Yakında Cenevre’de Suriye barış görüşmelerinin üçüncüsü yapılacak. Ancak öncekilerde olduğu gibi üçüncüsü de Türkiye'nin şantaj ve dayatmalarıyla daha baştan boşa çıkarılmıştır. Dünyanın karşısında koalisyon kurduğu IŞİD, El Nusra gibi faşist çeteleri destekleyen Türkiye "Ben Cenevre’de olacağım" diyor ama IŞİD ve El Nusra’ya karşı en büyük mücadeleyi vererek koalisyonu etkili ve işlevsel kılan PYD dışlanıyor. IŞİD ve El Nusra’ya karşı mücadele öncelik oluyor, ama buna karşı mücadelenin siyasi temsilcileri Cenevre’de olmuyor. Fransa’sından ABD’sine, Rusya’sına, Kanada’sına, Hollanda’sına, Almanya dahil bütün Avrupa ülkeleri YPG ve YPJ’yi davet ediyor, takdir ediyor ama PYD Cenevre dışında kalıyor. 

PYD’nin elinde silah yok, silah YPG ve YPJ’de. Direnen ve IŞİD'e ağır darbeler vuran YPG ve YPJ alkışlanıyor ama oluşturulmak istenen Suriye görüşmelerinde bunlar olmuyor. Bu durumu anlayan var mı? Bu nasıl siyaset oluyor? Bu hangi ahlak ve vicdana sığar? Suriye rejimini dört buçuk yıldır topraklarından uzaklaştırmış, yaşadığı toprakları El Nusra ve IŞİD tarafından yapılan saldırılarda binlerce evladını kaybetme pahasına korumuş Kürt halkı buna ne diyecek? PYD’nin Cenevre toplantılarından dışlanması, hiçbir siyasi ve diplomatik ilkeyle de açıklanamaz. Dünya tarihinde böyle bir skandal görülmemiştir. Bu durum, görüşmeleri hazırlayan Birlemiş Milletler Kurumları'nı da töhmet altında bırakmaktadır. 

PYD’yi katmama gerekçesi ise Suriye ile hiçbir ilişkisi olmayan Türkiye'nin tehdit ve şantajları sonucu oluyormuş. Dünya siyaseti ve diplomasi tarihinde böyle bir tehdit ve şantaj ya görülmemiştir ya da istisnadır. Herhalde böyle şantaj yapanlara "ne halin varsa gör" demişlerdir. 

Türkiye'nin bu kadar Suriye siyaseti içine karışması, hatta oradaki Kürtlerin hak kazanmaması için her türlü kirli siyaseti uygulaması, şu andaki Suriye’deki sorunların temel kaynağı haline gelmiştir. Türkiye, Suriye'de sorunların çözülmesi, barış ve istikrarın gelmesini isteyen bir siyaset izlemiyor. Oradaki faşist çetelerle ilişkisi üzerinden Suriye ve Ortadoğu siyasetinde etkili olmaya çalışıyor. Ilımlı denilen bazı gruplar da aslında Türkiye'nin beslediği, zihniyeti IŞİD ve El Nusra’dan farklı olmayan gruplardır. Aslında bunların bir gücü de yoktur. Türkiye'nin desteğiyle var olan güçlerdir. Suriye'de IŞİD'e karşı mücadele veren ve toplumsal desteği olan tek siyasi güç Rojava Devrimci Güçleri'dir. Bunun da iki büyük düşmanı vardır; IŞİD ve AKP hükümeti! Her ikisi de Kürtlerin hak kazanmasını istemiyorlar. 

Türkiye utanmadan Cenevre görüşmelerinde Kürtler de olacak diyor. Hiçbir yerde Kürtlerin hak kazanmasını istemeyen AKP hükümeti Rojava’da bile kimin Kürtleri temsil edip etmeyeceğine karar veriyor. AKP iktidarı işte bu kadar Kürt düşmanı, pişkin ve utanmaz bir iktidardır. Bir iki tane sığıntı ve kendi gibi PYD düşmanı Kürtleri, Kürtlerin temsilcisi gibi göstermeye çalışıyor. İşte tarihin trajikomik durumlarından biri de bu oluyor. Aslında AKP hükümetinin bu Kürt düşmanı tutumunu başta Bakurê Kurdistan’daki Kürt halkı olmak üzere Kürdistan'ın dört parçasındaki tüm Kürtler görmelidir. 

