
Hapishanede kadın, çocuk, erkek olmak, daha doğrusu insan olmak, usta Şair Nazım Hikmet dediği gibi hakikaten zor zanaat! Beton ve demirden ibaret soğuk koridorları, insanın üzerine kapanan ağır demir kapılarıyla, gökyüzünüzü demir kafeslerle parçaladıkları pencereleriyle hapishane sadece sosyal varlık olan insanın değil, tüm canlıların doğasına aykırı...
Hapishanelerde tüm tutsaklar siyasi ve adli olarak ayrı bölümlerdeki hücre ve koğuşlara konuluyorlar. Herhangi bir hapishanenin adli kadınlar koğuşuna girdiğinizde, her kadına dokunduğunuzda eliniz yanar. Her birinin öyküsü, kadına yönelik şiddetin değişik biçimleriyle doludur.
Cinayetten mapus yatanların birçoğu da yaşama tutunmak için kendisini savunmak üzere yakını bir adamı öldürmekten tutukludur ya da hüküm giymiştir. Verilere göre, hapishanelerin çokluğu ve çeşitliliğiyle ünlü olan Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, herhangi bir adli kadın koğuşundan içeri adımınızı attığınızda, anında orada bir başka dünyanın hüküm sürdüğünü anlarsınız. Hapishaneler çocuğu olan kadınlar için daha bir çekilmezdir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar yasal olarak anneleriyle birlikte hapishanede kalabilirler.
Bu bir hak gibi sunuluyor olsa da, aslında bu uygulamanın kendisi çocuğu daha dünyaya gözünü açar açmaz hapse mahkum etmek anlamına gelir. Adli koğuşlarda ilişkiler daha çok parası ve gücü olana göre belirlenir.
Kurulan dostlukların düzeyini de paranın gücü belirler. Bütün bunlara tek başına yaşamanın, ayakta durmanın yarattığı sorunları, adli tutuklu ve hükümlülerin hapishanelerde hak alma, bazı temel haklarını talep etme diye bir koşullarının olmadığı gerçeğini de eklediğinizde, mapusluk bir kaç basamak daha zor hale gelir hapisteki kadın için...
Cezası az kalanlar ya da bazı hapishanelerin içinde kurulmuş olan işliklerde kadın mahkumlar çalıştırılıyor. Bu işyurtlarında özel sektöre de iş yapılıyor. Özel sektörden alınan paralar kadınlara verilmeyerek, İşyurtları Kurumu’na gidiyor. Kadınlara ise günlük en az 5 TL, en yüksek 8 TL ücret ödeniyor.
Siyasi kadın tutsaklar için durum farklıdır. Hayatın her alanında mücadelenin güzelleştirdiği kadınlar, demir parmaklıklar ve beton duvarlar arasında da bir başka dünyayı yaratmayı başarıyorlar. Devletin diz çöktürme, irade kırma ve teslim alma politikalarına karşı direnmenin inanılmaz yaratıcılığıyla tutsak yaşamları renklenen siyasi tutsak kadınların koğuşlarından, hücrelerinden içeri adımınızı attığınızda; kadın dayanışmasının, en güzel dostlukların, yoldaşlığın, arkadaşlığın, kadın inceliğiyle örülmüş yaşamın güzelliği yüzünüzü okşar.
Dışarıdan bakanlar için hapishanede gün saymanın o inanılmaz zorluğunun aksine, bazı istisnalar dışında içeride 15-20 yılını devirmiş, bir bakıma hapishanede büyümüş kadınların aydınlık yüzlerindeki ışıl ışıl gözleri şiir tadında bir yanıt gibidir. Betona ve demirin o soğuk gri yüzüne inat, bütün zorluklara, yoksunluklara rağmen, o zulümhanelerde insanca güzel bir yaşam inşa etmeyi ve sürdürmeyi başarırlar.
Evet tıpkı Nazım Hikmet’in şiirinde söylediği gibi yaşar hapishanede siyasi kadın tutsaklar. Dışarıda kırk günlük yerde yaprak kımıldasa, onlar içeride ürperirler... Her koğuş maddi durumuna göre bir ya da bir kaç günlük gazete alır.
Ertesi gün aynı koridorda bulunan koğuşlar gazetelerini değiştirir. Böylece günde bir kaç gazete, hatta 5-6 günlük gazeteyi takip ederler. Birçok kadın arkadaş bazen ekonomik nedenlerle, çoğu zaman da kız çocuklarının okula gönderilmemelerini hapishanede okuma-yazma öğrenerek telafi ederler. Kürt kadın tutsakların anadillerinde okuma yazmayı öğrenmeleri, sömürgeci faşist devletin yasaklarına yine devletin kendi zindanlarından veriyor olması ise direnmenin, mücadele etmenin bir başka biçimi olarak Kürt kadın hareketinin tarihine çoktan kaydedilmiştir.
Yaşlı annelerin, ellerinde Kürtçe kitap heceleyerek okumaya çalışmaları, mektup yazmaları kesinlikle görülmeye değer tabloların başında gelir. Hapishaneler kadın yazarların, şairlerin yetişmesinde önemli bir mekan. Dışarıda yapmaya fırsat bulamadıkları çalışmaları hapishanede yapmanın koşulları hayli fazla.
İstediğiniz kadar okuyabilir, yazabilirsiniz. Yeter ki bu alana ilgi duyun. Kadın aydınlanmasında hapishaneler her dönem bir merkez olmuştur. 19 Aralık katliamından sonra kadın ve erkek hapishanelerinin ayrılması, siyasi kadın tutsaklardaki özgüveni geliştirmiş.
Kadın mahpuslar kendi yaşamlarını kendileri düzenliyorlar, idareyle görüşmeleri bizzat yapıyorlar.
Hapishanede kadın olmanın en güzel yüzü de, yaşadığı yeri güzelleştirme çabası. Kuş yemlerinden ayıklanan tohumlarla, sebze kantininden gelen bazı meyve ve sebzelerden alınan tohumlarla hapishane havalandırmalarında bir vaha yaratma çabası hapishane idarelerinin tüm engellemelerine rağmen, bitip tükenmeyen bir uğraş olarak bir başka direniş mevzisi olmuş durumda.
Yaşamları birkaç metrekareye sıkıştırılmış siyasi tutsak kadınlar da herkes gibi kırgınlıklar yaşasa da, paha biçilmezdir zor zamanların dostluğu. Şimdi önümüz bahar! 8 Mart günleri! Hapishanelerdeki tüm siyasi kadın tutsaklar kadın özgürlük mücadelesinin tarihinden aldıkları güçle en güzel elbiselerini giyip, hapishanelerin havalandırmalarına çıkmıştır... Paylarına düşen bir avuç gökyüzüne dönüp aydınlık yüzlerini; şen kahkahalar atıp, tilililerini, türkü ve marşlarını mavi gökyüzüne salmıştır. Erdoğan-AKP iktidarının kadın düşmanı yasalarına, tekçiliğine inat, dışarıdaki kız kardeşleri gibi faşist diktatörlüğe meydan okumuştur...
“Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz!” şiarını haykırıp; kendi HAYIR’larını, dışarıdaki kadınların HAYIR’ına ekleyecekler... 8 Mart’ın tutsak kadınların özgürlüklerine açılan bir yol olması dileğiyle…