Cannes Günlüğü / Fehmi Ktar


Haneke’nin 70’inci Cannes Film Festivali’nde yarışan filmi “Happy End/Mutlu Son”un hedefinde, diğer bütün filmlerinde olduğu gibi yine burjuva yaşamının sahteliği ve sıkıcılığı var. Altın Palmiyeli “Amour”un devamı niteliğinde filmin başrolünde yine burjuvazi var. 

Yoksul mülteciler ile burjuvazinin benciliğini, sevgisizliğini ve yabancılaşmasına sert eleştiriler getiren Haneke’nin diğer bütün filmlerinden farklı olarak Mutlu Son’da, kara mizah en önemli yenilik olarak karşımıza çıkıyor.

 ‘’Mutlu Son kariyerimin son oyunu. Haneke’nin hatırı için geldim’’ diyen 86 yaşındaki usta oyuncu Jean-Louis Trintignant, filmde yine muhteşem bir performans sergiliyor.

Eşi kısa süre önce ölen, tekerlekli sandalyeye mahkum Goerges (Jean-Louis Trintignant) eşi ile birlikte ölmediği için intihar eğilimine girmiştir.

Sorunlu, sıkıcı bir aile

Babasından devr aldığı aile şirketini yöneten soğuk yüzlü Anne Laurent’ın (Isabelle Huppert) ise bir türlü büyümeyen sosyopat oğlu ile uğraşmaktır. İş hayatında başarısız olan Anne’nin doktor kardeşi Thomas’ın da çok sağlıklı olduğu söylenemez. 

Filmin öne çıkan karakterlerinden biri de 13 yaşındaki Eve’dir. Annesi intihar teşebbüs edip hastahaneye kaldırılınca babasının yanına getirilir. Sonra babasının ikinci eşini de aldattığını öğrenir. Eve, annesi gibi intihar girişiminde bulunur. İntihar nedeni babasının yeni doğmuş bebeğine rağmen eşini aldatması değil, yeni eşini de terketmesi durumunda kendisinin de eve gönderileceği kaygısıdır.  

Yeni sömürü düzeni

Haneke’ye belki de üçüncü kez Altın Palmiye’yi getirecek bu filminde, modern köleciliğin ve yeni sömürü düzeninin ‘yumuşak yüzü’ sert bir şekilde eleştiriliyor.

Filmde, zengin Fransız ailesinin yanında çalışan İngiltere’ye geçmek isteyen mülteci Faslı ailenin sistematik olarak ırkçılığa maruz kaldığını görüyoruz. Zaten filmde Faslı aileden “kölemiz” diye bahsedilir.

Film Calais’ta çekildi

Haneke’nin mültecilerin yaşadığı drama ile ilgili asıl olarak en büyük mesajı, filmi binlerce mültecinin çadırlarda yaşadığı, ‘mülteci ormanı’ denilen Calais’te çekilmiş olmasıdır. 

Tek başına sahneler ilk başta anlaşılmıyor olsa bile, yaz-bozun parçaları yavaş yavaş birleştikçe, mesajda netleşiyor. Sahnenin arka tarafında oluşan olaylar veya rastlantıların anlamı, sahne aktıkça ortaya çıkıyor: Haneke burjuvanın şaşalı görkemi içinde yaşayan zengin bir Fransız aileyi hiçbir örtü olmadan seyircilere sunuyor. Ailenin her biri ayrı bir problemli olan üyelerinin hiçbir diğeriyle duygusal bir bağ kurmuyor. Ve dışarıya gösterdikleri sağduyuluklarından eser yok. Öyle görünüyorki ailenin nesilden nesile aktardığı güç ve para sonunda aile için zehire dönüşüyor.