Türk medyası ‘aileler cenazelere sahip çıkmıyor’ yalanıyla bu zulmü kamufle etmeye çalışırken, isyan eden şehit aileleri “Cenazelerimizi istiyoruz” dedi. 

AKP hükümeti, Cizre, Sur, Gever gibi savaş alanına çevirdiği kentlerde şehit düşen gençlerin cenazeleri üzerinden Kürt halkına zulmetmeye devam ediyor. Aradan geçen aylara rağmen kimlik teşhisi yapılmayan, morglardaki uzun bekleyiş ardından çoğu kimsesizler mezarlıklarına gömülen şehitlerin aileleri, yaşatılan bu zulme tepkili. Evladının cenazesine hala kavuşamayan Fehime Doğan, teşhis için iki kez kan vermiş ancak hala cenazesini alamamış.  

24 yaşındaki kızı Dilber Doğan, Kobanê direnişinde DAİŞ’e karşı mücadele ederken şehit düşen kuzeni Leyla Doğan’ın ardından YPS saflarına katılmış. Anne Fehime Doğan, cenazenin teşhisi için iki kez kan verdiğini ancak akıbetine dair şimdiye kadar bir dönüşün olmadığını söyledi. Anne Doğan, “Riha (Urfa) ATK’ye iki kez başvurdum. Kimi cenazeler yakılmış, kimisi günlerce sokakta beklediği için bozulmuş ve tanınmayacak haldeydi. Kimisinin gözleri oyulmuş, kimisinin de uzuvları yoktu. Orada bayılmışım, Allah bunları yapanların cezasını versin” diye konuştu. 


Barbarlığı birbirlerinden öğrendiler 

Ölüye yapılan saygısızlığın hiçbir dinde yeri olmadığını söyleyen Doğan, uluslararası güçlerin ve devletlerin bu zulme seyirci kaldığını ifade etti. Kızının cenazesini ne şekilde olursa olsun istediğini dile getiren anne Doğan, “AKP-DAİŞ zihniyetiyle cenazelerimize saldırdı. DAİŞ, AKP’den barbarlığı öğrenmiş olmalı. Madem öldürdün neden cenazelerini vermiyorsun? Ben kızımı istiyorum” diyerek tepkisini dile getirdi. 


167 gün sonra defnedildi

Cizre’deki vahşet bodrumunda katledilen ve cenazesi Derya Karahan ile karıştırılan Sultan Irmak, DNA eşleşmesi sonucu ancak 167 gün sonra ailesi tarafından alınabildi. Cizre’de sokağa çıkma yasağı döneminde yaralı halde mahsur kaldığı birinci vahşet bodrumunda 8 gün bekleyen ancak engellemeler nedeniyle hastaneye kaldırılamayan Irmak, 30 Ocak’ta hayatını kaybetmişti. 11 Şubat’ta ailenin Sultan Irmak sanarak defnettiği cenazenin Derya Karahan’a ait olduğunun anlaşılması üzerine aile DNA testi için yeniden kan örneği vermişti. Aylar sonra çıkan DNA test sonucu ardından Irmak’ın cenazesi Silopi’deki kimsesizler mezarlığından alarak, Amed’in Silvan ilçesine bağlı Bavodîn köyüne götürüldü. Törene ailenin yanı sıra DBP İl Eşbaşkanı Abdullah Eflatun, Silvan belediyesi eşbaşkan vekilleri, HDP ve DBP yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Irmak’ın cenazesi önceki gece saatlerinde köy mezarlığında toprağa verildi.


175 gündür cenazesi yok 

Sûr’daki öz yönetim direnişinde şehit düşen Hakan Arslan’ın cenazesine ise 175 gündür ulaşılamıyor. Cenazenin bulunması için resmi kurumlara yaptıkları başvurularda eli boş dönen aile, Sûr’dan çıkan bir kişi üzerinden cenazenin yasaklı alandaki Hasırlı Mahallesi’ndeki Hasırlı Camisi yanına defnedildiğini öğrenmişti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, cenazenin çıkarılması için ailenin yaptığı başvuruya yaklaşık 1 ay sonra cevap verdi. Söz konusu alanda ikinci kez arama yapıldığını belirten savcılık cenazeye rastlanmadığını savundu. 