Türkiye ''Bizde iki milyon mülteci var. Bu nedenle Suriye en fazla da bizi etkiliyor'' diyor. Bir defa Türkiye'de ne kadar mülteci var, bu bilinmiyor. Türkiye var olanın iki katı bir sayı söylüyor. Yani söyledikleri sayı doğru değildir. Kaldı ki bu kadar mülteciyi bilinçli olarak Türkiye'ye çeken bizzat AKP iktidarıdır. Yüz binlerce Suriyeli Türkiye'ye gelirse bunlar üzerinden siyaset yapabileceğini ve Suriye üzerinde etkili olacağını hesaplamıştır. Savaşın bu kadar süreceğini düşünmediğinden Suriye'den kaçışı teşvik etti. Bu açıdan bu kadar mülteci akımından sadece Suriye'deki iç savaş ve savaş yürütücülerinin kirli savaş yürütmesi sorumlu değildir. En az bunlar kadar Türkiye de sorumludur. Türkiye mültecileri Suriye politikalarında bir siyasi enstrüman olarak kullanmak isterken, şimdi de Avrupa’ya karşı bir siyasi enstrüman ve şantaj olarak kullanmaktadır. 

Mültecileri hem bazı siyasi amaçları için şantaj olarak kullanıyor, hem de milyarlarca Euro koparmaya çalışıyor. Şunu vurgulamalıyız ki, Türkiye mültecilerden hiçbir ekonomik kayba uğramamıştır. Onlara harcadığı paranın on katı, hatta çok fazlasını bu mültecileri karın tokluğuna çalıştırarak kazanmıştır. Mültecilerin Suriye'den getirdikleri birikimi de düşündüğümüzde ekonomik harcama yaptık sözleri yalan ve demagojidir. Aksine ucuz işgücüyle ekonomik rahatlama yaşamıştır. Bu açıdan Avrupa’nın Türkiye'nin siyasi şantajlarına boyun eğmesi çok kötü bir siyasi geleneğe cesaret vermektedir. Türkiye Avrupa’nın bu zayıflığını gördükçe şımarık çocuk gibi tam bir şantajcı haline gelmiştir. Özcesi, Türkiye'nin "Bizde iki milyon mülteci var, en fazla biz etkileniyoruz" sözleri de sadece bu şantajcı siyaseti izlemek için kullandığı bir demagojidir. 

PYD’nin üçüncü Cenevre toplantısına alınmaması daha baştan bu görüşmelerin itibarını düşürmüştür. PYD’nin katılımı Cenevre toplantılarının itibarını arttıracak, değerli kılacak ve beklentileri yükseltecekti. PYD’nin katılımı Cenevre görüşmelerini anlamlı hale getirecek, hem Suriye içinde hem de uluslararası alanda bu görüşmelere desteği arttıracaktı. Bir toplantı daha baştan ancak bu kadar boşa çıkarılabilirdi. 

PYD’nin toplantıda olmamasına en fazla sevinenler ise IŞİD ve El Nusra gibi faşist çeteler olmuştur. Cenevre görüşmelerinin siyasi ve toplumsal olarak zayıflığı bu faşist çetelere güç vermek anlamına gelmektedir. IŞİD, El Nusra ve benzer çeteler Cenevre görüşmelerinin bu düzeyde temelsiz ve meşruiyeti zayıf olmasını kendileri açısından önemli bir fırsat olarak göreceklerdir. Bir taraftan rejim, bir taraftan toplumsal desteği olmayan muhalif gruplar! IŞİD ve El Nusra bundan niye rahatsız olsun ki! Kendilerine karşı en etkili mücadele veren güçlerin dışlanması ise bu güçlere başka bir destek olmaktadır. Bu gerçeklik Türkiye'nin nasıl bir siyasi durumdan yana olduğunu gözler önüne sermektedir. Bundan daha iyi IŞİD ve El Nusra destekçiliği olabilir mi?