Yılın sonundayız. Yıl içinde Kürdistan’la ilgili hafızaya yükleyebileceğimiz önemli gelişmeler oldu.

Bunu yazarken, Erdoğan saltanatını çökerten iç ve dış siyasi klimadan bahsetmiyorum.

Ege kıyılarından gelen Zaza bir Kürt, İslami Kürt kesimin Erdoğan’ı desteklediğini ve böylece de bu adamın hala ayakta kalacak desteğe sahip olduğunu söylemişti.

Benim yıl içinde tarihi bulduğum  gelişmelerden biri bununla ilgili.

Neçirvan Barzani’nin General Mazlum ile görüştüklerini alenen ilan ettiği nazik bir süreçteydik.

Türkiye’nin istenmeyen adam ilan ettiği Mazlum Kobanê ve bir bölümünü işgal ettikleri ülke Rojava, Barzani iktidarı tarafından destek görüyordu.

Bu Türkiye’yi şaşırtan değil;

Türkiye ile Güney Kürdistan arasındaki ana köprüyü dinamitleyen bir adım oldu.

Bu da Kürt İslamının büyük tarikatı, Nakşibendi’lerin artık Erdoğan’ı sulietine çarpı işareti koyacakları bir sürecin yakın olduğuna işaret etmektedir.

Son olarak ENKS’li yetkili Fuat Aliko’nun yaptığı açılamada, DSG Komutanı Mazlum Kobanê ile görüştüklerini ve anlaşmaya vardıklarını açıklaması, Erdoğan’ın Rojava bağlamında nüfuzunu kaybettiren önemli gelişmelerden biri.

Rojava Özerk Yönetimi’nin, hakikatlerin araştırılması amacıyla ortak bir komite kurulduğunu ve bu komitenin çalışmalarının sonucunu kısa süre içerisinde ortak toplantı ile kamuoyuna duyuracaklarını açıklaması, Rojava’daki topluluklar arasındaki barışın ilk adımlarından biri.Bunların tümünü, “iyi kötü“ kefesini bertaraf ederek, yazıyorum. Ve daha son olarak da, Türkiye’nin Kürtler’e karşı çok yanlış bir siyaset yürüttüğünü açıklayan Burkay’ın duruşuna değinmek istiyorum:

Burkay’ın Türkiye’ye gidişinden bu yana, Erdoğan’ın tüm Kürt topluluklarının duruşunu sarsacak yaptırımlar uyguladığını ortaya koyan sonuçlardan biri.

HDP Kürdistan’daki halkların, politik duruşlarının bileşkesini sağlayacak önemli bir rol üstlenebilir.

Mardin Milletvekili Pero Dündar’ın: “Kürtlere yapılan saldırılar sıradan değil. Konu sadece Rojava, Başûr, Bakur veya Rojhilat değil, konu Kürtlerin statüsü“ sözlerinin altını çizmek istiyorum.

Bu süreçte, ne Türkiye, ne de İran’ın Kürtler’i birbirlerine karşı tavır alma şanslarının kalmadığını düşünüyorum.

Kürdistanlı halklar, özellikle 2015 yılından bu yana bir trajedya tünelinden geçtiler.

Bunun yeni bir uyanışa yol açtığını düşünüyorum.

Geçen gün, Rojhat Amedi’nin, KDP’li olmasına rağmen HÜDA-PAR ve PKK’lileri bazen kendisine daha yakın hissettiğini yazması, ilginç örneklerden biri.

Kurmancî ve Kurmancî lehçelerinde çıkan Xwebûn (kendisi olmak) haftalık gazetenin doğuşu, bu gazeteye Rojava, Güney/Doğu/Kuzey Kürdistan’dan Avrupa’ya, Ermenistan’dan Avrupa ve Lübnana uzanan bir coğrafyadan yazar kadrosunun katılması da önemli bir politik duruş olarak hafızalara işlendi.

Kürdistanlı toplulukları, halkları temsil eden güçlerin uluslararası alandaki politik duruşunu temsil edecek bir yapı için tarihi bir adım atılması umuduyla…