Yazar Silvia Federici, ‘Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar’ kitabında, cadı avlarının tarihini ve mantığını, hâlâ sürmesini sağlayan sayısız yöntemi ve kadınlara yönelik yeni şiddet biçimlerini anlamaya davet ediyor, cadıların tarihinin sessizliğe gömülmesine izin vermiyor.

ZABEL MİRKAN

Silvia Federici İtalya’nın Parma kentinde doğdu. New York, Brooklyn’de yaşıyor. Hofstra Üniversitesi’nde profesör ve Nijerya’da öğretmen olarak çalıştı. Federici, Uluslararası Feminist Kolektif’in ve Afrika’da Akademik Özgürlük Komitesi’nin kurucularından. Eserleri arasında Sıfır Noktasında Devrim ve Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim (Otonom Yayıncılık) bulunmaktadır. Federici, 1970’lerin başından itibaren, Uluslararası Feminist Kolektif içinde ‘Ev işi için ücret’ kampanyasının örgütleyicileri arasında yer almıştır. Bu hareket, toplumsal yeniden üretimde yer alan kadınlar için ekonomik bağımsızlık talebini dile getirerek kapitalist ve patriarkal iktidara karşı devrimci bir itiraz oluşturmuş ve feminist gruplar arasında küresel bir dayanışma zemini sunmuştur.

İçeriği bakımından neredeyse kaynak bir kitap haline gelen ‘Caliban ve Cadı’, yazarın kapitalizme geçiş sürecinde bedenin tarihini anlatan kitabıydı. Silvia Federici, ‘Caliban ve Cadı’da, geç ortaçağların köylü ayaklanmalarından cadı avlarına ve mekanik felsefenin doğuşuna kadar toplumsal yeniden üretimin rasyonelleştirilmesini araştırıyor ve asi bedene karşı savaşın ve beden ile zihin arasındaki çatışmanın, nasıl modern toplumsal örgütlenmenin iki merkezi ilkesinin, yani ‘emek gücü’ ile ‘kendi bedeni ve yaşamı üzerinde mülkiyet hakkı’nın gelişiminin temel koşullarını oluşturduğunu gösteriyordu.

Tarihin sessizliğe gömülmesine izin yok

Silvia Federici, bugüne dek yazdığı kitaplar kadar verdiği demeçlerde de özenle, proletaryanın hikâyesini en başından, doğum sancılarıyla birlikte anlatarak ona tarihsel önemini geri kazandırır. ‘Caliban ve Cadı’ hatırlamanın, insanlığın belleğinde kıtlık, katliam ve kölelik kadar derin ve acı veren bir yara açan, kadınların bedenine kazınmış bir travmanın kitabı olarak çoktan tarihe geçti. Otonom Yayıncılık tarafından yayımlanan son kitabı ‘Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar’da da yine aynı yolu izliyor Federici. Yine cadı avlarının tarihini ve mantığını, hâlâ sürmesini sağlayan sayısız yöntemi ve kadınlara yönelik yeni şiddet biçimlerini anlamaya davet eden Federici, cadıların tarihinin sessizliğe gömülmesine izin vermiyor. Şöyle diyor Federici: “Kapitalist gelişme kadınlara karşı bir savaşla başladı: Avrupa ve Yeni Dünya’da binlerce ölüme yol açan 16. ve 17. yüzyıldaki cadı avları. ‘Caliban ve Cadı’da (2004) yazdığım gibi, tarihsel açıdan benzeri görülmemiş bu fenomen, gelişmekte olan kapitalist sistemin temel gereksinimlerinin (işgücünün kitlesel birikimi ve daha kısıtlayıcı bir emek disiplininin dayatılması) önünde engel teşkil eden dişi özneler ve pratikler evrenini yıkıma uğrattığından, Karl Marx’ın ilksel birikim olarak tanımladığı şeyin merkezi bir unsuruydu.”

‘Yakamadığınız cadıların torunlarıyız’

Cadı olduğu varsayılan kadınların avlanıp yakılmasının üzerinden beş yüz yıldan fazla zaman geçti. Kapitalizmin şafağında ilksel birikim sürecinde kapatılan, emek gücünü üreten mekanik bir bedene indirgenen ve tüm ortak olanların çitlenmesine direnişi ile korku salan kadın bedeni, ibretlik işkencelerin deneme tahtası yapılıp itibarsızlaştırıldı. Bugün kadına yönelik giderek artan şiddet ve hatta yeni cadı avları geçmişin izlerinden yürüyor. Ancak hafızamızı güçlü tutarak cadılık suçlamalarıyla öldürülen kadınların yazgısının tekrarını engelleyebilir, bu şiddete karşı direniş biçimlerimizi ortaklaştırıp yaygınlaştırabiliriz. İşte bu yüzden bu kitap, “Bizler yakamadığınız cadıların torunlarıyız” diyen herkes için.