
Gündemin tozu-dumanı arasında görünmez kılınmak istenen vahşi bir tehdit ve işkence sistemi uygulanıyor İmralı’da.
Çarmıh sisteminin mantığı, işkence ederek yavaş yavaş öldürmedir. Ölümle birlikte acı son bulur. Çarmıha gerilen insana ölümsüzlük atfedilmişse o zaman sonsuz bir işkence ve acı yaşayacak demektir. Grekler'deki ateş devrimcisi Prometheus gibi, Hintlilerdeki sonsuza dek hep genç kalan ateş tanrısı Agni gibi…
Mitolojik kahramanların ölümsüzlüklerinin bedeli hep büyük bir acı olmuştur. Bilgelik ağacının meyveleri ne kadar tatlı olsa da tüm bilgeler acıyla imtihan olmuştur. Fakat hangi vicdan, hangi ahlak bu işkence sisteminin sürmesine sessiz kalabilir?
İmralı çarmıh sistemi “hayal edemeyeceğimiz acılar yaşatmak” için oluşturuldu. Çarmıhta olan tüm toplumdur ama farkında olan var, olmayan var. Artık herkes bilmeli ki, her günü acının büyümesi, her günü savaşın büyümesi anlamına geliyor.
Acıyı paylaşmak özgürlük mücadelesini büyütmekten; acıyı sonlandırmak ise bu mücadelede kesin sonuç almaktan geçiyor. Bu yüzden Kürt Halk Önderi bir kez daha bilgece dedi ki, “Siz, siz olun; ben zaten benim!”
Çok derin bir felsefik anlamı ve muazzam mücadele gerekçesi olan “kendisi olmak” edimi, insanı köleleştiren düzenden köklüce kopmayı ve ona karşı, hangi alanda ve hangi düzeyde olursa olsun görevleri başarıyla yürütmeyi ön şart kılıyor. Başarısız insan asla kendisi olamaz. Böylesinin varlığı başkasına bağlıdır veya ruh esiridir.
Başarmak dışında bir “acı paylaşımı”, sevgi ve bağlılık anlayışı laftan öteye geçmez.
Ne lafla, ne taklitle ne de feryat-figan etmekle başarılı olunamayacağı yeterince açıktır. Başarı önündeki en büyük engel ise çelişkileri doğru tespit etmemek ve çözmemektir.
Hem kendimizi-kültürümüzü-özgürlüğümüzü, hem de soykırımcı-kapitalist-sömürgeci sistemi birlikte yaşayabileceğimizi sanmak en büyük çelişkimiz oluyor.
İşte bu yüzden bilgiler meyvesiz olabiliyor; bu yüzden sevgi, bağlılık ve özgürlük anlayışımız tutsaklaştırıcı tarzda olabiliyor. Çarmıh sisteminin bir çivisi de bu duruştur.
İşte bu yüzden Pir Sultan serzenişi bir kez daha gerçek oluyor. Maalesef yine, ellerin attığı taş değil dostun bir tek gülü yaralıyor!
Şimdi bir şeye kuvvetle ihtiyacımız var: Yaşam ve mücadele pratiğine damgasını vuran yanlışları görüp gidermek için bu varlık-yokluk kavgasının ciddiyetini hissetmek ve düzeltme yapmak.
Kabul edilmiş bir hata kazanılmış bir zafer olduğu için tam anlamıyla geç kalınmış sayılmaz.
Bunca yaşananların ardından halen çözümü sistem içinde veya AKP ile diyalogda aramak saflığından vazgeçip “son ferdine dek imha” zihniyetindeki bu insanlık düşmanlarını tamamen devirmek için seferber olmalıyız. Bunun kadar meşru, insani ve ahlaki başka ne olabilir ki?
Hangi inançtan, hangi kültürden ve hangi politik akımdan olursa olsun ortak hedef, Türkiye’yi ele geçirmiş olan bu karanlık güruhtan sonsuza dek kurtulmak olmalıdır.
Unutulmamalı ki, çarmıh siyaseti sadece Kürt halkını değil tüm Türkiye’nin geleceğini ipotek altına almaya çalışan küresel güçlerin siyasetidir.
AKP-IŞİD, bu oyunun gardiyanı ve silahşörüdür.
Küresel güçlerden her zaman umduğunu bulamasa ve bazen eli tutulmasa, kulağı çekilse de “stratejik ortak” rolünü oynamaya devam edecektir. Nedir bu stratejik ortaklık? İsrailli mizah yazarı B. Michael’in deyimiyle: “Efendim beni besler, ben de onun ısır dediklerini ısırırım. Buna da stratejik ortaklık denir.” Bu kadar!
İktidarını korumak için her türlü ısırgan “stratejik ortaklığa” açık olan Erdoğan zihniyeti ile ne müzakere olur ne de en liberal düzeyde bile olsa herhangi bir çözüm. Bu zihniyet sonuna dek katletme, tasfiye etme zihniyetidir. Zaten açıkça bunu söylüyor. İnanmak istemeyenin vay haline!
Çözümün yöntemi kesinleşmiştir: AKP-IŞİD faşizmine son vermek ve çarmıhı parçalamak! Şimdi bunu başarmanın tam zamanıdır, çünkü iktidarın en katı olduğu nokta kırılmaya en yakın olduğu noktadır!