‘İşte Ekhekrates, dostumuzun ve tanıdığımız insanlar içinde çağdaşlarının en iyisi, en doğrusu ve en adili olduğunu söyleyebileceğimiz insanın sonu böyle oldu.”
Platon, Sokrates’in savunmasının, ahlaka dair ve ruh üzerine olan Phaidon bölümünde, hayata nasıl yaklaşması ve ölümü nasıl karşılaması gerektiğini bilen Sokrates’in, hayata korkusuzca ve özgür bir biçimde veda edişini anlatır.
Bu bölümde Phaidon, Ekhekrates’e son anlarında yanında olduğu Sokrates’i anlattığı diyaloğu yukarda okuduğunuz işte bu sözlerle bitirir.
Şimdi okuyacağınız ise ne Sokrates’in savunmasından bir bölüm ne de eski zaman masallarından bir esin. Okuduğunuz çağımızın en hakiki hikayesi.
2013 yılının bir son bahar ayında, kısa bir sohbetten sonra, küçük bir kağıdı uzatarak:
- Sonraki gelişinizde yazılan ihtiyaçları getirebilir misiniz? Dediğinde;
- Bundan sonra getirecek milisin bizim için de getirmesi gerekecek diye cevap vermiştim.
Kısa bir sessizlik ve şaşkın bakışmalardan sonra Murad arkadaş tekrar sözü alıp,
- Nasıl yani?
Diye sorduğunda, katılma kararımızı paylaşıp, geri dönmeyeceğimizi söylemiştik.
Evet, yeni yaşama adım atarken, komutan Murad ile yaptığımız konuşma bu olmuştu. Hep hayalini kurduğumuz, bütün sohbetlerimizde yapmalıyız dediğimiz şeyi yapmıştık artık.
Bilal Andok (Hamit Eren) yoldaşla hayallerimize yürümüş ve ilk komutanımız Murad arkadaşa, gerillaya katılmak istediğimizi böyle açıklamıştık.
Murad arkadaş ve alandaki arkadaşlarla geçirdiğimiz, birkaç kısa günden sonra, buradan ayrılmamız gerekmişti. Ancak Murad arkadaş bu kısa günlerde üzerimizde büyük bir etki bırakmıştı.
O’nun komutasındaki arkadaşlara olan sevgisi, ilgisi, mütevazılığı ve yapılması gereken her işte yer alan pratikçiliği bütün yoldaşlarına moral ve güven vermekteydi.
Alandan ayrıldıktan sonra, Bilal yoldaşla geldiğimiz yeni alanda da, sık sık Murad yoldaştan söz eder, gelen kurye ve gruplardan onun hakkında bilgi edinmeye çalışırdık.
Çetin geçen birkaç yılın ardından Murad arkadaşla, 2018 yılının yine bir sonbahar ayında Kobanê’de karşılaştığımızda çocuklar gibi sevinmiştim. 5 yılda yaptıklarımızın tekmillerini verip, tanıdık arkadaşlar ve geldiğimiz alanlar hakkında uzun uzun konuşma fırsatı bulmuş ve hasret gidermiştik.
Sağlık sorunlarından kaynaklı tedavi süreci bitince, Komutanlığında yer aldığı Dêrik eyaletinde de birbirimizi ziyaret etme fırsatı bulmuş, her görüştüğümüzde değerlere ve yoldaşlığa olan büyük bağlılığı ile tanıdığım, aynı komutan Murad’ı görmekle, ona duyduğum saygı katlanarak büyümüştü.
Sohbetlerimizde sürgünlerle Serhadlar’dan Ahıskalara, oradan da Kırgızistan’a göç etmiş Kafkasya Kürtlerinden olduğundan söz eder. Çocukluk arkadaşlarıyla olan anılarını, nasıl grup olarak hareket ettiklerini, mahallelerinde kötülük yapanlarla nasıl kavga ettiklerini ve bu çocukluk arkadaşlarıyla, büyüyünce de mücadeleye nasıl beraber katıldıklarını, gözlerinde canlanır gibi hissederek anlatırdı.
Evet, Murad yoldaş ne çocukluk anılarına ne de yoldaşlıklarına hiç sırtını dönmedi.
9 Ekim 2019’da başlayan Serêkanîyê direnişinde yer almak için, komutanlığını yaptığı güçle yola koyulduğunu, çalan telefonda onun sesinden duymuştum. Son konuşmamız olabilecek bu kısa telefon konuşmasında, bir veda ağırlığı his ediliyordu. Ve öyle de oldu.
Murad Amed yoldaşın şahadet haberini duyduğumda, tıpkı 30 Kasım 2017’de şehit olan Bilal Andok’a ilişkin duyguları hissettim. Gençlik yıllarına beraber adım attığımız, okul sıralarında asimilasyoncu hocalarla beraber tartıştığımız, gençlik çalışmalarında beraber yer aldığımız, aynı suyla ıslanıp aynı gazla nefessiz kaldığımız, eylemlerde beraber slogan ve taş attığımız Bilal Andok yoldaşın şahadetinde olduğu gibi, boğazıma düğümlenen tarifsiz acı ile lâl olmuştum.
Bilal yoldaş Amed’in Pasur dağlarında, Murad yoldaş ise Rojava’nın Serêkanîyê kentinde, çok sevdikleri ülkeleri uğruna, aynı karanlığa karşı savaşırken şehit oldular.
Sonbaharlarda toprağa verdiğimiz halkımızın bu en yiğit ve fedakar evlatları, yoldaşlarının ve halkının kalbinde hep ilkbahar tazeliğinde yaşayacaklardır.
Kırgızistan doğumlu olan Murad Amed, 21 yıllık mücadele yaşamında tanıma şansı bulmuş bütün yoldaşları, ondan büyük sevgi ve saygı ile söz eder.
“Kırgî” deyince hepimizin aklına, bu çağın kirinden, çamurundan, üzerine bir tek damla sıçramamış, o temiz yürekli yoldaş gelmeye devam edecek. Çünkü O, yüreği anlattığı çocukluk anılarındaki kadar temiz kalmış, “Kırgî”miz olmayı bildi.
O’nu, kelimeleri dahi incitmeyen sesi ve üslubu… Altındaki toprağı dahi his ederek, canı yanmasın diye attığı küçük ve yumuşak adımları… yoldaşları daha çok yiyebilsin diye, küçük lokmalarla ve yavaş yemek yiyişi ile hatırlayacağız.
Mütevazılığı, sadeliği, yaşamı ve yoldaşlığı sevgi ile ören değerli yoldaşımızı, ağabeyimizi, komutanımızı bizler unutmayacağız.
Onlar, Güneşimizden var olan birer ışık huzmesi, karanlıkta yol göstericimizdirler. Sonbaharlar da düştükleri topraklardan ilkbaharlarla filizlenecek, devirleri daim, ruhları şad ve revan olacaktır.
Evet dostlar, işte tanıdığımız insanlar içinde çağdaşlarının en iyisi, en doğrusu ve en adili olduğunu söyleyebileceğimiz yoldaşlarımız, hayata korkusuzca ve özgürce, savaş meydanlarında insanlık için böyle veda ettiler.
Sokrates gibi, gelen ölüm karşısında metanetli olmayı da değil, ölümün üzerine yürümeyi seçtiler.
Onlar yaşadı, siz bilin diye, onlar unutulmayı hak etmiyor diye…