Cezaevlerinde idarenin keyfi tutumu sonucu cereyan eden siyasi tutsakların eylemleri, birçok cezaevinde sürüyor. Cezaevlerindeki uygulamalar ve hak ihlallerini değerlendiren Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) Başkanı Zübeyde Teker, 84 cezaevinde 7 binin üzerinde siyasi tutsağın temsilciliğini yaptıklarını hatırlatarak, bu cezaevlerinin yüzde 50'sinde sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi. Teker, cezaevlerindeki sorunların idarenin keyfi uygulamalarından kaynaklandığını belirterek, "Hala 12 Eylül zihniyeti zindanlarda sinsi bir şekilde uygulanmaya devam ediyor. Oradaki insanlar halktan koparılmaya çalışılıyor. Bu şekilde birçok yol ve yöntem denenerek iradeleri teslim alınmaya çalışılıyor. İşkence, kötü muamele, sosyal hakların kısıtlanması, sözlü taciz, hatta tecavüze varan yöntemler bile izleniyor" dedi.


Gerilim yaratılmaya çalışılıyor

En son Muş, Batman, Siirt, Sincan, Osmaniye ve birçok cezaevinde eylemlerin yapıldığını ifade eden Teker, hükümet ile cemaat arasındaki çatışmanın cezaevlerine olumsuz yansıdığını söyledi. Teker, "Gelinen aşamada gözlemimiz hükümetin cemaatle yaşadığı gerilim cezaevlerine de provokasyon olarak yansıtılmaya çalışılıyor. Çünkü arkadaşlarımızın mevzuat gereği kullanması gereken haklar kısıtlanarak orada bir gerilim ortamı yaratılmaya çalışılıyor'' dedi.
Oslo görüşmelerinin negatif sonuçlanmasından sonra cezaevlerindeki baskı ve yıldırma politikalarının daha da arttığına dikkat çeken Teker, şöyle izah etti: "Bu iki güç de söz konusu Kürtler olduğunda çok daha rahat ortaklaşabilen bir yapıdır. İki bileşenin bu temelde cezaevlerine yaklaştığını düşünüyorum. Bunu son örneği cezaevlerindeki idarelerin ve cezaevi savcılarının değiştirilmesinden sonra sorunların çok ciddi attığı bir mecra oldu Kürdistan zindanları. Şu anda da bu provokasyonlara yavaş yavaş gidildiğini görüyoruz. Bu konuda siyasi tutsaklarımızın bir sağduyusu var. Bu konuda hükümete de bir çağrı yaptık."

'Devlet yapısı çeteleşiyor'
Cezaevlerindeki sürgün politikalarına da işaret eden Teker, birçok cezaevlerindeki sürgünlerle örgütsel ilişkilerin bitirilmek istendiğini söyledi. "Aslında imha konseptinin sessiz ve daha derin uygulanma şeklidir bu'' diyen Teker, cezaevlerindeki kameralı gözetim, kitap ve giysilere yönelik yasaklar ve tutsakların temel ihtiyaçlarının karşılanmamasının bunun bir parçası olduğunu vurguladı. Teker, ''Bütün bu hak ihlallerinden dolayı yaptığımız başvurular takipsizlikle sonuçlanıyor. O zaman şunu söyleyebiliriz, devlet gittikçe çeteleşen ucubeleşen bir yapıya dönüştü. Bu durumun hiçbir kabul edilebilir bir yanı yok'' dedi.

Cezaevleri samimiyetin ölçüsü olmalı

Çözüm sürecinde cezaevlerinin samimiyetin ölçüsü olması gerektiğini söyleyen Teker, yapılması gerekenlere ilişkin de şunları belirtti: ''KCK'li veya PKK'li diye hiçbir tutsağı ayırmadan özgürlük sürecini başlatmak gerekiyor… Bu temelde görev ve sorumluluk federasyon ve ailelere bırakılmamalı. Her sivil toplum kuruluşu, her birey, her insan hakları savunucusu bu konuda mücadeleyi yükseltmeli. Çözüm süreci gerçekten nihayete erecekse bunun birinci derecede muhatabı zindanlardır, önderliğimizdir. Derhal zindanlar boşaltılmalı ve önderliğimiz özgür olmalıdır."
Hasta tutsaklar ile ilgili çalışmaların da devam ettiğini sözlerine ekleyen Teker,  bu konuda başlatılan kampanya çerçevesinde 1 milyon temsili imza toplandığını ve önümüzdeki günlerde kitlesel eylemler gerçekleştireceklerini kaydetti.


SERKAN KURT/DİHA/AMED