AKP siyasi parti değil, doymayan aç gözlülüğü, her şeye sahip olma, insanları giyimleri, yeyip içmeleriyle kendine benzetme, toplumu polis devleti buyurganlığıyla hüküm altına alma hırsıyla başı dönmüş, “tek kişilik teşkilat”tır. Toplumu avucu içinde tutup, günün havasına uygun olarak avucunun içinde tutma çabasındaki, polisiye teşkilatını andırıyor.

Yer yüzündeki benzeri olarak biraz İran’dır, bunlar. Biraz El Kaide, az miktarda Suudi Arabistan, bir tutam da Katar…
Hepsinin karması olan rejimde, hayat teşkilat başının keyfine göre deviniyor, onun zevkine, çıkarına uygun olan dine, imana, cennetin çayırlarına uygun olmuş oluyordu.
Recep Erdoğan, “imam geldi aşka, imamın aşkı başka” misali eşiyle el ele, “sahne alarak” dini bütün Türk halkına gülümsiyor, fakat iki gencecik yürek, metroda birbirine sokulunca, Orwell’in “Büyük Birader”i misali insanların yatak odalarını da gözetleyen İran, Suudi benzeri ahlak polisi anons yapıyordu:
“Edepli olun ve Türk milletini tahrik etmeyin.”
Cinayet işleyen polislerin adı, Roboskî katliamını yapan katiller silsilesinin saklı tutulması ahlakilik, ama iki çocuğun öpüşmesi ahlaksızlıktı, ey utanç!..
Türk burjuvalar, yıllar yılı dişini sıkıp, bu çağda biraz İran, El Kaide, bir tutam Suudi Arabistan ve Katar hayat tarzına tahammül ettikten sonra, tiksinircesine isyan ediyor, iç savaş başlıyordu.
Yaşananların Suriye’dekinden tek farkı, henüz yakan, yıkan füzelerin devreye sokulmamasıydı. Ama Mısır’daki deve süravileri “Baltacılar”ın benzeri olarak, sopası çivili, eli satırlı, bıçaklı rejimin vandal, vahşi muhafızları, İzmir’den sonra İstanbul ve Konya’da da koruma altında taarruzdaydı.
Polis, “AKP’nin askerleri” misali düşmanla göğüs göğüse çarpışıyor, Recep Erdoğan’ın Kürtler için severek kullandığı deyimle “kadın demeden, çocuk demeden, iki kişiyi nerede bir arada görse, gözünün yaşına bakmadan gaza tutuyor, geride yaralı bıraka bıraka gidiyor, iki ana şehir İstanbul ve Ankara gaz bulutuyla kaplanıyordu. Kafası yarılmış, kemikleri kırılmış, gözü çıkmış yaralı hastane bulunca yaşama sevinci kazanıyor, polisçe öldürülenlere saygı gösterme töreni de yasaklanıyordu.
Teşkilat, yalan tükenince demokrasiye “paydos” diyor, 12 Eylül darbecilerinin sivili kesiliyordu. Kenan Evren, kendisine karşı çıkan batılılara dönüp, “sizde niye Faşist parti yok diye soruyor muyuz?” diyor, İran-Suudi karması teşkilatçı da “siz kendinize bakın” cevabını veriyordu.
Teşkilat, 12 Eylül ruhunu dolaştırarak demokrasi kuşu rolü oynuyordu. Evren’in generalleri, askeri hücumla Taksim meydanını fethetmiş, heykeli kuşatma altına almış, böylece vaziyete hakim olduğunu düşmana göstermişti.
Boynu bükük mağdur rolünde gelmişlerdi. Şimdilerde son diktatör Kenan Evren, dahası “Şarlo”yu bile aratan diktatör karikatürü…
Kenan Evren’i taklitle Taksim’i fethe çıkarken, yolları barikatla tutuyor, heykeli çembere alıyor, böylece hakimiyetini kanıtlıyordu. Şarlo’nun diktatörlüğünde bile böylesi bir enstantane yoktu.
Kenan Evren, Fransa yönetimin kolcusu (tütün bekçisi) olan babasını, meydan meydan dolaşıp, din adamı göstermiş, ama din savaşı başlatmak için Zerdüşt, Ezidi, Alevi’den düşman yaratmaya kalkışmamış, yeni bir Maraş’, Çorum, Sivas’ı tazelemek istercesine “camide içki içtiler” tefleri çalmamış, “Hatay’da 53 Sünni kardeşimi katlettiler” diyerek Alevileri hedef göstermemişti.
Ha, yazı başlığının özüne dönersek, herkesi, bütün kesimleri dolandıranlara nihayet isyandır. Birikmiş öfkenin patlaması, Teşkilatın kusulmasıdır.
İlk isyancılar, Kürdistan’daki vahşeti, vandallığı içlerine sindiremeyen, çaresizlikten suskun kalmış burjuva vicdanıdır. Bazılarının anne, babalarını tanıyor, nasıl yetiştiklerini, Kemalistlerden ayrılan vicdanlarının menzilini biliyorum. Servet yükü üstünde oturan zengin değil, ama kütüphanesi olan evlerde doğan, doğarken internetle tanışan, iyi okullardan mezun olan, kısacası kültür ve sanat sarmalında insani değerleri içlerine sindirerek yetişen gençlerdir.
Ağaç katillerine patlamaları, birikmiş sabrın taşmasıydı. Artık dikiş tutmayan yalanlara, insanların zekasıyla alay eden sosyal dolandırıcılığa, kalıbına uydurulmuş hırsızlık, para eden her şeyin talanına, dahası adım adım yerleştirilmeye çalışılan İran-Suudi yaşama biçimine patlamadır, isyanın asıl sebebi.
Gidiş başlamıştır. Durdurtmak mümkün değildir, artık.
İran’da, Şahlığa karşı da böyle başlamış, hareketi sonra Mollalar ele geçirmişlerdi. Yazık ki TC’de de Teşkilatın alternatifi, yine öteki Teşkilat. Çünkü, başkaca örgütlü güç yok…