AKP içindeki yolsuzluklar etrafa saçılınca Türkiye’de siyasal sistem altüst oldu ve bir devlet krizine dönüştü. Çünkü doksan yıllık hegemonik ulus-devlet sistemi kendini yürütemez hale gelmiş ve çökmüştür. Halkın ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle birinci cumhuriyet kendini sürdüremez hale gelmişti. Ancak demokrasi güçleri hazırlıksız ve örgütsüz olunca İslam’ı kendilerine maske edinen iktidarcı ve devletçi zihniyete sahip olan siyasi kesimler hükümet oldular ve yeni bir hegemonya kurma peşinde koştular. Son AKP-Fethullahçılar çatışması bu yeni hegemonik devlet kurma politikasının iflası anlamına geliyor. Eskisi yıkılmış, yeni hegemonik devlet de kurulamamıştır. Bunu Türkiye halkları için çok hayırlı bir durum olarak görmek gerekir. Aynı zamanda radikal demokratlar ve bir bütün olarak özgürlükçü demokrasi güçleri için de tarihi bir şans doğmuştur.

Bundan çıkarılacak sonuçlar önemlidir. Mevcut durumdan ilk ders çıkarması gereken AKP Hükümetinin doğru ders çıkarmadığı anlaşılıyor. Her şeyi tersinden alıyor. Dış güçler  diyor, paralel devlet darbesinden söz ediyor. Biz de buna katılıyoruz.  AKP’yi iktidara getiren dış güçler şimdi AKP’nin yerine yeni bir işbirlikçi iktidar getirmek istiyorlar. Fethullahçılar da bugüne kadar birlikte soyup soğana çevirdikleri devletten artık kendini uzak tutmak isteyince AKP’yi can evinden vuracak bir hamle yapmışlardır. Şimdiye kadarki koalisyon ortağına darbe vurmuşlardır. AKP, yolsuzluğa son vermek için iktidara geldiğini iddia ediyordu. En fazla bunu propaganda yaparak oy topluyordu. Şimdi ise Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluğunun AKP döneminde olduğu açığa çıkmıştır. Zaten demokrasiden de sınıfta kaldığı için AKP’nin ayakta kalacağı dayanak kalmamıştır.
AKP, dış güçler diyor, Fethullahçılar diyor. Bu doğruyla esas yanlışı örtmek istiyor. Böylelikle şimdiye kadar yaptığı yanlışlıklardan daha büyük yanlışa düşüyor. AKP şimdiye kadar Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerine büyük düşmanlık yapmıştır. Kürtleri ve demokrasi güçlerini ezerek yeni bir hegemonya kurmak istemiştir. Bu saldırılardaki en büyük ortağı Fethullahçılar olmuştur. Fethullahçılarla birlikte 12 yıl halka kan kusturulmuştur. Yüzlerce faili devlet cinayeti bu hükümet zamanında işlenmiştir. Sokaklar, meydanlar Hitler’in gaz odaları haline getirilmiştir. İşkenceye sıfır toleransı tüm sokakları açık işkencehanelere dönüştürme biçiminde uygulanmıştır. Türkiye tam bir faşist polis devleti haline getirilmiştir. Tüm bu uygulamaları başta Başbakan olmak üzere AKP Hükümeti büyük bir kararlılıkla savunmuştur. Tüm eleştiri yapanları azarlayıp suçlamışlardır. Onlarca gazetecinin AKP tarafından, hatta Başbakan tarafından işinden atıldığı bilinmektedir. Başbakan’ın bugüne kadar söylediklerini üst üste koyduğunuzda karşınıza Mussolini ve Hitler tipi bir kişilik çıkar. Bu kadar zulmü ve baskıyı bu hükümet yapmıştır. Yolsuzluklar da yalan değildir. Hatta bu yolsuzluklar aysbergin görünen yüzüdür.
