Stuttgart kentinin bu forum için seçilmesi elbette çok yerindeydi. Bir çoğunuzun bildiği üzere 2010 yılında ‘Stuttgart 21’ (S21) ismiyle, ana tren garı ve çevresindeki kent merkezinin yıkılıp yeniden kurulması ele alan proje ana gündeme maddesi oldu. 2010’de birkaç ay boyunca her hafta onbinlerce insan mevcut ana tren garının ‘köklü değiştirilmesine’ karşı sokaklara döküldü. Projenin resmi amacı ‘kafa’ tren garını yer altına alıp ‘doğrudan geçişli’ bir tren garına çevirmek ve havaalanı ve Ulm gibi kentlere yolculuk süresini düşürmekti. Orta sınıfın bile ciddi katıldığı böylesi bir uzun ve kitlesel protesto, 2. Dünya Savaşı sonrası pek görülmemişti. Ancak bir arabulucunun (medyatör) devreye girmesiyle direniş pasifleştirilebildi. 2011’de Baden Württemberg eyalet hükümeti değişip ilk defa tarihte bir Yeşil Partili birinin eyalet başbakanı olması bile S21’i durduramadı.
2011 yılında bütün eyaleti kapsayan bir referandum ile S21’e evet çıktı; sadece Stuttgart kentiyle sınırlı kalsaydı tersi sonuç çıkabilirdi. Projeyi durduracak nokta belki tekniki sorunların artması (yer altı su seviyesi çok yüksek) ve maliyetin sürekli yükselmesidir (maliyet 6,3’den 10 milyar Eura’ya çıktı). Bunu en geç 2014 yılına kadar göreceğiz. Direniş çok örgütlü şekilde devam etse de 2010’da gibi geniş yelpaze ve kitle tarafından aktif destek görmüyor. Özellikle Yeşiller Partisine çok yakın duran kişi ve STK’lar ve S21’in arkasında duran rant çevreleri anlayamayan kesimler direnişten vazgeçtiler.
Yukarıda bahsı geçen forumu direnen bu kesim başarılı şekilde düzenledi. Avrupa ile küresel çapta büyük yatırım projelerin sayısının sürekli artmasının nedenlerini daha derinlikli tartışmak ve buna karşı ortak direniş perspektiflerini geliştirmek istedi.
Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi adına bizler de katılıp Ilısu Barajı Projesi’ni iki konuşmayla değişik boyutlarıyla gündemleştirdik. Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasından ikinci ele alınan konu Gezi Parkı’ydı ki bu konuda tartışmalara bir aktivist İstanbul’dan geldi. Türkiye ve Kürdistan’a ilgi oldukça büyüktü ve bizmle mücadele deneyim paylaşımı ele alan tartışmalar da yürütüldü.
Forumda ön plana çıkan ve eleştirilmesi gereken noktalardan ikisi şudur:
1) Siyasi partilere güvenilmemesi. Evet, siyasi partiler kendi çıkarlarını her konuda gözetirler ve hiyarşık yapılanmalardır. Ancak ihtimali az da olsa bir halk hareketine dayanan ve belli şartları yerine getiren bir parti gerçekten de halkın geniş kesiminin çıkarını savunabilir (örneğin HDK-HDP). Bu tartışmalarda unutulan baika boyut lobiciliğe ve yolsuzluğa çok açık bir parlamenter sisteminde yaşamamızdır. Konsey ve/veya taban demokrasisi gibi doğrudan demokratik siyasal sistem ile uzun vadeli gerçek demokrasiye yol alacağımızı ele alınmadı.
2) Büyük yatırım projelerin nedeni neoliberalizm sonucu biriken büyük sermayeye bağlanmaktadır. Evet, bu boyut bu kadar çok projenin temel nedenidir. Fakat bir eksiklik burda da var: 20. yüzyılda sermaye ülkelerinde geliştirilen ‘kalkınma modelleri’ geçerliliğini kısmi değişikliklerle koruyor ve yoksul güneyli ve ‘hızla kalkınan’ devletlerde (TC, Brezilya gibi) temel alınıyor. Ekonomik gelişim, ulaşım, beslenme, konutlaşma, kentleşme modellerinde köklü sosyal-ekolojik değişiklik olmadığı müddetçe gereksiz büyük yatırım projeleri topluma dayatılamaya da devam edilecektir.
Büyük projelerin eleştirisi
Almanya’nın Stuttgart kentinde 25-27 Temmuz arası ‘3. Gereksiz Dayatılan Büyük Projelere Karşı Avrupa Forumu’ düzenlendi. Daha önce İtalya ve Fransa’da düzenlenen bu forumda, merkezi ve bölgesel hükümetler tarafından planlanan ve ağırlıklı olumsuz sosyal ve ekolojik sonuçlara neden olacak büyük yatırım projelerine karşı faaliyette bulunan aktivistler ve bu projelerden etkilenen yüzlerce insan bir araya geldi.