Bu gün ruhum büyük bir fırtınaya tutulmuş gibi. En mutlu ruh hali bile gülümsememi gölgeliyor. Onları, yani sevdiklerimizi, yani gençleri, yani bebekleri düşünüyorum. Yani Savaştan nefret ederken kendini savaşın kucağında bulanları. Yeryüzü ne kadar geniş? Yeryüzü savaşa boğulmuş.
Marx amca; "Ne kadar azsan, yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan, o kadar çok şeyin vardır demektir ve görkemsiz yaşamın o denli büyüktür." Der. Çünkü toplumlar tüm sistemlerini "sahip olmak" üzerine kurmuştur. Elbette sahip olmaya karar verdiğinizde de her şey araçtır ve onun için tüm günahlar sadece "sahip olmak" için işlenir, insan sahip oldukça yoksullaşır. Yoksullaştıkça arkasında günahları dağ gibi büyür.
Arkasında, katliamlar, soykırımlar ve çocuk cesetleri bırakarak hafızalarına yeni lanetler ekler. Katiller ve tetikçiler her sokak başında kol gezer, namlular susmaz. Karanlığın sahipleri soğuk namlulardan çıkan kurşunların yok ettiği bedenlerin çığlığı olur.
Yüzyıldır sokaklarında ölüm çığlıkları arasında büyüyün çocukların çağı bitmedi. Gecenin karanlığını yaran her çığlıkla o çocuklar hiç büyümedi. Ölüm çoğaldıkça yaşamayı öğrendiler. Ne soykırımlar, ne katil namlular onları korkutamadı. Vahşetin atlıları koştukça cehennemin dört başlı köpeği havladıkça onlar kılıçlarını daha çok bilediler. Kalemlerini kılıçla sivriltip her gün doğuşunda yanlarında yürüyen yoldaşları azaldı, günbatımında yanlarına yeni canlar katıldı.
Dante gibi hiç varamadılar yeryüzü cennetine. Latin şair Virgilius gibi Cehennemde ve Araf’ta düşmanlarıyla savaşıp yoldaşlarına rehberlik ettiler. Hiç yorulmadılar ve Cennettin kapısına geldiklerinde o kapıya yüzlerini çevirip en başa geri döndüler. Yoksul değillerdi, günahları yoktu onların. Arkalarında soykırımlar, soğuk namlular ve sokak çığlıkları bırakmamışlardı. Kimse onların yasını tutmadı, sunaklarda kurbanlar kesip mum da yakmadılar. Hep arkalarında görkemli hayatlar bıraktılar.
Yurtları da yoktu onların, ruhları dünyanın ruhuyla işlenmişti. Dünyanın ruhu onların "var olma acısı" ile bir arada olduğu için hayat onlar için hiç karmaşık olmadı. Onun için cehennemde yürümek, Araf’ta beklemenin ustası oldular…
Üzerinde nefes aldığımız kadim topraklar onların nefes alışlarıyla ayakta durdu. Yolculuklar çıktı önlerine gecenin karanlığını yırtarak yürüdüler soykırımlarda toprağa düşen çocukların ayak izlerini, kan akan nehirleri izledirler. Yurdundan kovulup mağarasına sığınan Zerdüşt’ün yoldaşı oldular onun mağarasında nefes alıp şafağı beklediler. Ararat’ın, Zagros’un ve Olymphos’un tanrılarına başkaldırdılar…
Şükür ki yürüyüşleri bitmedi, doğan güneşin ışığını baktılar hep, dünyanın doğusuna bedenlerini gömüp yürüyorlar hala…
Bu onların hikayesidir ve dünya onlarındır. Ruhları Latin askerleri kadar asil, kılıçları kendi bedenlerine yakındır. Cehennemi gezip cennetten vazgeçenlerdir. Dünyanın her yerinde "siz gidin, ben sonra gelirim" diyen sesleri ve hiç eksilmeyen ışığın savaşçılarına selam olsun.
Sartre, "Cehennem başkalarıdır" diyordu. Evet, Cehennem başkalarıdır o cehennemde onların sayesinde nefes aldığımız için dünya ile aramızda bir düş dünyası kurduğumuz için ve halen yürüdüğümüz için de selam olsun suskunlar ordusuna…