Türkiye sorunsalı üzerine mesai yapmanın zorunluluğu, çoğu zaman bizi insanlığın çok yakın bir gelecekte tutulması kaçınılmaz fırtınanın etkileri üzerine düşünmekten alıkoyuyor. Oysa kapitalist sermayenin kar güdüsüyle yerle bir ettiği insanlığı ayağa kaldırabilecek tek kaynağımız olan sosyalist siyasetin toplumsal bir derinlik kazanabilmesi ve kulak verilen bir ‘çağrı’ haline gelebilmesi için peygamberlerin ilk yola koyuluşlarındakine benzer bir gelecek tasvirine ve kurtarıcılık misyonuna ihtiyaç var.
Önce bazı rakamlar eşliğinde bir tanımlama yapalım: Dünyanın toplam milli geliri, yani mal ve hizmetler toplamı 2003’de 38 Trilyon 186 milyar dolardan 2013’de 74 Trilyon 695 milyar dolara çıkmıştır. Artış 10 yılda neredeyse iki katıdır.(Kaynak: IMF Dünya Ekonomik Raporu 2014) Aynı dönem içinde dünya nüfusu 1 milyarlık artışla yaklaşık yüzde 15’lik bir büyüme göstermiştir. Demek ki üretilen zenginlik nüfus artışından üç misli fazladır. Bunda dijital otomasyon tekniklerinin, tarım ve hayvancılık alanlarındaki verimliliği arttırıcı gen araştırmalarının belirleyici etkisi vardır. Sorun zenginliğin paylaşılmasında ortaya çıkmaktadır. Tekelci rekabet koşullarında karın maksimizasyonu yaşamsaldır, bu ise niyetlerden bağımsız olarak düşük ücret politikasını zorunlu kılmaktadır. Buna bir de vergilerden kaçırılmış devasa servetlerin spekülatif kazançları eklendiğinde ortada yalnızca sermaye sınıfının ekonomisinden ibaret olan ve milyarlarca emekçi, işsiz ve yoksulun kendi kaderlerine terkedildiği kaotik bir dünya çıkmaktadır. Kapitalizmin ilk ortaya çıktığı dönemlere dair sosyallik artık söz konusu değildir ve insanlık adına konuşma hakkını çoktan yitirmiştir. Son otomasyon teknikleri ile emeğin milli gelirdeki payı geometrik bir artışla azalmakta, işsizler ordusuna yeni işsizler eklenmekte, Bill Gates’in ‘robotları vergilendirmek’ türünde çözüm önerileri küresel kapitalizmin ağababalarının bu konudaki çaresizliğini sergilemektedir. Bu gerçeklerin ışığında bizi yakın gelecekte nasıl bir dünyanın beklediğini de öngörebiliriz.
Dijital teknolojinin üretim verimliliğini arttırması ile merkez ülkeler kendi pazarlarında devasa revizyonlara girişerek daha çok kendi aralarında bir ekonomik faaliyet ile deyim yerindeyse ‘içe dönük’ bir sistem geliştirebilirler. Sömürge pazarların önemli bir bölümü eski cazibesini kaybedebilir. Enerji ve hammadde ihtiyacını güvence altına alan bir hakimiyet dışında varlıklarını sınırlandırdıkları yeni bir dünya düzeni öngörebilirler. Bu bir bakıma bu güne kadar sömürgecilik yoluyla toplumsal dokularını bozdukları, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını talan ettikleri son derece geniş bir coğrafyayı kendi kaderiyle başbaşa bırakmak anlamına gelecektir. Bu ise yüzlerce yıldır yaratıp derinleştirdikleri ekonomik, sınıfsal, etnik, kültürel çelişkilerin girdabında akıl tutulmasına uğrattıkları halkların birbirini boğazladığı bir cehenneme odun atmak anlamına gelecektir. Bu ülkeler aynı zamanda kendilerine sığınmış milyonlarca mülteciyi de en kısa zamanda bu cehenneme havale edecek kararlılığı gösterecek ve bu konuda ultra milliyetçilik de dahil her yolu deneyeceklerdir. Dememiz odur ki Neo-pozitivist bir çağın yakın tarihte örneği görülmüş ‘haşarelere karşı dezenfeksiyon’ seferberliği hiç de uzak bir ihtimal değildir. Kapitalizmin dijital çağında ürettiği çare budur. Peki bizim, yani sosyalist devrimcilerin ve özgürlük savaşçılarının çaresi nedir?
Birincisi, üzerinde yaşadığımız coğrafyayı ne pahasına olursa olsun korumak ve bütün strateji ve taktiklerimizi, ittifak ilişkilerimizi, diplomatik faaliyetlerimizi bu yönde seferber etmektir. Kapitalizmin ve onun türevlerinin yarattığı barbarlığa karşı alternatif bir yaşamı ancak özgür coğrafyamızda kurabiliriz. Bu aynı zamanda itilip kakılarak, gururu ve değerleri ile oynanarak püskürtülmüş milyonlarca ezilenin umutla akacağı aydınlık bir yaşamın vahaları olacaktır. Herkesin birbirine ‘hoşgeldin’ diyeceği bir coğrafyaya ihtiyaç artık bir ‘ütopya’ varsayımından çok daha gerçekçi ve dayatıcıdır.
İkincisi, her bireyin becerisini, yaratıcılığını gönüllü olarak kattığı, düşenin el verilerek kaldırıldığı bir toplumsal modeli günün ihtiyaçlarına göre güncelleyen ve geliştiren düşünür kadrolar yaratılması büyük bir zorunluluktur. Sayın Öcalan’ın bu temeldeki hassasiyeti ve çabaları son derece önemli bir mirastır. ‘Yeni İnsan’ yeni toplumsal değerler demektir. Kapitalizmin kendi düşünürlerini tükettiği bir çağa öncülük etmek, felsefede, estetikte, siyaset sanatında, bilimde ve insana dair her yaratımda yol açıcı fikirlere sahip vasıflı kadrolarla mümkündür. Onların elinde en metafizik inanç bile toplumsal yarara hizmet eden bir akılcılığa dönüşebilir. Nesillerin eğitimi ve yepyeni bir değerler sistemi ile donatılması, bize ideallerimizi yaşatma konusunda yeni ufuklar açacaktır.
Sonuç olarak, yıllarca ‘deli gömleği’ giydirilerek kapitalist pazara köle yapılmış toplumlar öncülerini arıyor. Buluşma kaçınılmazdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin birikimlerinin önümüzdeki süreçte daha bir değer kazanacağına dair ipuçları daha şimdiden açık seçik görünmektedir. Coğrafyamız çalışmaya başlayan bir motorun sesiyle yankılanmaktadır.
Cenap ÖZEK