Yazının başlığı, Amerika’nın ünü büyük yazarlarından Ernest Hemingway’ın, 1940 yılında yayımlanan ve İspanya iç savaşını anlattığı romanının ismidir.

O da bu ismi, şair ve rahip John Donne’ın bir vaazının, “….ölünce bir insan, eksilirim ben/ Çünkü insan oğlun bir parçasıyım ben/ İşte bundandır ki sorup durma bu çanların kim için çaldığını; sebin için çalıyor" diye biten bölümünden esinlenmişti. 

Kilise çanları, bazan zaferleri de müjdeliyor, ama genelde büyük tehlikeleri haber vermek için, bütün çanlar bir arada, tek ses halinde çalıyordu. Ancak, hiç bir felaket habersiz gelmiyordu. Gelgelelim “Şark kurnazlığı"nın fokurdadığı Ortadoğu’da, her şey tersinedir. Burada, "kurtarıcı“ kılığındadır.

Türk tipi Faşizm de öyle geldi. İnsanlığa hizmet adına ve yılan sessizliğiyle…

O nedenle, iş işten geçtikten sonra, kimilerinin “ben demiştim" bilgiçliği palavradan ibarettir. Asıl niyetlerini kimsecik anlayamadı. Herkes kandırıldı, bütün kesimler dolandırıldı.

Nasıl kandırılmasınlar ki, “ileri demokrasi için, yola devam" diye haykırıyorlardı, “polis devletinin çarkını kırmaya geldik" diyor, olağanüstü hal rejimini kaldırmakla övünüyor, darbeleri darağacı ve işkenceleriyle dehşetin adı olan “askeri hegemonyayı yerle bir etme" sözünü havaya üflüyor, “milliyetçiliği (ırkçılığı) ayağımızın altına aldık" haykırışları dünyanın tepesinde yankılanıyordu. En Kemalistin en ılımlısı Kültür Bakanıydı. İlk gençliğinden beri polis takibinde olan, linç köprülerinde kaburgaları kırılmış, gözü kör edilmeye çalışılmış, uzunca zaman mahpus tutulmuş Çetin Altan’a devlet ödülü veriliyor, Nazım Hikmet “vatan hainliğinden vatanseverliğe" terfi ettiriliyor, bir avuç renkli bilye de Kürtlerin üstüne serpiliyordu:

"Ah ve vah ki Kürtler dillerini bile konuşamadılar“ diye hüngürdüyor, “Diyarbakır’da zulüm zindanı işlettiler" diyor, “Dersim’de kırım yaptılar" sözüyle devlet zulmüne mühür vuruyor, “Yılmaz Güney, Ahmet Kaya sürgünde öldü“ diye hayıflanıyor, Selahaddine Eyyubi, Şerafettin Elçi’nin adını havalanlarına veriyor, Musa Anter’in celladı yakalanıyor, Ehmedê Xanî’nin “Mem û Zin"i devlet eliyle basılıyor, Kürtçe kılamlar polis duvarını aşıyor, televizyonlarda Kürtçe sedalar duyuluyordu.

Bunca yaşanmışlık ve günün tarihine tanıklık varken, tutabiliyorsanız kendinizi gelin de kanmayın!..

Ama her şey gibi toplumsal dolandırıcılık ve kalpazanlığın da bir ömrü vardı; ve hiç kimse bir yalanı sonsuza kadar yaşatacak zekaya sahip değildi. Hele hele bunlar asla…

Derken her şey, bütün büyüler hırısızın, panik içinde çırağına “malı sakla polis geliyor" diye bağırmasıyla ters yüz oldu. Kelin peruğu aniden düştü. Yüzsüzün maskesi yere yuvarlanıp parçalandı. Artık, utanmadan uzak yüzsüzlükleriyle orta malıydılar. Kandırılıp dolandırılan insan yığınları şaşkın ama, artık Faşizm zamanıydı. “Medeniyetler ittifakı"nı ipe asılmış, Faşizmin amentüsü olan tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak haykırışları göndere çekilmişti

"Din" zalimin dilinde takla atmış “dindar ve kindar"a dönüşmüştü. Evladı şurada, burada ölüme sürülmüş analar, babalar, “ne mutlu, şehidiniz var" diye avutuluyor, sonra ellerine maaş çeki, yeni evin anahtarı verilerek gönderiliyorlardı.

Cami avluları, “insan öldürdük" müjdesinin savrulduğu alan olarak kullanılıyor, Faşizmden başka hangi dine sığar bilinmez, altlarına aldıkları insanların  malını, mülküne el konuyor, Faşizme selama durmamış bütün aydınlar, yazarlar biçilerek, her neyin intikamıysa, kimi işsiz, işlevsiz açlığa mahkum ediliyor, kimileri de hapishane kapatılıyordu.

Kürdistan ise kuşatma altındaydı. Ağacından, koyunu, kuzusu danasına kadar bütün canlılar takip ve denetim altındaydı. Yıkılan şehirlerde, insanlar diri diri yakılıyordu.

Bunlar olurken, “Sosyalist Blok“un yıkılmasından sonra dengesi bozulmuş, vicdanı iyice körelmiş dünya sessiz ve sukünet içinde seyirciydi. Herkes, kendi çıkar dümenini sıkıca tutmaya, onları kullanıp ihaleler kapmaya, daha çok silah satmaya bakıyordu.

Ta ki, Ortadoğu’yu kasıp kavuran haydut çeteleriyle ilişkileri önlenemez hadde varana ve Batı’ya şantaj yapıp tehditler savurmaya, yurttaşlarını tutuklayıp rehine tutana, Avrupa’da ajan ağları döşeyene kadar…

Bu tutumuyla, NATO üyesi Batı karşıtı cephede. Amerikalı sözcüler, Suriye’de İslamo Faşist çetelere kol kanat gerdiğini açıktan açığa ifade ediyor, El Kaide‘nin Türklerin desteği ile güç haline geldiğini söylüyorlar. IŞİD’le savaşan Kürtlerin taciz ve tehdit baskı altına alınması da cabası…

Hal böyle olunca, ilişkiler şirazesinden çıktı. Avrupa Birliği karşı atakla üyelik görüşmelerinin askıya alması için harekete geçti. Almanya, ceza olarak Avrupa fonlarının kesilmesini istiyor.

Bütün bunlar tehlikeyi haber veren davul sesleridir. En son, bir Rus ajansının gerekçeleri sırlayarak belirttiği gibi dünya medyası, Batı’nın Irak ve Suriye’den sonra müdahale edebilceğini işliyor. Yani Türk Faşizmi de, nihayet duvara tosladı.

Zamanın ruhu böyle. Çanlar, şimdi TC için çalıyor…