Almanya’da Hıristiyan Birlik Partisi (CDU) önderliğindeki hükümet kurma çalışmaları sürerken, koalisyona aday olan partilere muhalefetten eleştiriler geliyor. Bu eleştirilerin geldiği cephelerden biri de Sol Parti. Sol Parti, Hıristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ile kurulacak bir hükümette ister Yeşiller ister Sosyal Demokratlar yer alsın sosyal adalet ve eşitlik politikası yapmanın zor olduğunu savunuyor. Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir de Hıristiyan Birlik-Sosyal Demokrat ortaklığındaki büyük koalisyon hükümetinin toplumun beklentisine cevap olamayacağını söyledi.


Önceki icraatları yoksulluk getirdi

SPD ve CDU/CSU’nun 2005-2009 arasında da koalisyon hükümeti kurduğunu hatırlatan Özdemir, Gerhard Schröder yönetimindeki SPD-Yeşiller koalisyonunda getirilen Hartz 4 programının çalışanlar aleyhine sosyal dengeleri daha da bozduğu söyledi. Özdemir, olası koalisyon hükümetinin ülkedeki mevcut durumu daha da kötüleştireceğini belirterek bu konuda geçmişten örnekler verdi: “Hartz 4 sistemi, SPD ve Yeşiller’in (Schröder ve Fischer) ortak hükümeti döneminde, Almanya’da yaşayan insanlara bıraktıkları en kötü miraslardan biridir. 2005-2009 yılları arasında ise, SPD seçim sürecinde özellikle sosyal alanda verdiği sözleri tutmadı. Bu seçimde de halka benzeri sözler verdi. Fakat bu seçimde halk ne SPD’ye ne de Yeşiller’e inandı. Halkın bu partilere inanmadığı, seçim sonuçları ile birlikte ortaya çıkmıştır. Almanya’ya yaşayan insanları, özellikle çocuk, genç ve emeklilerin gittikçe daha fakir koşullarda yaşaması, SPD, CDU, FDP ve Yeşiller’in federal çaptaki politikalarından kaynaklıdır. Sosyal alandan tutalım, eğitim ve sağlık alanına kadar bütün kısıtlamalar yapıldı ve yapılıyor. Şimdi ise SPD ve CDU ile ortak bir hükümet oluşturulmak isteniyor.”

Sol Parti neden istenmiyor?

Koalisyon oluşturmak isteyen partilerin “Her parti ile koalisyona açığız ama Sol Parti ile asla” dediklerine dikkat çeken Milletvekili Özdemir, kendilerine yönelik bu tutumun nedenlerini “Sol Parti’ye yönelik bu yaklaşım, SPD ve diğer partilerin gerçek yüzlerini ortaya çıkarıyor. Çünkü bizimle olurlarsa sosyal alanda kısıtlamalar yapamazlar. Bizimle olurlarsa mültecilere yönelik baskı yapamazlar, sınırdışı edemezler. Biz silah satışlarına ve Almanya’nın savaşlara destek vermesini istemeyiz ve bu savaşlara katılmasını kabul etmeyiz” sözleriyle özetliyor.

SPD’nin politikaları utanç verici

SPD ve CDU’nun toplum karşıtı politikalarını Hamburg Eyaleti’nde de birebir görme şanslarının olduğunu belirten Cansu Özdemir, yoksulların dışlandığı, zenginlerin ise el üstünde tutulduğuna işaret ediyor.  Özdemir devamla şunları söyledi: “Zenginleri el üstünde tutan, yoksulları görmezden gelen bir politika izliyorlar. SPD’nin politikaları açıkça utanç verici. Kendine sosyal demokrat diyen bir parti Hamburg’ta her alanda durmadan kısıtlamalar yapıyor. Bir örnek vermek istiyorum: Hamburg’ta kaç zamandır kadın sığınma evleri dolup taşıyor. Sığınma evlerine şu anda büyük yatırımlar yapmak gerekiyor. Kadınlar, evsizlik ve yükselen kiralardan dolayı sığınma evlerinden çıkamıyorlar. Aylar hatta yıllarca sığınma evlerinde durmak zorunda kalıyorlar. Bu dönemde sığınan kadınlar, Hamburg dışına gönderiliyor. Hamburg gibi bir metropolde şiddete uğrayan çok sayıda kadın var. Fakat göçmen kadınlara yönelik projeler çok az. Halbuki, en çok yoksulluğa maruz kalan kadınlar ve göçmenlerdir.”  

Mültecilere yaklaşım sorunlu

Mültecilere yaklaşımın da insani değerlerle uyuşmadığını vurgulayan Özdemir, geminin batmasıyla birlikte yüzlerce Afrikalı göçmenin yaşamını yitirdiği Lampedusa faciasını bir kez daha gündeme getirdi. Mevcut sistemin, mültecileri geri göndermeyi tek çözüm yöntemi olarak gördüğünü dile getiren Özdemir, “Lampedusa açıklarında yüzlerce mültecinin acı bir şekilde can verdiği bir esnada,  Hamburg’da mülteciler, polisin ırkçı yaklaşımlarına maruz kaldı” şeklinde konuştu.

SPD sürekli kısıtlama dayatıyor
SPD’nin hükümette olduğu Hamburg Eyaleti’nde eğitim, sosyal ve kültürel alanda büyük kısıtlamalar olduğuna dikkat çeken Özdemir, “SPD, eyalette eğitim, sosyal ve kültürel alanda büyük kısıtlamaları dayatıyor. Bu zihniyet koalisyon hükümetinde bu alanlara ne kadar önem verebilir ki?” diye sordu.

Kürt politikası gözden geçirilmeli
Özdemir, Almanya’nın dış politikasını, özellikle de Kürdistan ve Türkiye politikasını da sorguluyor. Büyük koalisyon için pazarlık yapan partilerin şimdiye kadar, Türkiye ve Kürdistan’da Kürtlere yönelik baskılar konusunda herhangi bir girişimde bulunmadığına işaret ediyor. Özdemir, büyük koalisyonu oluşturması muhtemel partilere şu çağrıyı yaptı: “Bu üç parti de Kürtlere yönelik katliamlara karşı hiç bir zaman seslerini çıkarmadı. Türk devletinin yaptığı katliamları seyrettiler. Türk devletini partner olarak gördüler. Silah satışları ile Türk ordusunun işlediği bu katliamlara katkıda bulundular. Büyük koalisyonun ortağı olacak partiler Kürt politikasını gözden geçirmelidir. 20 yıldır PKK yasağı adı altında yürüyüşçülere karşı polis saldırıları, dernek baskınları ve Kürt politikacılara yönelik baskılar artık durmalıdır. Bugün bir milyona yakın Kürdistanlı Almanya’da yaşıyorsa - ki dördüncü kuşak yetişti- Alman grubu Kürtleri bütün hakları ile ayrı bir siyasi göçmen grubu olarak kabul etmelidir.”



M.ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG