Fransa’nın İngiltere’ye en yakın liman kentlerinden biri olan Calais’te bir mülteci dramı yaşanıyor. Kentte konuya ilişkin eylemler de eksik olmuyor; ama mültecilerin çığlığını kimse duymuyor.

Calais liman kentinde bir mülteci kampı bulunuyor. “Avrupa’daki mülteci krizinin en çarpıcı noktalarından biri” olarak tanımlanan kampta, çoğunluğu Afganistan, Suriye, Kürdistan, Eritre, Etiyopya ve Sudan’dan gelen üç binden fazla mülteci barınıyor. Çadırlarda yaşayan mültecilerin çoğu, İngiltere’ye ulaşmak istiyor. Fakat kamp koşulları, bırakalım sağlıklı yaşamayı, hayatta kalmayı bile mücadele konusu haline getiriyor. Kampa, kötü koşullarından dolayı, ABD’nin Los Angeles kentinde siyahilerin yaşadığı ve kötü yaşam koşullarıyla tanınan Jungle semtinden hareketle “The Jungle” da deniyor.

Calais, geçtiğimiz hafta sonu yine büyük bir yürüyüşe mekan oldu. Kentte düzenlenen bu büyük yürüyüşte The Jungle’ın mültecileri, “No Jungle, no!” sloganlarıyla yürüdü. Fakat medya, mültecilerin bu insanlık çığlığını, eş zamanlı düzenlenen İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in kamp ziyaretinin gölgesine gizlemeyi başardı: Corbyn’in kariması, mültecilerin en büyük eyleminin önüne geçti!

Giderek çıkmaza giren Calais sorunu, Ocak ayı başından bu yana İngiliz basınında yer almaya devam ediyor. Ocak ayının ilk haftası başlayan ve yaklaşık 4 gün devam eden Fransız polisinin kampa saldırısı, Sudanlı mülteci A. Rahman Heroun’un “ölüm tünelini” yürüyerek aşıp İngiltere’ye varması, yine yaklaşık 10 gün önce İngiliz mahkemesinin 3 çocuk ve 1 yetişkin mültecinin İngiltere’ye getirilmesi yönündeki olumlu kararı, geçtiğimiz hafta içerisinde 4 Suriyeli mültecinin de mahkeme kararı ile İngiltere’ye girişi ve son olarak hafta sonu düzenlenen büyük yürüyüş ile eş zamanlı olarak Jeremy Corbyn’in kampı ziyareti ile Calais “The Jungle” mülteci kampındaki “umudun yolcuları”, seslerini Avrupa’ya duyurdu.

Yaklaşık 2 yıldır giderek artan nüfusu ile “The Jungle”, çeşitli haberlerle gazetelerde yer aldı. Barınma sorunu, açlık, susuzluk, sayısız ölümler, Fransız polisinin dayatma ve saldırıları ve yardım kampanyalarıyla haberlere konu olan mülteci kampı, bu kez İngiltere’ye güçlü bir şekilde mesaj verdi. Fransız ve İngiliz aktivistlerin birlikte düzenlediği büyük yürüyüş ile İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in kampı ziyareti, ayni gün ve saatler içerisine denk geldi. Fakat Corbyn’in ziyareti ve İngiliz basınındaki popülerliği, büyük yürüyüşün basındaki sesini bastırdı.


Calais’te büyük yürüyüş

Son 1 yıl içinde hızla artan nüfusu ile “The Jungle”da birçok yürüyüş düzenlendi. Polis saldırılarına karşı ve mülteci hakları ile ilgili birçok yürüyüş ve protestonun düzenlendiği kamp bölgesinde son olarak Fransız ve İngiliz sol örgütlerinin düzenlediği büyük yürüyüş ile neredeyse kamp nüfusunun yüzde 90’ı -yaklaşık 4.000 mülteci- Calais şehir merkezine yürüdü. “Refugees Welcome” İngiliz grubu ve Fransız CNT sol örgütlerinin düzenlediği yürüyüş ile şehirde duyarlılığın artırılması hedeflenirken Fransız hükümeti ve İngiliz yönetimine de “mültecileri kabul edin” mesajı verildi.

Yürüyüş esnasında bir Fransız’ın kendi evinin bahçesinde eylemcilere silah doğrultup sözlü saldırıda bulunmasının ardından yaşanan arbedede Fransız saldırgana eylemciler taş ve sopalar fırlattı. Fransız polisi, olaya sadece sözlü müdahalede bulundu. Kısa süren arbedenin ardından yürüyüş şehir merkezine doğru ilerledi. Calais liman kenti, uzun yıllardır sol görüşlü bir kitlenin, işçi sınıfı ve liman çalışanlarının kenti olarak bilinse de son dönemlerdeki sağcı yerel yönetimi ile değişen nüfusu ile Calais sakinlerinin mültecilere kucak açtığını söyleyemeyiz.


