Bir ülke düşünün, bırakın konuşanı, soru soranı, sorgulayanı, eğer düşüneni bile düşman olarak görüyorsa, bunun adı nedir? Bırakın daha eski tarihi, Gezi’den bugünlere Ali İsmail’leri, Metin Lokumcu’ları, daha önce Hrant Dink’i, Ankara-Küçükarmutlu/Nusaybin/Silvan/Derik’deki operasyonları düşünün! Devletin kirli ilişkilerini bizlere gösterdikleri için tutuklanan sevgili Can Dündar ve Erdem Gül’ü düşünün. Bu devlete ne denir? Tahir Elçi’nin katledilişini düşünün. Onca soru işareti var! Fakat Başbakan Davutoğlu, herşeyde devleti suçlamayı bırakmamızı istiyor. Devlet masum da biz mi boş yere suçluyoruz? Bir bakalım, kapitalist-emperyalist ve onların işbirlikçi ülkelerinde neler olmuş. Dün bugünler için de ipucu verir sanırım.
1990 yılında İtalya’nın Başbakanı Giulio Andreotti, İtalya ve başka ülkelerde de NATO tarafından çeşitli ülkelerin istihbarat servisleriyle komünizme karşı kurulan bir gizli ordunun olduğunu aydın gazetecilerin, solcu avukatların inatçı araştırmaları sonucunda kabul etme mecburiyetinde kaldı. Bu kontrgerilla örgütlenmelerin her ülkede ki ismi farklıydı. Mesela Danimarka’da ‘Absalon’, Norveç’de ‘ROC’, Belçika’da ‘SDRA8’ adlarını taşıyan bu kontrgerilla örgütünün adı İtalya’da ‘Gladyo’ (=Kılıç) adını taşıyordu. Bugün Esedullah timinin farklı bir Kontrgerilla örgütlenmesi olması muhtemel! Komünizme karşı kurulan bu faşist-paramiliter yapının tek amacı halkları korkutmak ve yıldırmaktı!
Komünist muhalefetin güçlü olduğu İtalya ile devam edelim. 31 Mayıs 1972 tarihinde, İtalya’nın Peteano köyüne yakın bir ormanlıkta, polisler terkedilmiş bir Fiat 500 buluyorlar. Arabanın kapısını açmaya çalışmalarıyla araba havaya uçuyor, 3 polis ölüyor, biri ağır yaralı hastaneye kaldırılıyor. İlginç olan, polislerin daha önce gizli bir telefon sonucu oraya çağrılmalarıdır. Olay sonrası yine gizli bir telefon sonucu cinayet devrimci bir örgüt olan ‘Kızıl Tugaylar’ın üstüne kalıyor. Bunu bahane olarak kullanan italya devleti İtalya sol’una karşı amansız bir baskı uygulayıp hemen 200 komünisti tutuklatıyor! 10 yıl boyunca İtalyan halkına cinayetin ‘Kızıl Tugaylar’ tarafından işletildiği anlatıldı!
1984 yılında, cinayetten 12 yıl sonra, genç bir italyan hakim, Felice Casson, kimi soru işaretleriyle ve hatalarıyla karşılaştıktan sonra, cinayeti tekrar ele alıp enteresan sonuçlara varıyor. Olay yerinde meselâ kimse incelemelerde bulunmamıştı! Tahir Elçi cinayetinde de halkın dışında (!) kimsenin olay yerine incelemeye gelmemesini düşünürsek, soru işaretleri doğmuyor mu?
Üstelik genç hakim başka bir hataya daha rastlıyor. Zamanında italyan polisinin bomba uzmanı bilerek yanlış bir rapor yazmıştı. Kullanılan bombanın ‘Kızıl Tugaylar’ tarafından kullanılan bomba türü olduğunu iddia etmişti. Ama genç hakim başka bir bulguya ulaştı: kullanılan bomba 1972 yılında kullanılan en güçlü bomba idi, C 4, ve o zamanlarda sadece NATO tarafından kullanılıyordu! İtalyan polisinin bomba uzmanının faşist bir örgütün üyesi olduğu ve komünistlere karşı savaştığı ortaya çıktı!
