Ahlaksızlığı ticari ahlaklık olarak gören, her türlü kandırmaca kirliliğini marifet sayan işportacı ruh, siyasi parti olursa kalabalıklar kandırılmayı bekleyen aklı kıt müşteri yığını olur.
‘Kazanç söz konusu ise bütün yollar mübahtır’ üç kağıtçılık yolunun mucidi İtalyan Makyavel’in ruhu da şaşkınlıktan dimdik ayakta dikilir.
AKP kadroları, sokak işportacılığından gelmedir. Türk toplumunun ruhunu bu deneyimlerle ezberlemişlerdir. Sokak zanaatının ustalıklarını kullanma ve kendisinden önceki siyaset esnafının yöntemleri sayesinde, kalabalıkları cezbedip, yarısını peşlerinden sürüklemeyi başarmışlardır. Onlar nimet çayırlarında koşarken, bazılarını da yemleyerek…
Süleyman Demirel, mitinglerine gitmeden önce, o şehirdeki namdar bazı kişiler kalabalık arasına dağıtılıyor, o da anını yakaladığında isimleriyle hitap ediyor, kimilerini yanına çağırıp yanağından makas alıyor, buna tanık olan kalablıklar, “aman Allah bu ne hafıza, bu sevda ki, şehrimiz insanlarını isim isim biliyor” şaşkınlığının sevinciyle kendinden geçiyordu.
Recep Tayyip’in ustası Necmettin Erbakan, Müslüman sayımı ile ağzını açıyor, kendisine sadık olmayanları İslam’dan saymıyordu.
Recep Tayyip, aynı kurnazlığın taktiğiyle gittiği yerlerde, ülkenin genel sorunları ve açların karınlarını doyurma yolları  yerine, “öyle başa, böyle tarak” misali, o şehirde doğmuş, her biri kendi alanında yerel ün yapmış isimleri, türbeleri sayarak takdir topluyor, bu yoldan kazandığı oylarını artırıyor.
Dün Kayseri’deydi. Kayseri Ermenisi Mimar Sinan’ı da Türk yaparak eserlerini sıralıyor, kalabalık yarı uykulu halde ağzı açık, uyandıkça “bu ne büyük feraset, bu nasıl güzel konuşma böyle” mırıldanmalarıyla alkışlarını boca ediyordu.
Siyasi parti dediğimiz, “al gülüm, ver gülüm” çeteciliğinde, artık alışılan kandırmacadır, bu yollar.
Yutan yutuyor dünyasında, tepedekiler deveyi hamuduyla yutarken, alt kollar paylarına düşene fit olurlar. İşporta çeteciliği böyledir.
Böyle de, bir tek özgürlük sevdalısı, haysiyetli Kürtlere laf geçiremiyor. Başına yem çuvalı takıp, yanına aldığı Kürt tiplerine rağmen işportacı kurnazlığı onlara sökmüyor.
 “Türk oğlu Türküm” teranesiyle çalmaya, götürmeye ortak olma imkanları varken, gasp edilmiş yurtları, el konulmuş hakları, özgürlük ve onurlarının sevdası peşinde koşmalarını da anlayamıyorlar. İnsani değerleri kavrayamadıkları için, bütün vahşi kinleriyle saldırıyor, başına yem çuvalı geçirdikleri Kürt tipleri de yanlarına alarak fesat ile fitne körüklüyorlar.
Onur mücadelesi veren Kürtleri, kendileri gibi yem torbasını görüp, paranın hışırtısı, çıkar musluğunun sesini duyunca, sevdalarından vazgeçeceklerini sanıyorlar.
Kürtlerin topkeyün mücadeledeki birliğini bozup, güçlerini eritecekleri düşüncesiyle, alım-satım merkezleri kurup, yandaşa yatırım yapıyorlar.
Kemal Burkay’ın devlet projesi olarak “ithali” bu amaçla yapıldı. Onu gören Kürtlerin, şeref davalarından vazgeçip, işportacılar safında, ‘AKP Kürdü’ kesileceğini sandılar.
Fakat, ithal mallarını bir kaç televizyon dolaştırdıktan sonra, beklentilerinin boşunalığıyla kala kaldılar. Sonuç büyük bir hayal kırıklığıydı.
Çünkü Kürtleri bölüp, bir kısmını AKP yandaşı yapabileceği beklenirken, fitne tutmamış, tam tesine kayıplar vermiş, yeni katılımlarla Kürtlerin safları sıklaşmıştı.
“Kemal Burkay’da aldandık, o işe yaramadı, Leyla Zana’ya alalım” mı dediler, her neyse, ikinci hamleye geçtiler: Leyla Zana…
Hürriyet gazetesinin yol açıcılığınden sonra, Recep Tayyip, ardı ardına tam üç kere, “Zana isterse görüşmeye hazırım„ diye talepte bulundu. Talebi gerçekleşti.
Sonrası mı?
Zana’nın saf tutmasından umudu kesen Recep Tayyip, görüşmeden çıkınca hayal kırıklığını küfürler, hakaretlerle dile getirdi. Veysi Sarısözen’in o muzipçe ifadesiyle, öfkesine yenilmiş kabadayı olarak, küfürden Barzani’ye de pay ayırarak.
Leyla Zana, ‘AKP Kürdü’ olmaya yanaşmamış, yem torbasına tükürmüştü anlaşılan.
Bir zamanlar akıl hocalığı yaptığı Türkeş’i idam sehpasının gölgesine kadar sürükledikten sonra, şimdi AKP iktidarına “Türk milliyetçiliği” (ırkçılık) konusunda rehber olarak hizmet servisi yapan Taha Akyol da büyük hayal kırıklığı yaşıyordu.
Leyla Zana, kendi gücü oranında da olsa, Kürtleri bölme konusunda, ilmiklenen umudu, suya düşen kağıda dönüştürmüş, beklentilerini berbat etmişti.
Din ve ırkçılığı bir arada karıp satan AKP’nin nevzuhur Ziya Gökalp’i, Necip Fazıl’ı olmaya özenen Taha Bey, yaşadığı şoku “Fakat dünkü açıklaması Leyla Zana hakkında hükümette güvensizlik yarattı. Leyla Zana elbette bir Kürt milliyetçisidir, siyasi emelleri bellidir. Fakat bağımsız olabilirdi, olamamıştır” diye açıklıyordu.
Recep ve hempaları nereden bilsin, dün dağınık olan Kürtlerin, bugün kurtuluşa adanmış bir halk ve herkesin de o halkın etkisinde olduğunu...