Şimdi ne demokrat olan, ne de eşitlikçi ve adaletli olan bir siyasi güce operasyon yapılmış bulunmaktadır. Bu kadar zayıf karnı olan bir iktidar varlığını uzun süre sürdüremez. Bu açıdan AKP ve Başbakan Erdoğan “Kendim ettim kendim buldum” şarkısını söylese daha iyi yapar. Belki böyle ders çıkarır. Mevcut durumu esas olarak dışıyla izah eden AKP iktidarının ömrü az kalmıştır. Sadece AKP değil, kim içine düştüğü olumsuz durumu dışıyla izah ediyorsa büyük bir yanlış yapıyordur. İster devlet, ister hükümet, ister parti, ister örgüt, ister birey olsun bir olumsuz duruma düşmüşse bunun esas nedeni kendisidir. Böyle düşünmüyorsa hiçbir güç ve bireyin içine düştüğü olumsuz durumdan çıkması düşünülemez.
AKP mevcut durumun sorumlusu olarak kendini görürse belki kendini kurtarabilir. Bunun için de hiç mi hiç zaman kaybetmeden geçmişteki antidemokratik yaklaşımını bırakıp köklü bir demokratikleşme hamlesi yapması şarttır. Bu da ancak şimdiye kadar demokrat bir hükümet olmadığını itiraf etmesiyle mümkündür. Demokrat olmadığını, sadece bu konuda oyalama ve zaman kazanma babında bazı şeyler yaptığını itiraf etmesiyle mümkündür. Yine iktidarın ayartıcı karakterine kapılıp yolsuzluklara karşı duramadığını itiraf etmesi gerekir. AKP’yi bu itiraflar kurtarabilir. Ancak o zaman rehabilite olabilir. Bu açıdan Hıristiyanlıktaki günah çıkarmayı ya da İslamiyet’teki tövbe etmeyi küçümsememek gerekir. Bunlar, tarih ve toplum yaşamından ve bilincinden süzülmüş kurtuluş yollarıdır. AKP için yaşadığı derdin başka bir çaresi yoktur. Bu tür durumlarda itirafçılık kötü bir şey değildir. Böyle bir itirafçılık erdemdir; büyük dönüşümler için büyük bir adımdır.
AKP bu adımı atmaktan kaçınıyor. Kendisini kurtarmak için Kürt Halk Önderinin aylardır yaptığı uyarıları iş işten geçtikten sonra basında işliyor. Yine Kürt Özgürlük Hareketi’nin uyarılarını kendine dayanak yapmak istiyor. İşte bu konuda yanılıyor ve yine yanlış bir yola sapıyor. Kürt Halk Önderi uyardıysa ve bu uyarıları tümden doğru çıktıysa, o zaman bu uyarıların diğer yarısını da yap. Yoksa bu uyarıları dillendirmenin hiçbir anlamı olmaz. Bu da münafıklık olur.
AKP ve yandaşları bilmeli ki, ne Kürt Halk Önderi ne de Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin dayanağı olabilir. Hiç kimse lafla, propagandayla, bu tür basit yaklaşımlarla kendisine bir şey bulabilir. Kürt Özgürlük Hareketi, AKP’nin hiçbir çirkinliğini görmezlikten gelemez. Aksine ortadan kaldırmak için mücadeleyi yükseltir. Şimdiye kadar AKP’nin baskıcı olduğu, demokrat olmadığı, hegemonyacı olduğu, bundan vazgeçmezse yerle yeksan olacağı söylenmiştir. Bu kadar yanlış ve zulüm içinde olan bir iktidarı, toplum karşıtı hale gelerek kendini zayıf bırakan iktidarı birileri yerle bir eder denmiştir. Doğrulanan bu olmuştur. Bu nedenle bu uyarıları bütünlüklü almayıp cımbızlamanın AKP’ye hiçbir hayrı olmaz. Bu, yanlışlıkta ısrar demektir. Yanlışlıkta ısrar ederek bu noktaya gelenin yanlışlığı sürdürerek kendini bitireceği açıktır.
Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleri böyle bir iktidara karşı mücadele ederek demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü sağlama dışında başka bir şey düşünmezler.