Türkiye Cumhuriyeti'nde siyasi partiler geçici, devlet içinde kadrolaşma kalıcıdır anlayışı çok yaygındır. Son dönemdeki Fethullahçıların Türk devleti içindeki yapılanmalarının tasfiye edilme süreçlerinde mevcut AKP iktidarı ve onun dayanağı haline gelen CHP ve MHP de tarihi ve sosyolojik bir yanılgı yaşamaktadırlar. O yanılgı şudur sosyolojik olarak "devlet-iktidar" olgusu ile özellikle "ulus-devlet" anlayışı içinde "kadrolaşmanın" yarattığı ve yaratacağı sosyolojik hastalıkların sonuçlar hala hesap edilmiyor. Yani Fethullah Gülencilerin devlet içinde örgütlenmeleri ile ortaya çıkan durumla izah edilen bu kaos; sadece Fethullahçılar için değil, onların yerine devletin içine ikame edilen diğer tarikat-cemaat-siyaset yapıları için de geçerlidir. Çünkü, iktidar ve devlet analizini "ulus-devletçi" bir paradigma ile ele alır ve bunun uygulamasını yaparsanız bu sizi yine tarihsel ve sosyolojik bir yanılgıya götürür.

Ulus-devlet zihniyetinin Türkçü/İslamcı sentezi ile Türkiye'de devlet içinde parsel kapmaya çalışan tüm yapılar kendilerini ve çevresini çürütürler. Çünkü iktidar denilen olgu ve devlet denilen kötülük ve zulüm üretme mekanizmasında olmaya çalışmak beraberinde çürümeyi getirir. Bu çürüme bazen bir yıl içinde bazen on yıllar içinde kendisini şiddetli bir şekilde dışa vurur. 15 Temmuz 2016 Askeri Darbe Girişimini Fethullahçılar üzerinden okumaya çalışırsanız, böyle okuyun. Çünkü hangi cemaat, tarikat, siyaset yapısı devlet içinde kendini var etmek isterse; yani yasama-yürütmede; ya da eski deyimle adliye, harbiye ve mülkiyede yer edinmek için sürekli ayak oyunları oynar. Siyasi partilerle, ordu ile polisle kendisine ilişkiler kurar. Bu durum Türkiye Cumhuriyetinin ilk dönemlerinden bugüne kadar kendisini gösterir. Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda Osmanlı'dan kalma saray kadrolarını, yerel ahaliden temsilcileri, İttihat ve Terakki'den gelenleri kendi yanına almıştı. Kürtleri, Tekke ve zaviyeleri de kendisine göre kullanmıştı. Bu dönem Türk devletinin kuruluş sürecinde 1919-1923 yılları arasındaki zamanı kapsıyordu. Çünkü modern TC'nin devlet kadroları yoktu. 

Daha sonra Kemalist Türkiye, ulus-devletçi Türklük içinde kendisini ifade etmeye çalışınca "Tek dil, tek millet, tek din" üzerinden bir eğitim sistemi ve bunun kadrosu üretilmeye başlandı. Bu kadronun modern-laik özellikleri olması "ilericilik" sayılsa da bugünkü tekçi/Türkçü sistemin temelini atıyordu. 1923'lerden 1930'lar ve Mustafa Kemal'in ölümüne kadar bu kadrolaşma "laik, modern" görünümde kendisini var etmeye çalıştı. Dinci; muhafazakar ve milliyetçi yapılar kendilerine zor yer endişelerde varlıklarını sürdürdüler. Sonra 1940'lardan sonra milliyetçi-dinci muhafazakarlık kendisine siyasette yer buldu. Demokrat Parti dönemi böyle ifade edilebilir. İşte TC devleti içindeki çatallanma burada başladı. 

Fethullahçılar'ın 12 Eylül 1980'den sonra ortaya çıkması söz konusu olsa da cemaat-tarikatların kendilerini başka siyasi yapılar içinde ifade etmeye başlaması 1940'lardan sonra gelişti. 27 Mayıs 1960 darbesi ile bir sarsılma yaşasa da durum Türk devleti içinde değişmedi. Çünkü "modern, laik" görünümlü Kemalistlerin de; dinci-milliyetçilerin de ortak keseni "Türkçülük"tü. Bu Türkçülük Türkiye Cumhuriyeti'nin sağından soluna, milliyetçisinden dincisine kadar hepsinin asgari ortak müşterekiydi. Ve devlet içinde kadrolaşan Kemalist de, sosyal demokratı da, İslamcısı da milliyetçisi de ulus-devlet Türkçülüğünü savunduğu için kendi arasında sıkıntı yaşamıyordu. Ama ne bu kimliklerin yani Kemalist, Milliyetçi, Dinci vb yapılanmalar Türkçülüğün devletini savunsalar da buna kimin iktidar edeceği konusunda bir birleriyle kanlı bıçaklıydılar. Bu yüzden 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980; 27 Şubat 1997, 15 Temmuz 2016 darbelerini de bir de böyle okumakta fayda var. Yani bu ulus devletin mezhebi olan Türkçü, Kemalist, dinci yapılar iktidar için birbirlerini yok edecek kadar gözü karadırlar. 

Özcesi şunu demek istiyorum. AKP ve Tayyip Erdoğan, devlet içinde kadrolaşmak için faşizmin bütün olanaklarını kullanıyor. Ama devleti Tayyip Erdoğan ve AKP'ye yedirmezler. Çünkü devlet onları yer. Aynı Fethullah Gülencileri yediği gibi, aynen Turgut Özal'ı yediği gibi. CHP'liler de kendilerini uyanık saymasın. MHP de boşuna salyalar dökmesin. Tarihsel olarak tedavülden kalkan ulus-devlet anlayışının içine hangi gömleği giyerek girerseniz girin devlet ve iktidar olgusu sizi esir alır ve varlığınız başkalarının varlığı için tehlike olur. Ya da tersi. Yani iktidar ve devletin esiri olmak yerine demokratik ve halkların özgür sesi olmak lazım.