Nisêbîn direnişinde şehit düşen YPS Komutanı Zamani Çamak’ın ailesi, 20 yıl boyunca mücadele eden Çamak’ın, Kürdistan’ın ve Kürt halkının özgürlüğü için daha yapacak çok işi olduğunu söyledi.

Çewlîg’in (Bingöl) Kanireş (Karlıova) ilçesine bağlı Çermê köyünde dünyaya gelen Zamani Çamak (Xebatkar Karker) devletin zulmüyle henüz 10’lu yaşlarında tanıştı. Köylerinin 87-88 ve 89 yıllarında sürekli asker ve korucular tarafından basılmasına, kendilerine yapılan zulüm ve hakaretlere tanık oldu. Topraklarını terk etmemek için aile olarak 3 yıl direnebildiler. Birçok Kürt ailesi gibi Çamak ailesi de asker baskısından dolayı 89 yılında Mersin’e göçmek zorunda kaldı. 


Teslim olmadı

Kürdistan’dan koparılarak göçe zorlandıklarının farkında olduğu için henüz 19 yaşındayken yüzünü Kürdistan dağlarına çevirdi. Zamani Çamak 1996 yılının Haziran ayında gerilla saflarına katıldı. Dersim, Omeriya, Mêrdin (Mardin) bölgelerinde uzun yıllar kalan Çamak, son olarak Nisebîn (Nusaybin) direnişinde YPS saflarına geçerek sorumluluk üstlendi. Mücadele ile geçen 20 yılın sonunda birlikleri ve sivilleri tahliye ettikten sonra fedaice direnen Çamak, teslim olmayarak şehadete ulaştı.


Kürdistan’ın özgürlüğü için

Çewlîg’de hayvanlara bakarken ve Mersin’de tarla işlerinde çalışarak en fazla vakit geçiren ablası Xecê Çamak, onun dağlara çıkarken kendisine “Ailemizden kimse dağlara çıkmamış ama ben çıkacağım. Halkımız sömürü altında ben Kürdistan’ın özgürlüğü için dağlara çıkacağım” dediğini anlattı. Çamak, 20 yıl aradan sonra kardeşinin şehadetini, Kemal Pir’in, “Bizim en kötü şansımız düşmanın kalleş/namert olması” sözleriyle yorumlayarak Nisêbîn’deki vahşete dikkat çekti. 


Bu dağlarda gezecek

Anne Zeliha Çamak ise “Kendi rızasıyla dağlara gitti” dediği oğlunun 20 yıl boyunca görev yaptığı Kürdistan dağlarında yüzlerce ailenin tanıdığını belirterek, “Nereleri gezmişse, onu kim görmüşse hep çok iyi biri olduğunu anlatırdı. Kim onu görmüşse çok sevmiş ve nereye gitmişse herkes kendini çok şanslı hissetmiş. Fakat oğlum amacına ulaşamadan şehit oldu. Bu nedenle ben çok üzgünüm. Biz gittik, onu aldık, getirdik. Burada defnettik ama ben biliyorum ki benim oğlum halen bu dağlarda. 10 yılda geçse 100 yıl geçse de oğlum halen bu dağlarda geziyor ve gezecek” dedi.


O büyük bir komutandı

Ağabeyi Rahmani Çamak, “önce insanların ve insanlığın kıymetini bilirdi” diyerek başladı anlatmaya. Çamak, “En güzel özelliği halkla olan iletişimiydi. Halk ona güveniyordu. Ona inanıyordu. Elinden geleni her zaman yapıyordu. Xebatkar’ın şehadetinin medyaya düşmesinin ardından oradaki halkın ne kadar üzüldüğünü tahmin edebiliyorum. Bizim oradaki halkımız gibi devlet de kıymetini biliyordu. Nasıl bir komutan olduğunu onlar da biliyordu. Onun için en büyük hedefi oydu. Onun ihbarı için ödül vermek istiyordu. Büyük bir savaşçı, büyük bir komutandı” dedi. 


Halkım için feda ederim

Ağabey Çamak, şunları söyledi: “Kardeşimin bu dağlara hasreti vardı. Dağlarda olsaydı eminim ki bu şahadet haberi gelmezdi. ‘Ben halkım için kendimi feda ederim’ demiş. Bu şiar ile Nusaybin’e girdi. Nusaybin savaşı gerçekten çok adaletsizdi. Onun şahadeti için aile olarak baktığımızda üzgünüz. Ama yurtsever bir aile olarak baktığımızda ise bu kederimiz ve üzüntümüz azalıyor. Büyük bir irade olduğundan dolayı onurluyuz. Onun iradesi yaşamı üzerinde de kendini gösterdi. O mahalleye gelmişti ve kendi üzerinde iradesiyle bomba patlatarak fedai eylem gerçekleştirecek kadar büyük bir savaşçıydı. Halkına 20 yıl hizmet etti. Bu tecrübesini bizimle, bizim halkımızla paylaşmasını isterdik. Onun hizmet bahtiyarlığı bizim acı ve kederimizi azaltıyor. Bu yolda şehit olmayı zaten istiyordu. Onun bu isteği de yerine geldi.”


MÜJDAT CAN/DİHA/BİNGÖL