İngiltere Gündemi

Geçtiğimiz hafta Başbakan David Cameron’ın Avrupa Birliği ile pazarlık çıkışları İngiltere’de en çok konuşulan konuların başını çekiyordu. Brüksel’de 22 Kasım’da toplanan AB liderleri, 2014-2020 yıllarını kapsayacak bütçeye ilişkin bir karara varamazken, akabinde yaptığı basın açıklamasında Britanya Başbakanı Cameron AB’ye adeta resti çekti. AB bütçesindeki harcamalara yönelik artış önerilerini ret etmesinin yanı sıra Cameron, kesinti talep ediyor.
Cameron’ın zirve esnasındaki karşı çıkışları elbette ki beklendik tepkilerdi zira haftalar öncesinden AB’nin 2014-2020 bütçesini “saçma” diye niteleyip veto sinyalleri vermişti. Bunun üzerine Avrupa Birliği’nin en baskın lideri sayılabilecek Almanya Başbakanı Angela Merkel Londra’ya gelip, Cameron’ı ikna yollarına bile girişmişti. Merkel’in tüm çabalarına rağmen Cameron, yapılacak zirvede taleplerinden vazgeçemeyeceğini kesin bir dille ifade etmişti ki öyle de yaptı. Aslında Cameron’ın bütçe görüşmeleri gündeme geldiğinden beri en temel argümanı krizden daha fazla etkilenmemek adına kendi ülkesine kemer sıkma politikalarını dayatırken, aynı zamanda Avrupa Birliği’ne karşı bonkör davranamayacağı idi. Bu tavrından vazgeçmeyeceğini de her fırsatta dile getiriyor.
Son yıllarda Macaristan ve İrlanda’nın ardından Yunanistan’da ardı ardına patlak veren krizlerle birlikte AB’ye olan inancın epey bir düşüşe geçtiği aşikar bir durumken Birleşik Krallığın AB’ye olan kuşkusu daha en başından beri vardı aslında. Öyle ki Euro’yu kabul etmeyip kendi para birimini kullanmaya devam etmesi veyahut Schengen ülkeleri arasında yer almak istememesi bunun en bariz örnekleri arasında sıralanabilir. Daha 1973 yılında Birleşik Krallık AB’ye katılırken bile Muhafazakarlar karşı çıkmışken, şimdilerde Muhafazakar Parti içindeki AB şüphecilerine şaşırmamak gerekir. Cameron basın açıklamasında başka ülkelerinde kendisini desteklediğini iddia ederken, destekleyenler arasında sadece İsveç ve Hollanda’nın olması oldukça ilginç. Keza, AB’ye verilen finansal desteğin tam karşılığını almayan ülkeler arasında İngiltere’nin yanı sıra Almanya, Fransa ve İtalya’da yer alırken, bu ülkelerin Cameron’ın yanında boy göstermemesi kısmi de olsa İşçi Partisi’nin Cameron’a yaptığı “Avrupa’da zayıf ve dışlanmış” eleştirisini destekler konumunda.
İngiliz halkının çoğunluğu AB’den çıkmak isterken, daha da büyük bir çoğunluk İngiltere’nin üyelikten çıkıp çıkmaması meselesinin referanduma sunulmasını istedi ki bu konunun Parlamento’da görüşülmesi için gereken miktarda imza toplanmıştı bile. İmzalar sayesinde referandum isteği Parlamento’da oylamaya sunuldu ancak yapılan oylamada yüksek bir farkla referandum önerisine karşı çıkıldı. İngiltere’nin AB üyeliğinin referanduma sunulması durumunda halkın çoğunluğunun AB’den çıkılması yönünde oy kullanacaklarının milletvekilleri de gayet iyi farkındalardı. Bu durumu, sokaktaki halkın isteklerinin Parlamento’daki temsiliyetinin sınıfta kaldığının göstergesi olarak yorumlamak mümkün.
Öte yandan İngiltere’nin en büyük şirket lobisi olan İngiliz Sanayi Konfederasyonu (CBI), İngiltere’de yükselişe geçen Avrupa Birliği karşıtlığına karşı Cameron’ın AB ile ilişkilerini koruması gerektiğini dile getirdi. Diğer bir deyişle, bir yandan AB karşıtı halk, diğer yandan AB yanlısı şirketler. Referandum örneği gösteriyor ki, büyük şirket lobileri karşısında halkın isteğinin lafı bile olmuyor. Tabi birde halkın AB’yi gerçekten neden istemediğine bakmak gerekiyor. Hükümetlerin yıllardır kendi beceriksizliklerini AB’ye yükleyerek AB’yi hedef göstermesi, ana akım medyanın da doğal olarak hükümetlerin borazanlığını yapması AB’yi halkın gözünde günah keçisi konumuna getirdi. Macaristan ve Yunanistan’ın krizden AB’yi sorumlu tutmaları ve bunun de medyada sıkça yer alması Britanyalıların şüphesini doğal olarak arttırdı.
Brüksel’de liderler bütçe görüşmelerini yaparken İrlanda ve İspanya’da halk sokağa dökülmüş, AB karşıtı gösterilerde bulunmuştu. Yine aynı şekilde bu tarz gösterilerin, Britanyalıların AB hakkındaki görüşlerini etkilememesi elbette ki imkansız. Geçtiğimiz hafta iki gün süren zirveden ortak bir karar çıkmayınca, 27 üye ülkesinin, önümüzdeki senenin başında tekrar toplanması bekleniyor. Cameron’ın, Avrupa Komisyonu’nu bütçe kesintileri konusunda ikna etmesi Euro bölgesini ekonomik krizden kurtaracak mı peki? Elbette ki kurtarmayacak. Ancak bir sonraki bütçe toplantısında Birleşik Krallığın atacağı geri adım veyahut talepleri hususundaki ısrarı Avrupa Birliği’ndeki konumunu net bir şekilde belirleyecek. Buna şüphe yok.