Thüringen’deki seçimler ve son olarak da Annegret Kramp-Karrenbauer’ın istifası, zaten bir süreden beri kaybeden CDU’yu, tıpkı ortağı SPD gibi erimeyle yüz yüze getirdi.

 

FEHMİ KATAR / BERLİN

Avrupa’da erimeye başlayan merkez partileri serüvenine Almanya Hristiyan Demokrat Partisi (CDU) de mi dahil oluyor?

Almanya’da son eyalet seçimlerinde aşırı sağ parti ‘Almanya için Alternatif - AfD’ karşısında kaybettiği oylara ek olarak, iki hafta önce istifa eden Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’ın (AKK) istifasıyla da CDU’nun erime süreci daha da hızlanmış gibi görünüyor. Erime süreci, CDU ile federal hükümet koalisyon ortaklıklığı yapan ve uzun süredir parti içi güç savaşlarıyla meşgul olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) için de geçerli. Yani, CDU ile SPD erime konusunda aynı kaderi paylaşacağı öngörülüyor.

Alman kamuoyunda ise CDU’nun yeni yönetim ile aşırı sağa kayacağı yönünde büyük endişe hakim.

 Almanya’nin en köklü ve 2005’den beri de kesintisiz iktidarda olan CDU’nun oylarındaki düşüş ile beraber parti içindeki krizi de büyüyor. Daha sağcı kanadın baskınlığını giderek artırdığı CDU’da, parti Genel Başkanı Kramp-Karranbauer’in istifası ile derinleşen iktidar krizinin kısa sürede bitmeyeceği ve bunun SPD’de de olduğu gibi CDU’yu da yıpratacağı, sağcı kanadın yönetimi ele almasının da daha fazla erimeye yol açacağı düşünülüyor.

Peki hangi faktörler CDU’yu bu noktaya getirdi?

 Merkel’in istifasıyla iktidar savaşı ateşlendi

2000 yılından beri partiyi yöneten halen başbakan olan Angela Merkel, 2018’in Ekim ayında parti başkanlığından istifa ettiğini ve 2021’de yapılacak seçimlerde de başkanlık adayı olmayacağını açıklamıştı.

Özellikle mülteci politikasından dolayı parti içindeki aşırı sağcı kanadın eleştrilerinin hedefinde olan Merkel’i istifaya götüren süreçte ise iki olay belirleyici olmuştu.

Bunlardan ilki aynı yıl içinde Bayern ve Hessn eyaletlerinde yapılan seçimlerdeki yüzde 10’luk oy kaybı,  ikincisi ise CDU’da Meclis Grup Başkanlığına, Merkel’in açıkça desteklediği Volker Kauder yerine, çok da tanınmayan Ralph Brinkhaus’un seçilmiş olmasıydı.

 Merkel’in parti başkanlığından istifasıyla beraber, uzun yıllardır Merkel karşıtlığa yapan, neoliberal ve aşırı sağcı görüşleri ile bilinen Friedrich Merz hemen adaylığını açıklamıştı. Kamuoyu o dönemde Friedrich Merz’in kazanacağına neredeyse kesin gözüyle bakıyordu.  2018’in son ayında Hamburg’da yapılan olağanüstü kongrede ise Merkel’in desteklediği Annegret Kramp-Karrenbauer az bir farkla, en güçlü rakibi Friedrich Merz’in aldığı 482 oya karşı 517 oy alarak CDU Genel Başkanı seçilmişti. Ne var ki parti içindeki iktidar savaşı bununla sona ermemişti.

Thüringen seçimleri AKK’yi istifaya götürdü

Özellikle mülteci politikası ile ilgili parti içindeki Merkel karşıtları, oklarını artık Merkel’in politikalarının sürdürücüsü olarak gördükleri Annegret Kramp-Karrenbauer’a yöneltmişti.

İsmini uzunluğundan dolayı kamuoyunda kısaca AKK olarak bilinen Kramp-Krannbauer, her ne kadar 2019’da yapılan ‘Mülteci Politikası Çalıştayı’nda, söylediği “Gerekli görüldüğünde sınırların da kapatılacağı” şeklindeki söylemle parti içinde aşırı sağa göz kırpmış olsa da bir çok kritik olayda gösterdiği zayıf profili, güven kaybına neden olmuştu.

Yapılan kamuoyu araştırmlarında çok düşük oylar alan ve CDU seçmenlerinden destek görmeyen Kramp-Karrenbauer, 2019’un Mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerde CDU’nun bir önceki seçime göre yüzde 6 oy kaybetmesi ve kendisinin de Haziran ayında boşalan Savunma Bakanlığı koltuğuna atanması, giderek düşen krebilitesinin tuzu biberi olmuştu. Zaten, 2021’de yapılacak genel seçimlerde CDU adına başbakan adayı olmayacağı ya da olamayacağı neredeyse kesinleşmişti.

Kramp-Karrenbauer’ı istifaya götüren son olay ise 27 Ekim 2019’da CDU’nun bir önceki seçime göre yüzde 11 oy kaybettiği Thüringen eyalet seçimleri ve sonrasında bu seçime paralel gelişen tartışmalardı.