Bir enteresan bulgu daha vardı: Cinayetten 3 ay önce polisler tesadüfen Triest kentinde yeraltında bulunan bir silah deposu bulmuşlardı ve bu silah deposu tam da cinayette kullanılan bombalar, silahlar ile doluydu. Genç hakim yıllar sonra bu silah deposunun Kontrgerilla’nın, yani İtalya’da ki ismiyle ‘Gladyo’nun yüzlerce yeraltı silah depolarından birisi olduğunu ispat etti. Üstelik İtalya’nın askeri istihbaratı, devleti tesadüfen bulunan bu silah deposunu gizlemek için baya uğraşmışlardı. Ama genç hakim bunları ortaya çıkardı!
Devamında cinayeti İtalya’nın sol’unun değil, askeri istihbaratı ile birlikte çalışan sağcı grupların işlediğine dair izlere ulaştı genç hakim. Cinayeti kontrgerilla grupları ile birlikte devlet organize etmişti, sonra cinayeti komünistlerin üstüne yıkmıştı ve bu bahane ile güçlü komünist hareketi, halkın içinde örgütlü olduğu İtalya Komünist Partisi’ni (PCI) zayıflatmayı, halkın gözünde küçük düşürmeyi amaçlamıştı.
Yine Tahir Elçi cinayetine bakalım. Sivil polislerin üstüne doğru koşturan iki genç görüyoruz. İkisi de ateş etmiyor. Birisi silahı polisin önüne atıp kaçıyor, öteki silahı ters (!) tutuyor. Polis en yakından bu iki genci vuramıyor! Sonra polis yanlarından geçen gençlerin arkasından ateş açıyor ve ardından Tahir Elçi yerde kanlar içinde görülüyor! Soru işaretleri ile dolu olan bir cinayet!
İtalya ile düşünmeye devam edelim. İtalya’da sadece bu değil, başka cinayetler ile halklar korkutulmaya çalışıldı. 1969 yılında Noel öncesi Milano ve Roma kentlerinde meydanlarda dört bomba patladı. 16 insan katledildi, 80 de yaralı vardı, çoğu da bir pazar günü sonrası zaten az olan kazançlarını Milano’da Piazza Fontana meydanında ki ‘Tarım Bankası’na yatırmak isteyen çiftçilerdi. Bu cinayetten de sonra hemen olay komünistlerin üstüne yıkıldı, izler yokedildi ve solcular tutuklandı.
Bitmedi. 28 Mayıs 1974 tarihinde Brescia kentinde antifaşist bir mitingde bir bomba patladıldı, 8 insan öldü, 102 insan yaralandı. Aklınıza Diyarbakır ya da Ankara mitingleri geldi, değil mi?
4 Ağustos 1974 tarihinde Roma’dan Münih’e giden trenin içinde bomba patladıldı, 12 insan öldü ve 48 yaralı vardı. Bunlar en kanlı katliama doğru giden yolun köşe taşlarıydı: 2 Ağustos 1980 tarihinde Bologna istasyonunda trenleri bekleyen insanların ortasında bomba patladıldı, 85 insan katledildi ve 200 yaralı vardı!
Her katliamdan sonra paramiliter faşist güçler cezasız kurtuldular. Neden? Çünkü İtalya devleti ve İtalya Askeri İstihbaratı onları koruyorlardı, birlikte çalışıyorlardı. Yıllar sonra Piazza Fontana cinayetiyle ilgili sorguya alınan faşist örgüt üyesi Franco Fedo’nun açıklamaları bizlere bugün için de çok şey anlatıyor:’Her hayat daha güçlü olanlar tarafından manipüle ediliyor. Bende bazı fikirlerin elinde bir kukla idim.’ (BBC 2 kanalında 17 Haziran 1992 tarihinde yayınlandı.)
Sevgili Can Dündar ve Erdem Gül (ve diğer siyasi tutsaklar) için özgürlük isterken, onların yolunda ilerleyerek soralım: Gezi, Roboskî, Diyarbakır, Suruç, Ankara katliamları ve Nusaybin-Silvan-Sur-Derik ablukaları Türkiye’de yeniden ortaya çıkan devlet organizeli kontrgerilla’nın işi olmasın sakın?