
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Cenevre-2, Rojava’da ilan edilen idari sistem, toplumsal sözleşme ve devrim karşıtlarıyla ilgili ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
Rojava’nın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri doğrultusunda demokratik modernite sisteminin ilk idari sistemini kurduğunu ve bu sistemin sadece Kürdistan açısından değil, bütün Ortadoğu hatta küresel çapta bir model olma potansiyelinin olduğunu söyleyen Ok, diğer halklar ve inanç topluluklarının bu yönetim modelinde önemli rol oynadığına işaret etti. Sabri Ok, Kürtlerin mücadelelerini demokratik Suriye perspektifiyle geliştirdiğinin altını çizdi.
Toplumsal Sözleşme
Ok, Toplumsal Sözleşme’yle ilgili de şunları söyledi: “Dünyada en ilerici veya demokratik anayasa derken Bolivya örnek verilmektedir. Bolivya’da yerinden yönetimlerin daha çok öne çıktığı, merkeziyetçi yanın tali planda tutulduğu bir anayasa perspektifi vardır. Dünyanın tüm anayasalarını inceledik dersek doğru olmaz. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki uluslararası hegemonik güçlerin bugünkü sistem üzerindeki ideolojik, politik, felsefi etkisi belirleyicidir. Bu sistemler sonuçta kapitalist modernitenin versiyonlarıdır, ulus devlet zihniyetlidir. Farklı ülkelerde biraz daha farklı biçimlerde olabilir ama özü aynı olan anayasalardır. İdeolojisi liberalizmdir; ekonomisi toplumu kemiren sermayeyi her şeyin üzerinde tutan, moral ve manevi değerleri hiçleştiren bir anlayıştır. Yasalar da hukuk da buna göredir. Rojava bu anlamda bir örnektir. En demokratik anayasadır. Bir toplumsal sözleşmedir. Dikkat edilirse kadın hakları, kadının her alanda kendini en ileri düzeyde temsil etmesi, çocuk hakları, ekoloji, birey-toplum ve doğa arasındaki optimal özgürlükçü denge, sağlık, komşu halklarla ilişkiler, yasama, yargı… Bütün bunların gerçekten toplumun öz iradesine tekabül eden, halkın en demokratik, en özgürlükçü haklarını karşılayan, en demokratik bir sözleşmedir. Böyle bir toplumsal sözleşmede etnik, dinsel, cinsel milliyetçilikler yoktur. Bütün halkları, kültürleri, bireyleri hem kendi içerisinde barışık, demokratik, özgür; hem de doğa ve çevre ile barışık, kendisini yönetebilecek bir sözleşmedir. Ekonomik hedefi de böyledir. Ekonomiyi tekelleştiren, her şeyin üzerinde tutan değil, toplumun kullanım ihtiyaçlarına göre yaklaşan bir mantık gözetmektedir. Bu anlamda gerçekten Rojava’daki toplumsal sözleşme son derece demokratik hem Kürt halkına hem Ortadoğu halklarına hatta eğer uluslararası hegemonik güçler üzerinde ağırlık oluşturmaz ve bu sistem kendini rahat inşa ederse dünya halklarına sunulmuş en uygun, en gelişmiş anayasa, toplumsal sözleşmedir demek yanlış olmaz.”
Lozan dönemi hatırlatması
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, bu ayın sonunda düzenlenecek Cenevre-2 toplantısı ve toplantıda Kürt iradesinin tanınıp tanınmayacağına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Lozan Antlaşması’nı hatırlatan Ok, “Lozan’da bir halkın iradesi yok sayıldı. Kürt halkının iradesi dışında geleceği belirlenmek istendi. Kürdistan parçalandı, paylaşıldı.
Cenevre-2 öncesi ne Kürtler, Lozan döneminin Kürtleridir ne de uluslararası güçler o dönemin inisiyatif ve avantajına sahip bir konumdadır. Kürtler Cenevre’de Lozan’la kıyaslanmayacak şekilde hazırlıklıdırlar. Kürtler Cenevre-2’yi önemsiyorlar. Çünkü Suriye’nin mevcut sorunlarının nasıl çözülebileceği tartışılıp karara bağlanmak istenecektir” dedi.
