Kentler ile özdeşleşen şairler vardır. Özdeşleştirildikleri o kentlerin ruhuna dolanır yürekleri... Birbirinden ayırmak mümkün olmaz çoğu zaman. Kente dair acılarda incinir, sevinciyle heyecanlanırlar. ‘’Canı yanan insan kadar canı yanan sular da var bilmez miyim’’ dizelerinde olduğu gibi doğası da bir öznedir onlar için. 
Şair ve yazar Burhan Gündoğan da bunlardan biri. Yüreği Dêrsim için atan bir insan; genellikle yapılanın aksine O inatla dağların arasındaki bu küçük kentte sürdürüyor yazım yaşamını. Dağ dağ geziyor, nehirce ilerliyor büyük bir sabırla; tanınmak, kazanmak kelimeleri onun yaşam dağarcığında yok. Doğduğu topraklarda edebiyat ile nefes alıyor, edebiyat ile karşı duruyor çürüyen bir çağa... İnsanın ve canlı doğanın özne olduğu bir yaşam umuduyla kendi değerlerine sarılıyor, mısra mısra işliyor. 


Dağlar, kuşlar, sular dile geliyor
Gündoğan’ın dördüncü şiir kitabı ‘’Gülüşün Düştü’’ Kora Yayınları’ndan çıktı. Mısralarıyla yaşadığı coğrafyanın sesi oluyor, Burhan Gündoğan. Dağlar, sular, kuşlar, çiçekler dile geliyor, O’nun mısralarında. Rüzgarın sesi derin vadilerde yankılanıyor, ağaçlar mavi göğe savuruyor toprağın ahını...
O kent ki dağ rüzgarıyla uçurumun kıyısında salınan bir çiçektir. Yüzyıllarca çiğnenen topraklarında meşe ağaçları yeşerten bir direnç. Her gün doğumunda yeniden dinliyor, usanmadan...

‘’derin vadilerin iniltilerini dinleyelim 
sonra serüvenlerini 

uçurumlarda parçalanan sesleri 

yasak düşleri konuşalım dolunayda.’’ (konuşalım)


İsyan olur şiir
Kolay mıdır, yitişi hızlandıran bir çağda bir kenti dizelere dökmek... Her karışında saklı gizleri yeniden anlamlandırmak. Yiten insanları, doğayı; kirletilen suları; giderek azalan sevgiyi görüp de yazmamak olmaz. İşte bu durakta bir isyan olur şiir, ama kendi suskunluğuna gömülmez, umudunu yitirmez. Tarihin gediklerini, zamanın yiten sesini, şehrin gürültülü kalabalıklarını aynı coşkunlukla yazar.

‘’sıkıştırılmış zamanlarda
sıkışık kalmış insan
ne ağaç bırakılmış
ne gölgesinde insan
bırakıp ardımızda
yüzsüzlüğümüzü
ardına düşmüş insan
kentlere ne çok ayıp örmüşler öyle
betondan kabinlerde oturuyorlar
sığdırılınca kabine insan
çıldırmış kahrından değil amma ...
(kabinlere sığdırılanlar)


Yasaklı köyler iniltili cevizler
Kendi sularınca akar. Kimi zaman kanayan bir yürek olur, gitmek ister. Sonra ‘’En yakın gittiğin yerden dönersin/ en yakın bildiğinden uzak’’ (giderim) dizelerini not eder. İniltili cevizler ve keder, yasaklı köyler, sadece taşları kalmış evler, duman-korku ve kokunun yanyana gittiği öyküler, sıra sıra patikalar, kana bulanan baharlar... İnsan yüreğine ne çok acı sığıyormuş diye düşünür, kaleme sarılır. Coğrafyasında süren acılar yakınca içini doğaya sığınır. Ancak doğa en büyük yıkımı yaşamıştır.
‘’...
babam derdi ki
taşa verdi

dayanmadı çatladı
insana verdi
en büyük acılara dayandı

hele sorsunlar analara

taşın acısını 
ancak bir ana anlar

taştan daha taş olan ne anlar.’’ 
(ne anlar)
***
‘’....
dağlar 
kırılan yüreğimle
gelmişim sana

vurulan gözlerimdir

seni çiçek kokularında görmek

acılarını sağaltmak ne çare

hep düşen çocuklar sende... ‘’
(yeni geldim)


Hayata edebiyat ile müdahale ediyor

Burhan Gündoğan, 1960 yılında Dêrsim’in Mazgêr ilçesinde doğdu. Daha önce „Ben Çocuksu Yüreğim“, „O Şehirde Düşlerim Kaldı“ ve „Su Aşkına“ adlı kitapları yayınlandı. „Dağların Sokakları Var“ adıyla da bir gezi kitabı bulunuyor. Yazar Haydar Karataş, Gülüşün Düştü kitabı ve yazarına ilişkin şunları belirtiyor: „Burhan Gündoğan, entellektüellerin büyük şehirlere kapanmasına inat, taşrada üreten bir edebiyat sevdalısı. Onu ilgiyle takip ederim, neden derseniz, onun yaptıklarını gördükçe, 1940’lı yılların idealist edebiyatçılarını hatırlarım. Küçük bir coğrafyada, insanların dahi tutunmayı beceremediği Dêrsim’de BEZUVAR adında bir edebiyat dergisinin çıkmasına öncülük etti; silah, öfke, kişisel çatışkıların epeyce sert olduğu bir ortamda insanların nefes almaları için hayata edebiyatla müdahale etmeye çalışıyor. İnsanları ‘yumuşak ses’ tonuyla birbirleriyle konuşmaya davet ediyor, az şey değil... Şiirlerinin bir kısmını dergilerden filan okumuştum. Şimdi onları kitap haline getirmiş Gündoğan, taşrada, farklılığın olduğu bir diyardan hayata seslenen bu şairi okumanızı öneririm. Kitabın ismi, kapak resmi, tercih edilen çehresel renkler dahi birer makale konusu...“


DENİZ BİLGİN