
Bilindiği gibi, cumhurbaşkanlığı seçimi bizde her zaman zor ve krizli oluyor. Kuşkusuz cumhura başkan seçmek kolay değil. Dahası devletin en üst tepesini oluşturmak kolay gerçekleşmiyor. Geçmişte askeri darbelerin bazıları cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde gerçekleşmiş bulunuyor. Bu nedenle her cumhurbaşkanı seçimi siyasal açıdan gergin geçiyor.
Siyaset baştan beri bu gerginlik ve kriz durumuna fırsat vermeyecek çareler arıyor. 12 Eylül darbe yönetiminin buna ilişkin bulduğu çare meclisi iki partili hale getirmek olmuştu. Fakat bu da çare olmadı ve çözüm üretmedi. Bir kere planlandığı gibi meclis iki partili kılınamadı. Diğer yandan, iki partili olduğu zaman da benzer kriz durumu yine yaşandı.
AKP Yönetiminin bu duruma bulduğu çare ise, cumhurbaşkanını meclisin değil de halkın seçmesi oldu. İlk turda seçim sonuçlanmasa da, ikinci turda tamamlanması öngörüldü. Böylece cumhurbaşkanlığı seçimi bir siyasal kriz etkeni olmaktan çıkarılmak istendi. Gerçi AKP projesinde başkanlık sistemine geçiş de vardı. Fakat bu gerçekleşmese de en azından cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ilk elden karara bağlandı.
Kuşkusuz bütün bunların hepsini düşünen veya sonunda onaylayan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Kısaca Tayyip Erdoğan yeni cumhurbaşkanı seçim sistemini oluşturup yasalaştırdı ve ardından da bu sistemle seçilen ilk cumhurbaşkanı olmak için kendini aday gösterdi. Mevcut haliyle seçimin birinci favorisi olma özelliğini de taşıyor.
Peki AKP’nin bulduğu bu yöntem cumhurbaşkanı seçimini krizli olmaktan çıkaracak mı? Bunu yaşayıp göreceğiz. Peki Tayyip Erdoğan halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı olabilecek mi? Bunu da bir ay sonra yapılacak seçimin sonuçları gösterecek. Şimdilik birinci sıradan favori durumunda. Fakat seçime daha bir ay var ve bu bir ayda ne tür gelişmelerin olacağını kimse bilmez. Demirel’in deyimiyle 24 saat siyasette çok uzun süredir.
Elbette cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yöntemine biz karşı değiliz. Belki de meclisin seçmesinden daha da demokratik olur. Fakat seçimin eşit koşullarda gerçekleşen bir demokratik yarış olması da önemlidir. Tayyip Erdoğan’ın hem AKP Genel Başkanı ve hem de Başbakan olarak seçime girmesinin söz konusu eşitlik ilkesini bozacağı konusunda görüşler vardır ki, kuşkusuz bunlar önemli ve haklı eleştirilerdir.
Diğer yandan böyle bir seçimle Tayyip Erdoğan fiili başkanlık sistemini uygulamak istemektedir. Yani hem cumhurbaşkanı olmak ve hem de başbakan ve parti başkanı gibi AKP’yi fiilen yönetmek istemektedir. Vaktiyle bunu Turgut Özal ile Süleyman Demirel de denemişler, ama başarılı olamamışlardı. Şimdi Tayyip Erdoğan, halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı olursam başarırım diyor. Başarır mı başarmaz mı, bunu da yaşayıp göreceğiz.
Kuşkusuz cumhurbaşkanlığı seçiminde aday sadece Tayyip Erdoğan değil. Karşısında iki aday daha bulunuyor. Hatta daha fazla olma ihtimali de vardı, ama CHP içindeki muhalifler aday göstermekten vazgeçtiler. Geriye Çatı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile HDP Adayı Selahattin Demirtaş kaldı.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nu başta CHP ve MHP olmak üzere toplam beş parti aday göstermiş bulunuyor. Aslında kendisi için “Fethullahçıların adayı” deniyor. CHP’den çok MHP’den büyük destek görüyor. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kişiliği ve aile kimliği CHP içinde çok önemli tartışmalara yol açmış bulunuyor. CHP içindeki solcuların, Kemalistlerin ve Alevilerin İhsanoğlu’na oy vermeyeceği söyleniyor. Dolayısıyla Ekmeleddin İhsanoğlu’na bu seçimde fazla şans tanınmıyor.