Limanda vapura ulaşmayı başardılar

“The Jungle”da kalan ve tek amaçlarının İngiltere’ye geçebilmek olduğunu da açıkça söyleyen 500’e yakın mülteci, düzenlenen büyük yürüyüşün ardından limana yasadışı yollardan girmeyi başardı. Yaklaşık 150 kişilik bir grup yüksek güvenlik tellerini tam iki kez aşarak polis engeline de takılmadan İngiltere’ye gitmek üzere hazırlanan vapura giriş yaptı. Güvenlik güçleri ve İngiliz sınır polisinin müdahalesinden kurtulan 50 mülteci vapurda kaldı. Tüm vapur seferlerinin güvenlik açısından iptal edildiği eylemde vapurda yapılan arama sonucunda 24 mülteci ve 11 İngiliz aktivist gözaltına alındı. Geriye kalan 15 kişiyle ilgili bilgi ise gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Vapurda yapılan geniş çaplı arama sonrasında geriye kalan mülteciler de gözaltına alındı. Yakalanan 11 aktivistin “No Borders” grubu üyesi oldukları açıklandı.


Xavier Bertrand: Cezalandırılmalılar

Calais Bölge Başkanı ve eski bakanlardan Xavier Bertrand, yaptığı açıklamada “Hükümeti derhal mülteci sorunu ile ilgili toplantı yapmaya çağırıyorum. No Borders aktivistlerinin yaptığı kabul edilemezdir ve cezalandırılmalıdır. İngiltere’ye vapur seferlerimizde 2 saatlik gecikme yaşandı. Calais halkı ve vapur seferi yolcularımızdan özür dileriz” ifadelerini kullandı.


Puissesseau: Kamp kaldırılmalı

Calais Liman Belediyesi sorumlusu Jean-Marc Puissesseau ise yaptığı açıklamada, “Artık kamp kontrol edilemez hale geldi ve kaldırılması gerekli. Olaylar ekonomimizi kötü yönde etkiliyor” dedi.


Fransız AP üyesinden sert mesaj

Düzenlenen büyük yürüyüşe katılarak destek veren Fransız Yeşiller Partili Avrupa Parlamentosu Üyesi Karima Delli ise yaptığı açıklamada, Fransız başbakanı Manuel Valls’a sert bir mesaj göndererek, “Burada insanlar kabul edilemez koşullarda yaşam sürüyor. Bu durumun devam etmesine izin veremeyiz. Ne gerekliyse derhal yapılıp sorunun çözülmesi gerekiyor. Derhal mültecilere barınma, yemek ve sağlık hizmetleri vermeliyiz. Bu insanları burada böyle bırakamayız” diye konuştu.


Jeremy Corbyn Calais’te

İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn, ilk yurtdışı ziyaretini Fransa’nın kuzeyinde bulunan Calais liman kentindeki “The Jungle” mülteci kampına gerçekleştirdi. Jungle’dan sonra ise yaklaşık 30 mil uzaktaki Dunkirk’te bulunan ve şu anda daha zor koşulların yaşandığı bölgeyi de ziyaret etti. Sky News’de yer alan bir habere göre ise Corbyn, Calais’ten İngiltere’ye 3.000 mülteci alınması gerektiğini söyledi.

Corbyn’in Calais ziyareti haberi, İngiliz basınında geniş yer aldı; fakat haberler ajanslardan alınan fotoğraflar ile sözleşmeli gazeteciler tarafından ve büyük oranda BBC’nin hazırladığı haber ışığında hazırlanmıştı. Corbyn’in BBC kameralarına özel röportaj vermesi ve Calais’in ambarlarından görüntülerin sadece BBC’de ve kısa bir belgesel şeklinde görülüyor olması da, Corbyn’in BBC’yle anlaşmalı bir ziyaret mi gerçekleştirdiği sorusunu akıllara getirdi. 

İngiliz basını, Calais’te düzenlenen en büyük yürüyüşün mesajını İngiliz siyasetçi üzerinden vermeyi tercih etti

Ziyareti sırasında kampın büyük bölümünün düzenlenen yürüyüşe katılması nedeniyle Corbyn, kampı rahatça dolaştı. İşçi Partisi lideri, incelemelerde bulunarak mültecilerle konuştu. Kendi özel facebook hesabında ziyaretinin ardından, “Tüm Avrupa’nın yüzleştiği mülteci krizini yakından anlamak ve yerinde görmek için buradayım. Şu an için sorunun kaynağıyla uğraşıyoruz. Mülteci sorununun kaynağı savaşlar ve ülkeler arası sorunlardır” ifadelerini kullandı.


Hükümetin yıkım planı

Bu sırada mültecilerin önemli bölümü ise, kentin en büyük yürüyüşünde buluşmuştu. The Jungle’ın etrafında ve Calais kenti çevresindeki geniş çaplı güvenlik önlemleri, yürüyüş sırasında üst düzeye çıkartıldı. Geçtiğimiz hafta ve Ocak ayı başında toplam üç kez polis saldırısına uğrayan kampta mülteciler, en büyük sorun olarak polisi görüyor. Kara kışın soğuğunda ayaklarında çorap dahi olmayan mülteciler, insanca yaşama koşullarını bir kenara itip Fransız polisinin zulmünden kurtulmaya da çalışıyor. Kampı yaklaşık 300 metre geriye çekmeyi hedefleyen operasyonlarında polis, yaklaşık 4 gün boyunca mültecilere gece geç saatlerde gaz bombası ile saldırdı, ardından kampa dozerle girdi. Sayısız çadırın yerle bir olduğu operasyonlarda liman yolu kenarındaki mülteciler uzaklaştırıldı. Yerel hükümet yıkımla ilgili, kampın 1500 kişiye ev sahipliği yapan üçte birlik kısmındaki çadırların temizleneceğini, çünkü sığınmacıların ısınma ve elektrik imkanı sağlayan konteynerlere taşınması gerektiğini söyledi.


