Rusya-ABD’nin Suriye müzakereleri sürüyor. Ortaya çıkacak bir anlaşma, Türkiye’nin Suriye’deki varlığına ciddi bir darbe olacak. Pazarlık, Türk devletinin işgal alanlarını genişletmesi üzerine değil, daha çok Türkiye’nin işgal ettiği yerlerden çıkarılması üzerine. İdlib çatışmaları bu süreci hızlandıracak.

AZİZ KÖYLÜOĞLU / HABER / ANALİZ

Suriye’deki durum bir yandan daha karmaşık bir hal alırken, diğer yandan ilişkilerde sadeleşmeler gelişiyor. “Astana Formatı” ya da “Astana görüşmeleri” olarak bilinen İran, Rusya ve Türkiye’nin zorunlu birliğinin, daha kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Fakat netleşen bir durum var ki, Astana üçlüsünün Suriye’de farklı yapabileceği bir şey kalmadığıdır. Hem Rusya, hem İran hem de Türkiye, Suriye üzerinden bölgesel ve uluslararası çıkarlarını dengelemeye çalışıyor. Ama bunu da artık yapmakta zorlanıyorlar. Şartlar bu üç ülkeyi, farklı vizyon ve amaçlarla Astana toplantılarında bir araya getirse de, bu, Suriye’de olduğu gibi her çatışma noktasında gelmeyecekleri anlamına gelmiyor.

Ortaklar Türkiye’nin çıkmasını istiyor

En son 12’ncisi yapılan Astana görüşmelerinde ciddi pazarlıklar olduğu biliniyor. Astana toplantısında Rusya ve İran’ın, Türkiye’ye güçlerini Suriye’den çekmesi gerektiği yönünde baskı yaptığı yönünde bilgiler bazı kulis bilgilerine yansımıştı. Özellikle İdlib’in temel gündem maddesi olduğu, tarafların bu konu da anlaşamadığı, toplantı sonrasında yaşanan çatışmalarla açığa çıktı. Rusya, Soçi Anlaşması’nın uygulanmasını talep ederken, İran’ın, Türk güçlerinin Suriye’den tamamen çekilmesi talebinde bulunduğu belirtiliyor.

Asıl muhatap Türkiye değil ABD

İdlib’in asıl muhatabı Türk devleti değil. İdlib’in ‘güvenli bölge’ içinde kalmasını öngören Soçi Anlaşması her ne kadar AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yapılsa da, esas muhatabın Rusya ve ABD/Avrupa olduğu yapılan açıklamalardan da anlaşılıyor. Türkiye ile İdlib konusunda bir sonuca varamayan Rusya, konunun esas muhatabı olan ABD ile görüşmelere başladı.

ABD ve Rusya arasındaki İdlib pazarlığının nereye varacağı bilinmez ama Astana formatının bitirilmesi ve Cenevre görüşmelerine dönülmesi karşılığında İdlib’e sınırlı bir kara saldırısına ABD’nin “evet” deme olasılığı yüksek görünüyor. Bu durumda Türkiye’nin, İdlib’teki varlığının ne olacağı en büyük tartışma konusu olacak.

Pazarlık konusu İdlib

Türk devletinin, Heyet Tahrir Şam olarak isim değiştiren Cephet El Nusra (El Kaide’nin Suriye versiyonu) olan ilişkileri artık ayyuka çıkmış. Türk devleti bunu inkara kalksa da, objektif olarak İdlib’teki durumu analiz eden herkes bunu net bir biçimde görüyor. Türk devleti sadece Suriye’de değil, bölgedeki selefi grupların hamisi olduğunu açık bir biçimde söylüyor. Müslüman Kardeşler örgütü üzerinden diğer bir çok gruba destek veren Türk devleti, Kuzeybatı Suriye’de işgal ettiği bölgeleri bu grupları örgütlemek, eğitmek için merkez olarak kullanıyor. DAİŞ’ın artıklarından oluşan HTŞ’nin, Türk devleti tarafından desteklenmesi bu bağlamda yapıyor.

İdlib, görünüşte kendilerini “Suriye muhalefeti” olarak tanımlayan grupların elinde bulundurduğu tek Suriye toprağı. Efrîn, Azaz, Cerablus, Bab gibi Türk devletinin işgali altındaki bölgeleri bu çerçevede kimse değerlendirmiyor. Bu açıdan olası Cenevre görüşmelerinin tek pazarlık sahası İdlib oluyor. Bu görüşmeler başlamadan, bir sonuca ulaşmadan İdlib’in tamamında bir saldırı ve el değiştirmenin olma olasılığı zayıf görünüyor.

Bölgede İran merkezli ve Rusya destekli saldırıların dozajı her geçen gün artıyor. İdlib’teki duruma hem Avrupa Birliği’nden, hem ABD’den hem BM’den açıklamalar geldi. Bu açıklamalar saldırıların durmasını telkin ediyor. Fakat bu telkinlerin İran merkezli İdlib’teki saldırıları durdurmayı veya sınırlandırmayı başaramadığı görülüyor.

HTŞ, görüntüde Türkiye içinde ciddi bir sorun olarak duruyor. Türkiye bu HTŞ görüntüsünü, kendi kurduğu selefi ‘Ulusal Ordu’ içinde gizlemeyi denese de, şimdiye kadar başarılı olamadı. Bunda ‘Ulusal Ordu’ içinde bir araya gelen grupların HTŞ içinde erime korkusu önemli bir rol oynuyor. Türkiye, Rusya ve İran ile birlikte HTŞ’e karşı ortak saldırı düzenlemesi veya en azından Türkiye’nin bu saldırılara sessiz kalmaya zorlanıyor. Görünen o ki, şimdiye kadar Türkiye İdlib’teki saldırılara sessiz kalmayı tercih etmiş durumda. Gerçekte de İdlib’de Rusya veya İran’ın  asıl muhatap Türkiye değil. Asıl muhatap ABD ve Avrupa Birliği. Bu açıdan Türkiye’nin tutum bu güçlerin tutumuma göre değişecektir. Ki, ABD ve Rusya arasında İdlib pazarlığı kızışmış durumda.

