Demokrasi, toplumun kendisi ile ilgili kararlara müdahil olabildiği ölçüde anlamlı, işlevsel ve kalitelidir. Demokrasinin temsili bir mekanizma olmaktan çıkıp müzakereci bir sürece dönüşmesi, insanlığın ortak arayışıdır.

Siyasetin çözüm üretebilme kapasitesi müzakere süreçlerini inşa edebilmesi ile ilişkilidir. Bütçe görüşmelerinde sergilenen tavır, diğer sorun alanlarında sergilenen yaklaşımdan farksızdır. İzlenmek, hesap vermek, denetlenmek istemeyen bir iktidar perspektifi, Kürt sorununda nasıl bir tutum sergiliyorsa, ekonomi politikalarında, dış politikada da benzer tutumlar geliştirmektedir.
Sayıştay denetimine bile tahammülü olmayan bir siyasi tavrın, sivil toplum denetimine istekli davranması beklenemez. Nitekim Kürt sorununda diyalog konusunda üçüncü tarafın oluşmasına karşı duran yaklaşımın üzerine oturduğu psikoloji neyse, bütçe görüşmelerinde açıklık ve katılım ilkelerine mesafeli duran tavrın dayanağı da odur.
Nasıl ki, Kürt sorununda üçüncü taraf inisiyatifi gelişmeden ilerleme sağlanamazsa, hazırlanmasından uygulanmasına kadar  bütçe üzerinde etkin bir toplumsal katılım ve denetleme olmadan demokratikleşme olamaz.
Gerek bütçenin geneli üzerinde yapılan görüşmeler, gerekse tek tek bakanlıkların bütçeleri üzerinden yapılan tartışmalar sembolik bir seremoninin ötesine geçmek zorundadır. Bunun gerçekleşebilmesi için örgütlü toplumsal güçlerin paralel izleme yapması gerekir.
Yılın on günü değil bütün bir bütçe uygulama dönemince yakın takip yolu ile hesap sorulabilir. Böyle bir duyarlılık gelişmedikçe demokratikleşme iddiası sözde kalacaktır. Kaynaklarının kullanımında söz sahibi olamayan bir toplumun, diğer karar süreçlerinde etkin olması da anlamlı değildir.
Özel hayatında ekonomiyi bu denli önemseyen bir toplumun,  kamusal alanı kapsayan, bütün toplumu ilgilendiren ekonomik konulara ilgisiz kalması kabul edilemez bir durumdur. Gerçek bir barışın inşası da, insan güvenliğinin garanti altına alınması da kaynakların kullanımı ile doğrudan ilişkilidir. Savaş ekonomisinden barış politikası çıkmaz, çıkarılamaz.
Bütçenin günlük yaşamımızı ne denli etkilediği konusunda toplumunun duyarlılığı geliştirilmedikçe, demokratik haklar ve anayasa konusunda da kapsamlı bir yaklaşım geliştirilemez. Siyaseti ekonomiden bağımsız ele almak nasıl imkansızsa, hukuku ekonomiden yalıtarak ele almak da anlamsızdır.
Türkiye’de güçlü bir toplumsal muhalefetin örgütlenebilmesi için, bütçe başta olmak üzere ekonomi konularında daha ciddi çalışmaların yapılması gerekir. Siyasal polemikler konusunda  yoğunlaşmanın daha kolay tercih edildiği, ancak ekonomi alanında güven verecek bir yaklaşım geliştirilemediği taktirde siyaset elit bir çaba olarak kalacaktır. İktidarın hazırladığı bütçeyi eleştirmenin de ötesine geçerek, kaynak oluşturma ve kaynakları kullanma konusunda somut alternatiflerin geliştirilmesi gerekir.
Özellikle yerel demokrasinin gelişmesi, sadece yetki artırımı değil aynı zamanda alternatif kaynak oluşturma sorunudur.