Kürtlere haksızlık
Amerika ve özellikle İngiltere’nin PYD ve TEV-DEM’in Cenevre-2’ye katılmasını istemediğini söyleyen Ok, Kürtlerin Suriye’de en etkili güçlerden birisi ve şiddeti meşru savunma dışında uygulamayan tek güç olduğuna dikkat çekerek, “Kürtler Rojava’da hiçbir savaş ya da insanlık suçu işlememiştir. Bu özelliğiyle Kürtler, hem örgütlü bir toplum olarak ve hem de tüm saldırılara karşı direnme gücü olduğunu kanıtlayan savunma güçleriyle Suriye’de yaşam güvenliği olan bir alan yaratmış bulunmaktadır. Bu özellikleriyle Kürtler, Suriye’de oluşturdukları gündemin ağırlığı itibariyle en önemli taraftır” dedi. “Fakat görülüyor ki Kürtler Cenevre’ye pek de alınmak istenmiyor” diyen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Ok, devamla şunları kaydetti: “Kürtler Suriye muhalefeti içerisinde gelebilir diyorlar. Yani Kürtler Cenevre’ye ancak kimliksiz gelebilir diyorlar. Bu Kürtlere karşı bir haksızlık ve hakarettir. Bu aslında var olan inkarcılığın arkasındaki güçlerin kim olduğunun da açık bir kanıtı olmaktadır. Nasıl bütün Suriye muhalifleri kendi adı ve kimliğiyle gidiyorsa Kürtler de öyle gitmeliler. Üstelik Cenevre-2’de bir Kürt gündemi olmasın istiyorlar. Bu da sorunları ötelemek ve saptırmaktır. Bu anlamda Kürtlerin Cenevre’ye kendi kimlikleri, kendi şahsiyet ve perspektifleriyle katılımı doğru ve olması gerekendir.”
Kürtsüz gelecek olmayacak
Suriye’nin demokratikleşmesinin Kürtlerin iradesi dışında mümkün olmadığının mevcut gelişmelerle bile görüldüğünü ifade eden Sabri Ok, “Kürtlerin içinde olmadığı bir Suriye çözüm modeli gerçekleşemez. Kürtlerin evet demediği bir Kürdistan statüsü ise asla olamaz. Kürtlerin iradesinin olmadığı bir Suriye geleceği mümkün olmayacaktır. Kürtlerin içinde olmadığı ve ‘evet’ demediği bir Kürt, Kürdistan geleceği asla mümkün olamaz. Bu ne adaletlidir ne de tutulur bir tarafı vardır. Kürtler bunu tabii ki reddeder. Hiç kimse Kürtler adına söz söyleme, Kürtlerin kaderini belirleme hakkına sahip değildir. Kürtlerin 40 yıllık hatta 100 yıllık isyanı bundandır” diye konuştu.
Gerekirse reddedilir
Amerika ve özellikle İngiltere’nin PYD, TEV-DEM, PYD Eşbaşkanı Salih Muslim ve Suriye muhalefetinden Ulusal Koordinasyon Kurulu (Heyet Tensiq) liderlerinden Heysem Menna’nın konferansa katılmasını istememesini de değerlendiren Ok, “Bu sıkıntılı, sorunlu ve çok haksız bir durumdur. Eğer böyle olursa doğru olan ENKS ve TEVDEM de dahil Kürtlerin Cenevre’yi reddetmeleridir. Mademki kendi kimlikleriyle üçüncü bir taraf olarak kabul edilmiyorlar. O zaman kendileri de Cenevre’yi reddederler ve katılmazlar” dedi.
