Demokratik olmayan ülkelerde çok fazla, hatta hiç bir zaman haktan, hukuktan, eşitlikten bahsetmek olmaz… Bayıra karşı yatır, tırmala, kaşı, arkasından da, saldım bayıra, Allah kayıra… Tesadüf yaşarsınız işte… O demokratik olmayan ülkelerin demokratik olmayan başbakanları, cumhurbaşkanları, devleti erkânı ha bire sakız çiğner gibi „biz çok demokratız, o kadar çok demokratız ki; demokrasi bizden sorulur…“ diye maval okurlar… Burada ki amaç olmayan demokrasilerinin üstünü örtüp pişkin pişkin sırıtmaktır aslında… Çoğu da çakma bıçkın delikanlıdır hani „İtiraz eden mi var? Yan bakanı götürürüz alimallah?” der, o gül gibi geçindikleri, demokrat olmayan ülkelerinde sokakta insan bırakmayıp tıkarlar beş yıldızlı zindanlarına.
„Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz“ sözü demokratik olmayan ülkelerin siyaset okullarında doğal olarak öğretilmez… Çünkü bu iki kavram da tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde ise hak yeme, sömürü, eğrilik, azgınlık vardır. Orada da ne adalet, ne de asalet olur…
Türkiye, demokratik olmayan bir ülke tanımına dahi giremiyor, tam keşmekeş bir halde… „Abdalın dostluğu köy görününceye kadardır.” Ya da „Köprüyü geçene kadar ayıya „dayı” hesabı, diyen bir hükümetin yönettiği ülkenin fotoğrafı içler acısı… İnfazlara, ayrımcılığa, ötekileştirmeye, çatışmalara, dağı, taşı bombalamaya, inkar ve asimilasyona kadar devletten kaynaklı sorunlar her geçen gün daha da bir derinleşerek artıyor. Velhasıl halk için var olan devlet, Türkiye de başka bir mecrada yol alıyor. Devlet halk için değil, halk devlet için var. Hal böyle olunca da halkla devlet arasındaki mesafe de gittikçe açılıyor. Açılan mesafe beraberinde baskının, şiddetin ve adaletsizliğin dozajını halka karşı artırıyor…
Birkaç gün önce yine yüzlerce insan gözaltına alındı, çoğu sendikacı olan bu insanları 2009 yılında başta Kürtlere, devamla da Kürt dostlarına siyasi bir kararla başlatılan sürek avının bir devamı olarak topladılar ve tecrübe ile sabittir ki; büyük bir kısmı da tutuklanacak…
 Son on altı günde 445, kırk yedi gün de ise 1332 gözaltı… Ben bu satırları yazarken kim bilir nerede kaç gözaltı ve tutuklama daha oluyordur… Yalnız 1400 kişilik bir listeden söz ediliyordu vakti zamanında, şu ana kadar bu rakamın kaç katı insan tutuklandı… Ayıp olmuyor mu beyler, erkekliğe sığar mı? Listeyi ne diye şişirip duruyorsunuz… Her sıkıştığınızda, her başınız derde girdiğinde de kamuflajınız hep Kürtler oluyor…  „açılım” diye diye, saçıp duruyorsunuz ortalığı…
Tabi hal böyle olunca AKP’nin „Kürt açılımı“na Diyarbekir’in qırıkları, „yüri ense tıraşın görax” ya da „hade yüri boyın görax” diye maytap geçiyorlar… Oysa zamanında „Dağdan inin, ovada siyaset yapın” dememişler miydi? Ama bunlar düz ovada keklik avına çıkmışlar… „Kekliyoruz” diye seviniyorlarsa, durum hiç de öyle değil. MİT, İT, TİT, polis, yargı, cemaat, dolana dolana ay dolanaraktan düğümleniyorlar haberleri yok…
Düne kadar haberleri izlerken, gazeteleri okurken dehşete düşüyordum, şimdi ise tiyatro da amatör bir oyuncunun sergilediği çok kötü bir komediyi izliyor ve acı acı gülüyorum…