Onu kaybedeli tam on yıl oldu. On yıl önce bugün (19 Ocak 2007) bir barış güvercinini Hrant Dink'i vurdular.

Aradan bunca zaman geçmesine rağmen tetikçinin arkasındaki asıl suçlular ortaya çıkarılmadı.   

Hatırlayalım: Hrant Dink katledilmeden son yazılarının birinde, içinde bulunduğu ruh halini şöyle belirtiyordu: "… Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce" Ama O, ne kadar acımasız bir sistemde yaşadığımızı aslında biliyordu... Türkiye’de güvercinleri de vururlardı...

***

Dink, Türkiye’de değişik yargılamalara tabi tutuldu ve bazı davaları da hala sürüyordu. 2002 yılında verdiği bir konferansta; ‘Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim’ dediği için, ‘Türklüğü aşağılamaktan’ üç yıl yargılandı ve sonunda bu davadan beraat etti. Bir başka yazısı nedeniyle açılan davada ise, yine Türklüğü aşağılamak suçundan altı ay hapse mahkum oldu ve bu cezası ertelendi. Dink’in yargılandığı iki dava daha vardı.

O, Ermeni kimliğinden dolayı hep horlandı ve dışlandı. Ayrımcılığa uğramanın tecrübeleriyle pişmiş biri olarak katledilmeden bir hafta önce yazdığı bir yazısında her şeyin farkında olduğunu belirtiyordu: "Birileri karar verdi ve ‘Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı... Ona haddini bildirmek gerek’ diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. Abarttığım öne sürülebilir. Ne var ki benim ruhsal algılamam bu... Elimdeki veriler ve yaşadıklarım bana bu iddiam dışında bir seçenek bırakmıyor. İyisi mi şimdi bana düşen tüm yaşadıklarımı ve sezgilerimi sizlere aktarmak. Sonrası sizin bileceğiniz."

Dink zaten epey bir süredir dikkatlerini çekiyor, canlarını sıkıyordu. 1996 yılıyla birlikte, Agos’u çıkardığından beri Ermeni toplumunun sorunlarını dile getirirken, haklarını talep ederken ya da tarihin konuşulmasına ilişkin Türk resmi tezinin hoşuna gitmeyen kendi duruşunu sergilerken, onlara göre çizmeyi aşıyordu. 

Bir ülkede 'öteki' olmak, insani değerlerden nasibini almamışların hazzetmediği ve hazzetmekle kalmayıp bir de potansiyel vatan haini olarak her türlü hak ve hukuk dışı muameleyle karşılık verdiği bir realite hiç eksik olmadı.

Daha dün HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın Anayasa değişiklik teklifi konuşması sırasında “Çoğulculuğu soykırım ve katliamlarla kaybettik" sözü üzerine konuşmasını tamamlamasına izin verilmediği gibi her türlü hakarete maruz kalarak tüm partilerin marifetiyle oturumlara katılmama cezası verildi.

*** 

Dink’in öldürülmesine ilişkin görülen dava 10 yıldır sürmesine rağmen cinayet üzerindeki perde henüz aralanmış değil.

Şunu bilelim artık: Her alanda kendimizle yüzleşmeden, halklara, vatandaşlara karşı işlenen cinayetler ortaya çıkarılmadan demokratik bir yapı kurulamaz. Nokta.