Yaşadığımız yüzyılın en tipik faşizmlerinden biri artık son viraja giriyor. Erdoğan için iktidar ateşten bir gömlek haline gelmiş durumda. Umutsuz çare arayışları içinde yorgun ve kendine güvenini kaybetmiş izlenimi veriyor. Bir yandan suç dosyasının kabarıklığı dolayısıyla iktidara mecbur, diğer yandan tek başına aldığı kararların, cehaletinin verdiği cesaretle attığı adımların onu soktuğu çıkmaz sokağın içinde debelenip duruyor.
Kendi elleriyle yarattığı yönetilemez ülke şimdi ondan hesap sormanın hazırlıkları içinde. Artık o kabadayı görüntüsünün ardındaki korkak kimliğini saklayamıyor. Uzlaşma arıyor. „Halkımız tamam derse çekiliriz“ diyor, „milletime mecbursun diyemem“ diyor. Bunları söylerken de sanki bir adalet dağıtıcısıymış gibi davranmaya çalışıyor. Kurt postundan sıyrılıp kuzu postuna giriyor. Giriyor da artık kimse yemiyor bu manevraları. Parmaklıklar ardındaki Demirtaş’tan korkuyor, siyasi yetenekleri son derece vasat Muharrem İnce’den çekiniyor. Etrafındakileri bir telaş almış durumda. Batan gemiyi terketmenin şimdiden hazırlıklarına başlamışlar. Öyle ya durum artık kontrolden çıkmış.
Gözlerini kör etmiş olan kişisel ikbal bulutları dağıldıkça gerçeği görüp dehşete kapılıyorlar. Yarın birbirlerini rezilce satacakları bir kaçışın planlarını yapıyorlar. Erdoğan efendi yalan dolanla baskın seçimin galibi olsa da yönetemeyeceğini, iktidarda geçen hergünün infazını bekleyen idam mahkumunun ruh halini hatırlatacağını biliyorlar. Ülke ekonomisinin artık ayar tutmayacağı ortada. İş alacak verecek meselesinde holding patronlarının kiralık katil tutup birbirlerini öldürtmeleri derecesine varmış. Birbirini kovalayan iflaslar, borç erteletme talepleri, artan cari açık, kesilen sıcakpara, artan enflasyon gibi daha da uzayacak olan bu liste bir ekonomik küçülmenin başlamakta olduğunun işaretleri. Seçim propagandasının aracı haline getirilerek rantçıyı, vergi kaçakçısını, kaçak inşaatçıyı, dolandırıcıyı ödüllendiren teşvik paketlerinin de pratikte bir hükmü yok. AKP’nin oy tabanını da kapsayan bir yoksullaşma kaçınılmaz bir biçimde iktidara muhalefetin saflarını kalabalıklaştırmakta.
Diğer yandan devletin bir gözdağı ve şiddet aracı olarak başta Kürtler olmak üzere toplumun çok önemli bir kesimini kapsayacak tarzda uzun zamandan beri uyguladığı terör de artık bıkkınlık yaratmış ve sorgulanmaya başlamış durumda. „Fetöcülük“, „bölücülük“ gibi gerekçeler de ömrünü doldurmuş ve inandırıcılığını kaybetmiş görünüyor. Emirle şiddet uygulayan personel dışında gönüllülük esasına dayalı hiçbir motivasyon yok. Bütün algı tekeline rağmen toplumsal tepki dindirilemiyor. Öyle ki cumhuriyet tarihinin en karanlık simalarından biri olan ve pek çok yurtseverin, demokrat, ilerici aydının katlinde dolaysız rolü bulunan Bahçeli bile olası toplumsal tepkileri dindirme amaçlı bir aftan bahseder hale gelmiş.
Evet, durumun umutsuzluğu ortada. Başta Erdoğan da bu gerçeği görüyor ve son bir çıkış arıyor. Elini güçlendirmenin yolu ise „cumhur ittifakı“ olarak nitelendirdikleri faşist koalisyonun çapını genişletmek ve kendi meşreplerine yakın yeni bir ortak aramak. Binbir hile ile kılpayı kazanılması muhtemel bir seçimin ardından İyi Parti’ye götürülecek bir ortaklık teklifi işi bir süre daha götürmenin en muhtemel seçeneği gibi görünüyor. Bahçeli kliğinin böyle bir gelişmeye tepkisine gelince: Türkiye sağ siyasetinin karakterini onun yıllarca duayenliğini yapmış Demirel’in şu veciz deyişi çok güzel özetliyor: „Dün dündür, bugün bugün“. Bir seçim partisi görünümüyle pek de bir gelecek vaad etmeyen İyi Parti’nin, Akşener’in de iktidar hırsının itkisiyle böyle bir teklifi değerlendirmesi kuvvetle muhtemeldir. Böylelikle hem Erdoğan şaibeli bir seçime meşruiyet kazandırma amacını gerçekleştirip ilerde kendisini tehdit edecek olası bir oluşumu denetim altına alırken, hem de Akşener kendi siyasal gelecek kurgularının yatırımını yapmış olacak. Kılıçdaroğlu CHP’sine ise bir kez daha faşizmin değirmenine su taşımanın ayıbı kalacak.
Bu muhtemel öngörülerin ışığında faşizmin bu köhne manevralarının bu ülkenin geleceğini kurtaramayacağı ortada. Saray’ın faşizmi miadını doldururken başta HDP olmak üzere irili ufaklı bütün devrimci ve demokratların anti-faşist, anti-şoven bir cepheyi oluşturmanın bilinciyle davranmaları ve bu becerilebildiği oranda arayış içindeki kitlelerin ihtiyaçlarına cevap verilebileceğini kavramaları lazımdır. Sokağın direnişi artık sahne almalıdır. Unutulmamalıdır ki bir zafer yalnızca kendi coğrafyamıza değil, yaşadığımız karanlık çağa yol gösteren bir kutup yıldızı olacaktır.
Çoğu zaman „tarih“ arzularımızın hızına yetişemez ama varacağı yere mutlaka varır.
CENAP ÖZEK