Katılmama dünyanın sonu değil
“Kürtler ne rejim yanlısıdırlar ne de muhalefet yanlısıdırlar” diyen Sabri Ok, bu nedenle de Kürtlerin Cenevre’ye üçüncü bir güç olarak katılmasının doğru olacağını bir kez daha vurguladı. Sabri Ok şöyle konuştu: “Ama olmazsa konferansı reddedip katılmamaları, protesto etmeleri daha doğrudur. Cenevre’ye Kürtler katılmazsa dünyanın sonu değildir. Rojava zaten kendi statüsünü belirlemiştir. Önemli olan da bu statünün demokratik bir Suriye’nin oluşmasındaki etkisinin nasıl daha iyi ifadelendirileceği ve örgütlendirileceğidir. Onun için Cenevre’yi öyle çok da fazla kader tayin edici olarak görmeyelim. Lozan’da Kürtler yoktu. Çünkü o zaman Kürtler hazırlıksızdı. Haksızlığa karşı, kendi haklarını savunma mücadelesini geliştirebilecek bir örgütlülüğe sahip değillerdi. Bu gün Kürtler sadece dört parçada değil dünyanın her tarafında örgütlüdür. Kendi haklarını savunmak için çok güçlü mücadele yürütebilirler.”
Davutoğlu’nun sözleri
Sabri Ok, Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, PYD’yi bir tehdit unsuru olarak işaret etmesini eleştirerek, “Davutoğlu/AKP, eğer halkların insanca ve demokratik özgürce yaşamasını istiyorsa PYD’yi bir tehdit unsuru olarak görmemelidir. AKP İktidarı bu çetelerle Kürt düşmanlığı konusunda ortak olduğu için PYD’yi tehdit olarak görmekte ve El Kaidecilerin vahşetini beslemektedir. Aslında en büyük tehlike bu zihniyettir” dedi.
Öcalan’ın işareti
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Rojava konusundaki hassasiyetine dikkat çeken Ok, “Önderliğin ‘Rojava Devrimi’ni yaşatmak, korumak, Demokratik Özerkliği geliştirmek bizim kırmızı çizgimiz’ tespiti son derece haklı ve doğrudur. Halk olarak bu devrimi tabi ki tereddütsüz bir şekilde koruyacağız” dedi.
Duvarlar gayrı meşrudur
Rojava sınırında yapılan duvarlara da değinen Ok, şöyle konuştu: “Sınırda yapılan duvarlar, çekilen teller geçersiz sayılmalıdır. Bu duvarlar, tel örgüler gayri meşrudur. Sömürgeciler eğer halen duvarlar örerek Kürt halkının iradesini, beynini, yüreğini parçalamayı düşünüyorlarsa halkımız bunun mümkün olmadığını mutlaka ortaya koymalıdır. Tüm parçalarda ve yurtdışında tepkilerini her fırsatta dile getirmelidir.”
Rudaw TV yanlış yapıyor
Güney Kürdistan merkezli, Neçirvan Barzani ile Türk devletinin ortak yapımı olduğu iddia edilen, itirafçı ve istihbarat elemanlarıyla doldurulan Rudaw TV, Rojava Devrimi ile birlikte kuruldu ve devrim düşmanlığıyl ünlendi. Sabru Ok, bu kanalın faaliyetleriyle ilgili şunları söyledi: “Rudaw TV’nin hangi siyasete, hangi bölgesel ve uluslararası çıkarlara hizmet ettiğini anlamak gerekiyor. Çünkü bunca demokratik-yurtsever değer üreten Rojava Devrimi için Rudaw TV bugüne kadar olumlu tek kelime söylememiştir. İzlediğimiz kadarıyla sadece bir karalama ve hakaret propagandası yapmaktadır. Bu Kürt halkının çıkarlarına ve Rojava Devrimi’ne karşı yapılan büyük bir haksızlıktır. Yüzlerce şehit verilerek Rojava’nın özgürlüğü kazanılmıştır. Bir Kürt kanalının bütün bunlara saygıyla yaklaşması ve eğer varsa eleştirileri bunu saygı sınırlarında yapması gerekirken; karşı bir taraf biçiminde Kürt halkının direnişini, moral değerlerini hiç görmeden sürekli bir saldırı ve karalama kampanyası yürütmesi çok tehlikeli ve yanlıştır. Bir Kürt kanalı böyle yapmamalı. Kürtlerin özgürlüğüne ve çıkarlarına kastedenler bellidir. Rojava Devrimi düşmanlığıyla yanlış bir siyaset içerisindedir. Bu siyasetin nedeni de zaten kamuoyu tarafından biliniyor.”