Uzun bir süredir CDU içinde aşırı sağcı AfD’ye karşı takınacak tavır tartışma konusu olmuş, parti Genel Başkanı Kramp-Karrenbauer parti yönetimine, AfD ve Sol Parti ile eyalette bir koalisyon yapmayı yasaklayan bir karar aldırmıştı.

Bu karara karşın Thüringen’de CDU üyeleri, AFD ile beraber Sol Parti ile kurulacak hükümete karşı yüzde 5 oy ile eyalet parlamentosunda sadece 5 vekili olan Liberal Partili (FDP) Thomas Kemmerich’i başbakan seçmişti. Üstelik bu durumu yüksek sesle de savunmuşlardı.

Alman sermayesi CDU-Yeşil koalisyonu karşı darbe mi yaptı?

CDU Başkanı Kramp-Karrenbauer daha istifa etmeden, önceki rakibi Friedrich Merz, tekrar aday olmak amacıyla 31 Ocak’ta Amerikalı gayrimerkul şirketi Blackrock’tan istifa etmiş ve Kramp-Karrenbauer’in istifasıyla beraber de adaylığını açıklamıştı.

Berlin kulislerinde, Merz’in Kramp-Karrenbauer’in istifasında önce işinden istifa etmesinin ve Thüringen’de Liberal Parti’nin Sol Parti’nin iktidar gelmemesi için AfD ve CDU’nun oylarıyla eyalet başkanlığını almasının tesadüf olmadığını belirtiliyor. Bu durumun, Merz ve FDP lideri Christian Lindner’in, Merkel’in Yeşiller’le 2021’de koalisyon kurma planını engelleme girışimi olduğu konuşuluyor.

Bu teoriye göre, 18 yıl boyunca CDU’yu yöneten Merkel, parti başkanlığına geldikten sonra, partiyi açarak modernize etmiş, SPD ile uzun yıllar süren ortaklıkla da partiyi sosyal demokratlaşırmıştı. Merkel emekli olmadan önceki planı da, varisi yoluyla 2021 yılında yapılacak genel seçimlerde bu sefer Yeşiller ile koalisyon yaparak CDU’yu Yeşilleştirmek ve böylece mirasını sağlama almak. Yeşillerin 2018’den beri yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında yüzde 20 oy bandına çıkması da, CDU-Yeşiller koalisyon ortaklığı olasılığını güçlendiriyor.

Merz’e karşı en güçlü aday Laschet

Bundan dolayı da Merz ve Lindner’in temsil ettiği sermaye kanadı, “et yemeyi ve otomobil sürmeyi yasaklayan yeşil diktatörlükten” bahsetmeye başladı. Bundan dolayı da Merz’in, CDU’nun başkanı seçilmesi durumunda sol ve Yeşiller ile koalisyondan kaçınmak için AfD ile bile koalisyona gidebileceğinden endişe ediliyor.

 Neoliberal yaklaşımları, mülteci karşıtlığı ve küresel ısınmaya bakış açısından dolayı “Almanya’nın Trump’ı” olarak  görülen Merz’e karşı, CDU parti başkanlığı için aday olan Nordrhein Westfalen Eyaleti Meclis Başkanı ve CDU’nun Eyalet Başkanı Armin Laschet daha kabul edilir görülüyor. Diğer partiler tarafından da daha kabul edilir görünen Laschet’in Merz’e karşı şansı, bir hayli yüksekken, diğer bir aday, şu anda  Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın kazanma şansı görünmüyor.

Merkel sonrası CDU Schröder sonrası SPD mi olacak?

Uzun süre liderlik krizi yaşayan SPD’yi yok oluşa götüren süreçten aldıkları dersle, parti başkanlığı seçimini çok uzatmak istemeyen CDU, en kısa sürede bu belirsizliği ortadan kaldırarak, son kamuoylamalarında bir çok eyalette yaşanan düşüşün önüne geçmek istiyor. Ne var ki düşüşü önlemek ve bunun önüne geçmek o kadar da kolay değil.

CDU kulislerinde her ne kadar Merz’e destek yüksek olsa da, parti başkanı seçilmesi durumunda Merkel ile ortak çalışmayacağı ve bunun da hali hazırda eriyen oyları daha da alaşağı edeceğı korkusu hakim. Başkent kulislerinde ise CDU parti başkanlığına kim seçilirse seçilsin, Merkel sonrası dönemin tıpkı 2005’te Gerhard Schröder sonrası SPD’deki gibi bir çözülmenin yaşanacağı konuşuluyor.

Sol için bir şans mı?

Sol kulislerde ise Merz başkanlığındaki bir CDU’nun her ne kadar aşırı sağa kayacağıyla ilgili endişe duyulsa da, sol partiler için bir şans olduğu çünkü Almanya’da açık şekilde tutucu olan partilerin, 1918’den beri gözle görülür bir başarı elde edemediklerini ve çok kısa sürede parçalanıp, aşırı sağcı  marjinal gruplara dahil oldukları belirtiliyor. Friedrich Merz’in başkan olduğu bir CDU’nun da böylece sol bir koalisyon için şans olacağı dile getiriliyor.