Peki CHP içindeki muhalifler ne yapacak? Belli ki bunların tutumu bu seçimde önemli siyasal sonuçlar yaratacak. Bazıları bunların sandık başına gitmeyeceğini ve oy kullanmayacağını belirtiyor. Tabi bir kısmının HDP adayı Selahattin Demirtaş’a oy vereceğini söyleyenler de var. Kuşkusuz doğru olan da bu sonuncusudur.
HDP’nin bu doğrultuda politika izlemesi ve söz konusu çevrelere yönelik çalışma yürütmesi önemli olmaktadır. Böyle bir durum ilk tur seçimlerinin sonucunu etkileyebilir ve ikinci tur seçimin Tayyip Erdoğan ile Selahattin Demirtaş arasında geçmesine yol açabilir. Hatta bu tutumu salt cumhurbaşkanı seçimiyle de sınırlandırmamak gerekir. CHP içindeki Kılıçdaroğlu yönetiminin sağ politikalarına muhalif olan sol, Alevi ve demokrat çevreleri HDP çatısı altında birleştirmeye çalışmak da önemlidir.
Geriye halkların demokratik ittifakı olan HDP ve adayı Selahattin Demirtaş kalmaktadır. HDP ve aday olan Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı seçimi kampanyasını “Çankaya’ya Halk Çıkacak” sloganıyla başlatmış bulunmaktadır. Öncelikle belirtelim ki, söz konusu slogan oldukça iddialı ve bir o kadar da anlamlı bir slogandır. Tabi bu oranda da halk çalışması yapmayı gerektirir.
Diğer yandan cumhurbaşkanı seçimi süreci bölgesel siyaset açısından oldukça önemli yenilikler içermektedir. Irak ve Suriye’de yaşanan ve sınırların yeniden çizilmesini gündemleştiren gelişmeler, Türkiye’de hemen ve tam demokrasiye geçişi gerektirmektedir. Bu noktada AKP, CHP ve MHP politikaları iflasın eşiğine gelmiş durumdadır. Ülkemizde demokrasi hareketinin tabanı genişlemiş ve mevcut gelişmeleri ancak Kürt sorununun çözümüne dayalı bir demokratikleşmenin karşılayabileceği kanaati güçlenmiş bulunmaktadır.
İşte bu durum hem cumhurbaşkanı seçiminde HDP’nin şansını artırmakta, hem de söz konusu seçim sürecinde HDP’nin kendisini büyütmesine imkan vermektedir. Dolayısıyla HDP açısından son derece elverişli bir siyasal çalışma ve örgütlenme imkanı oluşmuştur. HDP yönetiminin bunu değerlendirmesi ülkemizin geleceğini belirleyecektir.
HDP adayı Selahattin Demirtaş’ın diğer adaylardan eksiği yok, tersine fazlası vardır. Diğer iki adaydan çok daha genç ve dinçtir. Çok önemli bir bilinç ve tecrübe birikimine sahiptir. Eğer ulaşılıp harekete geçirilebilirse her iki adaydan çok daha kapsayıcı bir toplumsal tabanı vardır. Çankaya’yı gençleştiren Abdullah Gül’den sonra aynı durumu devam ettirecek tek adaydır. O halde kesin kazanma hedefi ve iddiasıyla çalışmak gerekir.
Bir de bu seçimde başarılı olmak HDP açısından zorunludur. 30 Mart yerel seçimlerinde bazı yanlışlıklar nedeniyle misyonuna uygun bir görüntü verememiştir. Bu sefer bu durumu kesin düzeltmesi ve tüm topluma “Halkların Demokratik Yönetiminin” geldiği mesajını açıkça vermesi gerekir. “Çankaya’ya Halk Çıkacak” sloganı ancak bu biçimde yerini bulur.