Hafriyat tespiti zorlaştırıyor

Cenazenin bulunduğu belirtilen alanda hiçbir yerleşim yerinin kalmadığını belirten ailenin avukatı Ferhat Kılınç, “Umudumuzu kaybetmedik. Hakan bulununcaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi. Yıkım nedeniyle yer tespitinin zorlaştığına dikkat çeken Kılınç, “Sur’daki cenazeler çıkarılıncaya kadar yıkım ve hafriyat taşımının durdurulup alandaki yasağın kaldırılması gerekiyor. Yasaklı alan ‘suç mahali’ olduğu için orada iş makineleri ve dozerler değil adli tıp ve olay yeri inceleme ekipleri çalışması gerekiyor. Etkili bir soruşturma yürütülmesinin önüne geçiliyor, deliller karartılıyor” diye belirtti. 


Cenazeler sokak ortasında 

Yasağın 5 ayı geride bıraktığı Mardin’in Nusaybin ilçesinde ise hala sokaklarda cenazeler var. Nusaybin Belediye Eşbaşkanı Sara Kaya, ilçede yaşamını yitiren çok sayıda kişinin cenazelerinin henüz ailelerine verilmediğini belirtirken, mahallelerde birçok cenazenin olduğunu da söyledi. Mahallelerden kokuların geldiğini belirten Kaya, bir an önce kapatılan mahallelerin açılarak cenazelerin alınmasını istedi. 

Ailelerin cenazelerinin teslim edilmemesi ve sokakta ortasında bırakılmasına büyük bir öfke duyduğunu aktaran Kaya, devletin cenazelere yönelik uygulamalarının asla kabul edilmeyeceğini vurguladı. 


Teşhise rağmen verilmiyor 

MEYA-DER Amed Şube Eşbaşkanı Ayşe Dicle ise Türk medyası tarafından dillendirilen ‘aileler sahip çıkmadığı için cenazeler kimsesizler mezarlığına defnediliyor’ yalanına tepki gösterdi. Şırnak’ın Cizre, İdil ve Silopi ilçelerindeki öz yönetim direnişinde şehit düşenlerin cenazelerini vermeyen devlet, günlerce Adli Tıp Kurumları önünde ailelere çile çektirdi. İşlemleri ağır aksak yaptırılan cenazelerin birçoğu ise ailelerinden habersiz biçimde kimsesizler mezarlığına defnedildi. En son Silopi’de 56 cenazenin kimsesizler mezarlığına defnedilmesiyle Türk medyası, cenazelere ‘sahip çıkılmadığı’ yalanını yaymaya başladı. MEYADER Eşbaşkanı Dicle, haberlerin gerçek dışı olduğunu belirtti. 


Kasıtlı olarak aylarca bekletiyor 


Amed’te tanık oldukları hukuksuzluk üzerinden örnek veren Dicle, Lice’deki yasak döneminde yaşamını yitiren 3 HPG’liye ait cenazenin aileleri tarafından teşhis edilmesine rağmen verilmediğini ifade etti. Teşhise rağmen ailelerden DNA testi istendiğini belirten Dicle, alınan kan örneklerinin ise yaklaşık 10 gündür Ankara’ya gönderilmediğini vurguladı. 
Tanışık köyünde ve Ankara katliamında yaşamını yitirenlerin test sonuçlarının 24 saatte çıktığını anımsatan Dicle, katledilen Kürt gençlerinin cenazelerinin bilinçli olarak aylarca bekletildiğini ve ailelerine verilmediğini söyledi. Dicle, hukuksuz bir şekilde DNA testi sonuçları beklenilmeden cenazelerin kimsesizler mezarlığına defnedildiğini söyleyerek, Türk basınının Kürdistan’da yürütülen kirli savaşın vahşetini saklama peşinde olduğunu söyledi.  


 HABER MERKEZİ