ABD’nin ta kendisi
Suriye ve Irak’ta yeni bir devlet kurmayı amaçladığını deklare ederek, Kürtlere de saldıran IŞİD’in El Kaide’nin kendisi olduğunu kaydeden Sabru Ok, şöyle izah etti: “Bu örgütü kuran, finanse eden ABD’nin ta kendisidir. Bu çeteler, din adına hareket ettiğini söyleyerek İslam’a hakaret ediyorlar. Kadınları-çocukları öldürme, kafalarını kesme, birbirine boğazlatma, kaçırma, tecavüz, halkın evlerini-mallarını, zenginliklerini talan etme vardır. Bugün uluslararası bir hareket haline geldi. Yemen’de, Tunus’ta, Libya’da, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da savaşabilen bir güç durumuna geldi. Peki bu gücü kim böyle büyüttü, ya da büyümesinin önünü kim açtı? Ortadoğu’daki son gelişmelerden, altüst oluşlardan yararlandılar. Bir çok silah ve para ele geçirdiler. Uluslararası hegemonik güçlerin de bunların palazlanması için destek oldukları kesindir.
El Kaide mevcut politikalarıyla ve yaptıklarıyla ABD’ye ve uluslararası hegemonik güçlere en çok hizmet eden bir güç durumundadır. En büyük hizmeti ABD’ye yapmaktadır. Bu çetelerin ne Ortadoğu’da, ne Kürdistan’da fazla yaşama hakları olmamalı.”
AKP çıkmazda
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, AKP’nin dış siyasetini ve Rojava politikasını da değerlendirdi: “AKP Hükümeti, Ortadoğu siyasetinde büyük bir açmaz ve çıkmaz içerisindedir. Hem Suriye politikasında, hem Mısır ve hem de Irak siyasetinde ABD karşıtı anlamına gelen bir politika izledi. Şu anda Fethullah Gülen Cemaati ile yaşanan çatışma bundan bağımsız ele alınamaz. AKP Hükümeti ‘ABD ve uluslararası güçler ne derlerse desin ben Suriye’de bildiğimi okurum, El Kaide ve El Nusra gibi çeteleri desteklerim’ dedi ve desteklemeye devam etti. Değişik yollarla sürekli onları silahlandırdı. Lojistik destek sağladı. Son günlerde basına da açıkça yansıdı. İçi silah dolu TIRlar yakalandı. Bu güçler Türkiye tarafında silahlandırıldı. Bunların bazı belgelerini PYD açıklamıştı. Çeşitli yayın organları da Pakistan’dan, Hindistan’dan, Avrupa’dan ve dünyanın değişik yerlerinden gelip Türkiye ve İstanbul üzeri Suriye’ye giriş yaptıklarını haber konusu yapmıştı. Bu giriş yapanların pasaport temininin, barınmaları, geçişleri Türkiye’nin sağladığı imkanlar üzerinde olmuştur. PYD’nin ve YPG’nin eline geçen bazı belgeler bunu rahatlıkla doğrulamaktadır. Avrupa basını da bunu çok dile getirmiştir. Yani bunların hepsi doğrudur. Türkiye bu çeteleri El Kaide, El Nusra ve Selefileri beslemektedir. AKP iktidarı onlara karşı zihinsel bir yakınlık duyuyor.”
Efrîn için çağrı
Efrîn kantonunun hem rejim, hem de El Kaide çeteleri tarafından izole ve tecrit edilmek istendiğine dikkat çeken Ok, bu konuda duyarlılık çağrısı yaptı. Ok, “Halkımızın Kuzey’de özellikle Efrîn sınırı karşısında tepkilerini çok daha güçlü dile getirmeleri; siyasi, moral ve maddi desteklerini çok güçlü ortaya koymaları gerekiyor” dedi.
CİHAN ÖZGÜR/ANF/BEHDİNAN