‘İdlib karşısında Tel Rıfat’ pazarlığının değeri yok

Suriye’de dengeler hızlı değişebiliyor. İdlib merkezli siyasette de durum böyle. İran bölgede kendisine karşı şekillenen ve Rusya’nın merkezinde olduğu, İsrail ve Türkiye baskısından çıkmak için İdlib’de yeni hamleler peşinde. Bu açıdan Rusya ile Türkiye arasında “Tel Rıfat ver, İdlib’i al” pazarlığının pratikte bir değeri yok. Rusya, Türkiye’yi NATO karşıtı bir konuma çekme gayretleri bağlamında Suriye üzerinden tavizler vermeye hazır. Bunun yanında Rusya’nın, Suriye’deki ortakları rejim ve İran’ın bunu kabullenmesi zor görünüyor. Ki, son günlerdeki çatışmalar da bunu bir kez daha gösterdi.

Tel Rıfat’ın verilmesi Halep için tehlike

İdlib’e karşılık Tel Rıfat pazarlığının Ruslar açısından da bir getirisi yok. Türk devleti HTŞ ve oradaki grupları desteklese de, İdlib konusunda son kararı verecek güç değil. Aynı zamanda Tel Rıfat, Halep’in savunması için stratejik bir role sahip. Buranın Türk devlet ve çetelerinin eline geçmesi halinde Halep’in her an işgal edilmesi riski ortaya çıkacaktır. Bu riski ne Rusya ne de müttefikleri alabilir.

Denge politikasının sonu geliyor

Son birkaç yılda Suriye rejiminde ciddi bir ikilem oluştu. Rusya ve İran arasında sıkışmış olan rejim, denge politikasını yürütmeye çalışıyor. Bütün güçler açısından olduğu gibi Suriye rejimi açısından da denge politikasının sonuna gelinmek üzere. İran, Rusya’nın Türkiye ve İsrail üzerinden kendisini sınırlandırmaya çalıştığının farkında olarak en azından Rusya’nın Suriye’deki Türkiye ayağını kırma derdinde. Tel Rıfat ve İdlib pazarlığının dar zamanda yapılan ve imkansız bir pazarlık olduğunu belirtmek gerekir.

Temel dayanak Rusya

Suriye’deki, Türk işgalciliğinin temel dayanağının Rusya’nın bölge politikası olduğu açıktır. İşgalci Türk devleti, Rusya’nın korumasında Cerablus, Efrîn, Azaz ve Bab’ı işgal etti. Büyük kısmı Kürt coğrafyası olarak bilinen bu şehirlerde Kürtlere karşı etnik soykırım yapıldı. Bu soykırıma Rusya koruma sağlarken, ABD ve Avrupa ülkeleri de sessiz kaldı, kalıyor.

İdlib’e gösterilen “insani hassasiyetin” çok azı bile Efrîn’e gösterilmedi. Suriye rejimi ve İran’ın o zamanki politikası da, Rusya ile paraleldi. Birkaç cılız açıklama dışında bir şey yapılmadı. Ama Rusya’nın, İsrail ve Türkiye üzerinden İran’ı, Suriye’den çıkarmaya yönelik hamleleri, ‘dostların’ arasını açmış durumda.

Suriye rejimi ve İran; Rusya’nın, Türkiye’ye yeni işgal alanlarını açma hamlelerine izin vermeyecek. Türk devleti ve çeteleri Şehba bölgesine yoğun bir saldırı düzenledikleri saatlerde ilk defa Suriye rejimi ve İran, Hama’nın kuzeybatı kırsalında bulunan Zaviye bölgesinde kurduğu 10 numaralı gözlem noktasının yakınını topçu saldırısıyla hedef aldı. Saldırıda iki Türk askeri yaralandı. Şehba’da çatışmaların yoğunlaştığı saatlerde böyle bir saldırının yapılması, Türkiye’ye önemli bir uyarıydı. Bu uyarı sadece Türkiye’ye işgalini genişletme uyarısı değildi aynı zamanda, “Bunu yapmaya kalkarsan, bulunduğun yerlerde de kalamasın” demekti.

Efrîn’de duvar

Bu gelişmelere karşı işgalci Türk devleti Efrîn çevresine yeni bir duvar örmeye başladı. Türk devlet ne Bab, ne Azaz bölgesinde böyle bir girişim içinde olmamıştı. Kürt basının Suriye parçalama duvarı olarak tanımladığı duvarı deşifre etmesine rağmen Rusya bunu görmezlikten geldi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov böyle bir şey duymadığını söyledi. Bu Rusya ile Türkiye arasında Efrîn üzerine yapılan anlaşmanın bir parçası. Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruduğunu savunan Rusya’nın, Suriye’yi parçalama duvarını görmezlikten gelmesi, söylemleriyle çelişiyor. Bu çelişkinin bu kadar su yüzüne çıkması, Rusya’yı ciddi bir biçimde zorluyor.  İdlib denklemi gittikçe daha karmaşık bir hal alıyor. Rusya ve ABD’nin müzakereleri sürüyor. Burada çıkacak bir anlaşma, Türkiye’nin Suriye’deki varlığına ciddi bir darbe olacak. Pazarlık Türk devletinin işgal alanlarını genişletmesi üzerine değil, daha çok Türkiye’nin işgal ettiği yerlerden çıkarılması üzerine. İdlib çatışmaları bu süreci hızlandıracak.