Türkiye’de statükonun karşısındaysanız başınızın yanması “doğal” sayılır. Dönemine göre de adınız isyancı, anarşist, komünist, PKK’lı, KCK’lı oluverir aynı doğallıkla ve en ağır cezalar size kesilir.
Böylelikle; bir zaman evvel her karşı hareketin komünizme çıkması gibi, bu gün de her karşı hareket KCK’ye çıkıyor. Sistemin yapısal özelliklerini, tekçi, despot yapısını hedef alan her hareketin, bu alanda gerçekleştirilen her dayanışmanın adı KCK olmuş durumda.
Bu yüzden, bırakın doğrudan siyaset alanındaki faaliyetleri, yerel yönetimler, öğrenci hareketi ve sendika alanından sonra KPSS sınavından bile KCK bağlantısı yakalayıverdi iktidar. Eskiden üç kişiyle beş kişiyle yapılan eylemler üzerinden, “devleti yıkacaklardı” propagandası yapılırdı, şimdi de devleti içerden ele geçireceklerdi deyiveriyorlar…
Öte yandan sistem kendisini destekleyen ve yeniden üreten kesimlere karşı her zamanki korumacılığını sürdürüyor. Tutukluluk süresi tartışmaları sürerken çıkarılan yasa ile, birçok kişiyi vahşice katleden Hizbullahçıların serbest bırakılması hafızalarda hala tazeyken, Bahçelievler katliamı canilerinin on bir yıl erken tahliye edilmelerini yine çıkardığı bir yasa ile sağladı. Yakın zamanda bu canilerin faillerini de orada burada belediye başkanı ya da milletvekili yapmak var daha işin ucunda.
Çünkü, AKP’nin ileri demokrasisi sadece sistemi ve iktidarı koruma mantığıyla hareket ediyor. Faşist katilleri serbest bırakırken, seçilmiş milletvekillerinin özgürlüğünü mahkemelerin “taktirine” bırakıyor. O mahkemelerin talim terbiye almış hakim ve savcıları da BDP’li vekillerin tahliye taleplerini elbet reddettiler şu ana kadar…
Devletin yapısal özellikleri, ve temsil eden zihniyet değişmediği müddetçe Özel Yetkili Mahkemeler’in kapatılması gibi, dışarıya demokratikleşme ya da sorun odağını yok etme olarak lanse edilen pek çok düzenlemenin, muhalefete özellikle de Kürt ve sosyalist harekete yeni ve daha özel bir baskı aygıtı yaratmak için yapıldığını anlamak için müneccim olmaya gerek yok…
Beri yandan, insan haklarının, hukukun, adaletin, barışın herkese lazım olduğu bilinse de, sadece devlet ya da iktidar değil Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda görüldüğü üzere iktidarın hışmına uğramış sistem savunucuları da bu hak gasplarına ve saldırılara sadece kendi mağduriyetlerinin giderilmesi üzerinden yaklaşıyorlar halen.
Yani Kürtlere yapılırsa eyvallah, bize yapılmasın yeter diyorlar. Sözcü gazetesinde 3. yargı paketi değerlendirmesi içerek bir yazıda, tutuklu vekiller olarak CHP ve MHP’li vekillerden söz edilirken BDP’li vekillerin sayısal olarak bile dikkate alınmaması bu yaklaşımın görünür bir hali sadece…
AKP’nin ileri demokrasisinde bu gün, muhalefetin bütün yolları KCK’ye, hak gasplarına, yasaklara, işkencelere, onlarca yıllık hapis cezalarına çıkıyor yani… Hoş, bunca süren tutukluluktan sonra milletvekillerini serbest bıraksa manzara değişecek mi?
Bütün yollar KCK’ye çıkıyor