Kısa bir süre önce, yaşayan en büyük antikapitalist sosyal bilimcilerden, Immanuel Wallerstein’ı kaybettiğimizi üzüntü içinde haber aldık. 31 Ağustos’da aramızdan fiziken ayrılan bu büyük düşün insanı, elbetteki fikirleri ve yaşarkenki tutarlı sistem karşıtı duruşu bizlerle beraber hep yaşayacak, ondan öğrenmesini bilmeye devam edeceğiz. 89 sene yaşamış olmak belki bir insan ömrü için uzun tatminkar bir yaş gibi gelebilir ama konu Wallerstein olunca "Daha çok erkendi!" demek mecburiyetinde kalıyoruz. Doğanın kendi kaideleri karşısında söylenebilecek çok söz kalmıyor insana. Yaşarken yazdığı onlarca kitap, yüzlerce makale ve verdiği sayısız ders onun bize hiçbir zaman elveda demiyeceğine bir kanıt ve bu da derin bir teselli oluyor bizler için.
Daha yaşarken sosyal bilimlerin devleri arasına ismini ekleyen Wallerstein, sistem ve onun analizi konusunda yetmişlerin başında yapmış olduğu tespit ve adlandırmayla, mevcut kapitalizm analizini daha derin bir bakış açısına tabii tutulmasına yol açmıştır. Akademik kariyerinin daha başındayken, bir nevi kapitalizme merkezlik eden Avrupa ve ABD merkezli çalışma alanlarından uzak durup, Afrika üzerine yirmi yıl boyunca kesintisiz araştırma yapması, Dünya sistemine duymuş olduğu derin öfkeyi gösterdiği açıktır. Dünya Sistemi eserini yayımladıktan sonra "Sosyal bilimlere dair bildiklerinizi unutun!" diyerek, egemen-ezber pozifist ve determenist anlayışla ciddi bir mücadele geliştirdi. Olgulara dayalı bir tarih-kültür- sosyoloji tanımının yetersizliğini ortaya sererken, insan ve doğanın zengin içeriğini ve bunun tek boyutlu tanımlamalarla yapabilmenin büyük eksiklik taşıyacağını anlattı. Yaşarken ölçü ve duruşunundan taviz vermeden yaşadı. Son anına kadar kapitalizmin ve ona öncülük eden ABD’nin güç kaybettiğini ve bunun kaçınılmaz olduğunu, yerine daha adil bir dünyanın konulabileceğini söyledi. İşte 89 yıla sığan bu büyük hayatın sahibi Wallerstein'ın arkasından, gayriihtiyari olarak şimdi bu veciz sözler dökülüyor dilimizden: "Bu dünyadan Wallerstein geçti."
Kürt Halk Önderi Reber Öcalan, kendi anlatımıyla Prometheusvari bir şekilde İmralı kayalıklarına çarmıha gerilirken ve ortalığın "toz duman" olduğu bir zaman diliminde ilk mesajlarından birinde "Halkın güvenini boşa çıkartmayacak, çocukluk hayallerime ihanet etmeyeceğim!" demişti. Ona herşeyiyle bağlı olan halka, yoldaşlarına onun da sonsuz bir bağlılığı vardı ve dediğini ısrarla, emekle hayata geçirdi. çocukluk hayallerini bu halk için, bizler için sonuna kadar savunmuş; terk etmemişti onları. İşte bu yeniden doğuş olan süreçte en çok etkilendiği sosyal-siyaset bilimcilerden biri olan Immannuel Wallerstein, onun aracılığıyla bizlerin gündemine girmişti; birçok yazar, aydın, filozof gibi. Özellikle sistem analizinde ve reel sosyalizmin yeni baştan çözümlemeye tabii tutarken olanca yararlandığı bir kaynak konumundaydı Wallerstein. Devlet tipi sistemleri sosyalist, demokrat vs. gibi nitelendirmenin yersizliğini, hepsinin Dünya üzerinde kurulu ve hakim güç olan dünya kapitalist sistemine bağlı olduğunu ve onsuz yaşayamayacaklarını belirtirken Wallerstein'in ufuk açıcı düşüncelerinden yararlanmıştı. Ve ayrıca tarihi süreçleri; ilkel, köleci, feodal adlandırmanın da aynı şekilde gereksizliğini vurgularken de başvurduğu en onemli kaynaklardan biri Wallerstein'dı.
Wallerstein egemen kapitalist sistemi anlama ve onun yaratmış olduğu büyük çarkın aslında dünyanın sistemi olduğunu bitmeyen bir enerjiyle anlattı hep bize. Onun sayesinde sistemin ortaya çıkış gelişim ve varlığını büyütme sürecini çok daha iyi kavramış olduğumuzu söyleyebiliyoruz. Ve tabiiki ezilen yoksul emekçi halkların; eşitlik, özgürlük kavgasının kapitalist dünyanın ezel ebed gibi duran varlığına karşı mutlak anlamda kazanacağı umudunun korunmasında da katkısı yadsınamayacak orandadır. Ve tüm bunların toplamı olarak, denilebilirki, 21.yy içinde kapitalist moderniteye karşı, soldan sosyal bilimlere ve demokratik modernite mücadelesine en büyük katkıyı yapmışların başında gelenlerden biridir Wallerstein.
Önder Öcalan'ın geliştirdiği komünal demokratik devrim teorisi, özellikle Wallerstein ve yine onun kadar değerli bir sistem karşıtı olan Murray Bookchin gibi yaşadığımız çağın büyük devrim fikri sahiplerinden kendini besleyerek onlarla kendini daha güçlü kılmıştır. Bu teori, yirmi yılı aşan iktidar ve onun tüm uğursuz kültürel siyasal ahlaki ölçülerinden arınmayla bugün için Ortadoğu gibi bir yerde yüzyıla yön verecek Rojava devrimini açığa çıkartmıştır. Halihazırda, Kürdistan’ın diğer parçalarında da bu devrimin ön zamanlarının yaşandığına, büyük bir heyecan içinde şahit olmaktayız.
Reber Öcalan Wallerstein’dan her zaman övgüyle bahsetmiş, onun sistemiçi çözüme asla inanmadığına hep değinmiş ve bunun kendi düşüncesine yakınlığını gösterdiğini vurgulamıştır. Bu anlamıyla kendi felsefik ve siyasal devrimciliğine en yakın yerlerden birinde duran Wallerstein Kürdistan Devrimi için önemli olmaktan çok daha büyük bir anlam deryası taşımaktadır. ‘Ölümü’ üzerine, Öcalan’a Özgürlük Komitesi’nin yayınladığı başsağlığı mesajında, Kürtler ve yürüttükleri mücadele için Wallerstein’in derin anlamı hatırlatılırken, özgür ülke ve yaşam mücadelesinde bizlere sağladığı katkılardan dolayı kendisine minnettar olunduğu belirtilmiştir.
Kürtler, dostları ve dünyanın tüm ötekileri, Rojava Devrimi’yle mayalanan kapitalist moderniteye karşı, demokratik modernite mücadelelerinde, hep bir güç ve perspektif kaynağı olarak Wallerstein’ı yaşatacaklardır. Onun tüm hayatını adadığı "Başka bir dünya mümkündür!" düşü, bu mücadeleyle mutlaka gerçeğe dönüşecektir.