Bu heyecandan olsa gerek şaka gibi işler oluyor. (Fox Tv sabah haber spikeri döne döne Deniz Gezmiş’in doğum gününü kutladı bugün. Allah Allah!) Cumhurbaşkanı Gül’ün internet yasası ve HSYK yasası ile ilgili yorumları dikkatinizi çekmiştir illa ki. Her ikisine de "bazı sorunlu noktalar var" tespitini yaptı ama ikisini de onayladı. HSYK yasasına ilişkin, 12 maddede 15 noktanın anayasaya aykırılığından söz etti üstelik. Bu yasayı onaylamayı akıl mantık çerçevesinde açıklayamayacağımıza göre, ortamın heyecanına kapılmakla açıklayabiliriz diye düşünüyorum. Hatta Gül’ün topu Anayasa Mahkemesi’ne atarak, şaka lobisine bir katılım daha sağlamayı planladığını iddia etsek yeridir.
Heyecanlı meclis görüşmelerinin ardından şakalananların başında halk geliyor elbette. Başı okşana, itile kakıla mezarı kazılıyor. Zira, HSYK, İnternet, TMK ve ÖYM'lerde değişiklik öngören yasaların ve çıkarılmaya hazırlanılan MİT yasasının hedefinde doğrudan halk var. MİT’in yetkilerini artıran ve yabancı istihbarat örgütlerinin yöntemlerini kullanabilmesini öngören, Guantanamo benzeri işkence merkezlerini kapımıza kadar getiren bir düzenleme ile karşı karşıyayız. "Görev icabı" açıklamasının her türlü cinayeti, işkenceyi, yasa dışılığı yargı denetimi dışına çıkartması, başbakanın izni olmadan MİT üyelerinin yargılanamaması ile sağlanan dokunulmazlık zırhından kimin zarar göreceği belli.
MİT cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerle de görüşebilecek bu düzenlemeye göre; 80'in ağır atmosferinde, işkencelerin, cinayetlerin gırla gittiği zamanlardan bilinen bir uygulamadır bu. Her cezaevinde özel bir işkencehane bulunduğu, MİT ve emniyetin tutuklulara buralarda özel işkenceli sorgular uyguladıklarına dair ne çok anlatım vardır. O günlere dönülme ihtimali ne Erdoğan’ı ne Gül’ü tedirgin etmediğine göre, şakalanmak yine muhalefete biçilen kader…
Eh, haksızlık da etmeyelim. Bu yasalardan bakanlar, başbakan ve onların çocukları da etkilenecekler elbet. Mesela servetlerine el konulamayacak, takip edilemeyecekler, telefonları dinlenemeyecek v.s. v.s. Yani yasaların hışmı halka, muhaliflere, koruması iktidara, zengine, vurguncuya.
Hal böyle olsa da İktidar, kendisine yönelen tehditlerden muzdarip, sahiden(!). Kurtulmak için her türlü yolu deniyor. Derken bir ses duyuyorsunuz "Paralar, paralar, bozulmasın aralar!" Amma, bu tekerleme de, çaresizce söylenen bir temenniden öte geçemiyor. Zira paranın, özel mülkiyetin, kazanç hırsının bozguncu karakterinin saklı yanı kalmadı artık. Bir de, yatırım ve finans sektöründe parayı çalıştırmak diye bir kavram kullanılır. Ancak nafile, bırakın çalışanını, ayakkabı kutularında ya da kasalarda uyutulanlarının bile araları bozucu etkisine çare yok.
Ne yapsın zavallıcıklar şimdi? Ne yapsalar olmuyor işte. Erdoğan’ın dediğine göre; iç düşmanlarla dış düşmanlarla savaştılar, halkın refah seviyesini muasır medeniyetler seviyesine çıkardırlar, askeri vesayeti, darbeleri ortadan kaldırdılar ama kıymet bilen, yetinen kim? Yok asgari ücret açlık sınırının altındaymış, yok düşünce özgürlüğü yokmuş, yok grev hakkı isterlermiş, yok gösterilerde aşırı biber gazı kullanılıyormuş, yok kadın cinayetleri AKP döneminde artmışmış, yok Kürtlere özgürlükmüş… Daha neler neler?
Düşünün ki, Erdoğan ile Bilal telefonda para kaçırmaca oyunu oynadıklarına bile ikna edemediler halkı. Pek çok kentte yine sokaklara döküldü insanlar, neymiş efendim "hırsız var"mış. Sonunda yine göstericiler gözaltına alınmış, dövülmüş, gazlanmış, sulanmış... Anlaşılan o ki, hepsi heyecandan ağabeyler, ablalar. Yoksa AKP ileri demokrasisinde hak hukuk derya deniz!
Bütün kötülükler heyecandan abiler
İnternete düşen gizli belgeler, telefon tapeleri ve ses kasetleri... Bir yarış mı desem yoksa bir savaş mı bilemedim inanın. Bir o yandan bir bu yandan. "Al sana!", "vayy bana mı bu?", "O halde al bu da sana!"... Özellikle talefon tapeleri ve ses kasetleri nedeniyle bugünlerde ortalık çok canlı, çok heyecanlı.