Beyaz demir sığınaklar

Yine geçtiğimiz hafta Jungle’a kurulan beyaz renkte, büyük, demir konteynerler, mültecilere barınak olarak gösterilse de kimse bunları kullanmıyor. Özellikle demir olmasından dolayı bölgedeki soğuk havayla tam bir buzhaneye dönen barınaklar, ayrıca Fransız hükümetinin kampta meşrulaşmasını da gündeme getireceğinden mülteciler tarafından tercih edilmiyor.


‘Ölüm tüneli’ni yaya geçti

Geçtiğimiz günlerde görülen bir mahkemede, Sudanlı mülteci Abdul Rahman Haroun’un bir ilki başararak yaya olarak Calais’ten İngiltere’ye gelen ilk insan olduğu ortaya çıktı. Ağustos 2015’te Channel Tunnel’ı yaya olarak aşan 40 yaşındaki Haroun, Canterbury Mahkemesi’ndeki son duruşmada mülteci haklarını onaylattı. Haroun, Mart ayına kadar kefalet altında olacak ve ülkeye yasadışı yollardan gelmek ile tünel kurallarını ihlal etmekten dolayı mahkemeye çıkarılacak. Noel günü öncesi İngiliz mahkemesince mülteciliği onaylanan Haroun, 31 mil uzunluğundaki deniz altından geçen karanlık ve kısmen havasız tüneli Calais’ten aşarak İngiltere’nin Folkestone bölgesinden çıktığı esnada güvenlik görevlilerince fark edilmişti. Haroun’un mahkemesi 20 Haziran’a ertelendi.


‘Ölüm tüneli’ adını ölümlerden alıyor

İngiltere’ye geçmek ümidiyle Calais liman kentinin “The Jungle” mülteci kampında bekleyen yaklaşık 6 bin mülteci, İngiltere’ye ulaşmak adına canlarını tehlikeye atıyor. Bölgede, TIR’lara, vapura veya tren tüneline girmeye çalışırken birçok ölüm gerçekleşti. Sadece tren tüneli olan Channel Tunnel çevresinde toplam 12 mülteci hayatını kaybetmişti.


Binlere kapı açan karar

Daha önceden İngiltere’ye iltica başvuru yapan fakat “Home Office” tarafından reddedilen 3 çocuk ve 1 yetişkin Suriyelinin avukatları, yürütülen davayı kazanarak Suriyelileri Britanya’ya getirdi. Yakın aileleri İngiltere’de uzun yıllardır yaşam sürdüren Suriyeliler, yaklaşık 11 aydır Calais’teki kampta konaklıyordu.

Avrupa Birliği ülkelerinin Dublin III yasası uygulamasına göre İngiltere’de Home Office’in burada ailesi veya yakını olan ilticacılara incelemeleri yapıldıktan sonra iltica hakkı vermesi gerekiyordu. Konuyla ilgili davanın kazanılması ile İngiliz mahkemesi, ilticacıların ülkeye getirilmesini emretti. Citizen UK grubundan kampanya yürütenlerin mahkemeye taşıdığı dava sonrasında Calais’e bir grup avukatın götürülerek aynı durumdaki mültecilerin tespiti çalışmaları başlatıldı.

İlticacıların İngiltere’ye getirilmesinin ardından ITV haber kanalının yayınladığı bir haberde, kazanılan dava neticesinde Britanya’da ailesi veya yakını bulunan binlerce ilticacıya İngiltere’ye giriş yapma kapılarının açıldığı vurgulandı.

Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili açıklamada bulunan İngiltere Mülteciler Komisyonu Menajeri Judith Dennis ise, “Herkes sevdikleriyle güven içinde yaşama hakkına sahiptir. Avrupa devletleri özellikle konu çocuk ve kadınlar olunca, uygulanması gereken prosedürü derhal uygulamalıdır. İnsanları ailelerine ve sevdiklerine en hızlı, en güvenli şekilde ulaştırmaları, yasal olarak gerekmektedir” dedi.


Farron: “Hiçbir çocuk hak etmiyor”

Liberal Demokratların lideri Tim Farron da açıklamada bulunmuştu. Farron, “Her çocuk, hele ki aile koruması yoksa, derhal gözetim altına alınmalıdır, sahip çıkılmalıdır. Mahkemede Suriyeli çocuklar için mücadele verip kazanan herkesi ve tüm organizasyonları tebrik ederim” demişti.



EREM KANSOY/CALAIS