliflere ait ne kadar TV, radyo, gazete, ajans varsa el konulduğu için yaşanan tüm bu gasplar, AKP’nin yeminli yalancı-basını tarafından hiç haber konusu bile edilmedi. Edilse de ezber açık: “onlar zaten terörist!!” Peki bu kadar insanlık suçunu işleyenler asıl bu vahşetin terörizm olduğunu bilmiyor mu?
Neymiş; ’15 Temmuz Allah’ın bir lütfuymuş!’
Neymiş; ‘olağan süreçlerde yapamadıklarını şimdi OHAL vesilesiyle’ yapıyorlarmış.
Neymiş, parsel parsel halkın topraklarını AKP belediyeleri, FETÖ mensuplarına peşkeş çekerken aslında kandırılmışlar..
Kendilerinden görmedikleri herkes işsiz, evsiz, dilsiz, habersiz kalsın istiyorlar.
Nüfusun yarısı yansın, kül olsun, açlıktan ölsün, cezaevlerinde çürüsün istiyorlar.
Çünkü “Türk tipi başkanlık” bunu gerektiriyor!
İşte Nazi ve Mussolini dönemini 21. yüzyılda aratmayan bu uygulamaların bir nedeni de Kürtler Cizre’de bodrumlarda yakılırken “batısının” ses vermemesiydi. O yüzden şimdi Cumhuriyet Gazetesi de basılır, Vakfına da kayyum atanır, muhalifleri de tutuklanır…
Çünkü bunların Türk tipi başkanlıktan anladığı şey; tek millet, tek din, tek dil, tek medya!
Burası AMED.
Bilmiyorlar ki ateşin ve güneşin evlatlarıdır bu halk ve yeniden küllerinden doğar… Çok daha güçlenerek, çok daha bilenerek karşınıza dikilirler…