
Moskova’daki toplantıya katılan PYD Fransa Temsilcisi Dr. Xalit İsa, Rusya’nın ‘kültürel otonomi’ çerçevesinin yetersiz olduğunu belirterek, kendi projelerini sunduklarını söyledi. Rus tarafıyla görüşmelerin devam edeceğini belirten Dr. İsa, federasyon tezinin 1920’lere dayanan referansını da hatırlattıklarını vurguladı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İsviçre’nin Cenevre kentinde 8 Şubat’ta başlaması planlanan Suriye barış görüşmelerinin şubat sonuna ertelendiğini açıkladı.
Suriyeli muhaliflerle Moskova’da yaptığı görüşmede açıklama yapan Lavrov görüşmelerin ertelenme nedenini hakkında ise bilgi vermedi. Lavrov, “Geçen yılın Nisan ayından beri Cenevre görüşmelerinin yeni bir turunu düzenlemeyen BM’deki meslektaşlarımızın pasifliği kabul edilemez” diye ekledi.
Cenevre’deki barış görüşmelerinin son turu Nisan 2016’da yapılmıştı.
Kazakistan’ın başkenti Astana’da 23-24 Ocak’ta düzenlenen Suriye görüşmelerinin sonunda üç garantör ülke; Rusya, Türkiye ve İran ortak bir açıklama yayınlamıştı. Bu açıklamaya göre, Suriye savaşında etkili üç ülke, 30 Aralık’ta Suriye’de yürürlüğe giren ateşkese riayet edildiğini denetlemek için üçlü bir mekanizma kurmayı kararlaştırmıştı.
Ateşkes konusuna odaklanan Astana görüşmelerinden sonra Suriye krizine çözüm çabalarının bir sonraki durağının 8 Şubat’ta Cenevre olması bekleniyordu. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, rejim ve muhaliflerin temsilcileri arasında yeni görüşmeler yapacağını söylemişti.
Moskova’da muhaliflerle toplantı
Suriye’deki barış çabalarına hız vermek isteyen Rusya, Suriye muhalefetinin siyasi kanadını Moskova’da topladı. Türkiye’nin güdümündeki Yüksek Müzakere Heyeti ve SMDK davet edildiği halde katılmadı. Lavrov daha önce yaptığı bir açıklamada, toplantıya çağırdığı muhalif figürlere Astana süreciyle ilgili bilgi vereceğini söylemişti. Rus Dışişleri Bakanı, toplantıya katılmayan Yüksek Müzakere Heyeti ve SMDK’yı ağır bir dille eleştirdi. Bu iki yapının başkanları Riyad Hicab ve Enes Abda’nın önce toplantıya katılacağını bildirdiğini sonra ise fikirlerini değiştirdiğini söyledi. İki ismin ateşkesle ilgili bazı şartlarının olduğunu ve bu şartlar yerine getirilmeden katılmayacağını bildirdiğini söyleyen Lavrov, şart koşmanın BM’nin 2254 sayılı kararıyla bağdaşmadığını vurguladı.
Cenevre’de düzenlenecek Suriye görüşmelerinde tüm muhalifleri temsil eden birleşik bir heyet isteyen Moskova’nın çabaları, Yüksek Müzakere Heyeti’nin bilinen tutumuyla örtüşmüyor. Zira 2015’in sonunda Riyad’da kurulan Yüksek Müzakere Heyeti, kendilerini “muhalif” olarak tanımlayan başka grupları eleştirmiş ve rejime yakın olduğu gerekçesiyle içlerine almayı reddetmişti.
Lavrov: Teklif sunuyoruz
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Astana görüşmelerinde Rusya’nın sunduğu Suriye anayasası taslak metni konusunda ise şunları söyledi: “Bu metni ABD’nin işgal edilen Irak’ta dayattığı anayasa metni ile karşılaştırdılar. Bu çok hilebaz bir tutum. Irak’ta bir işgal durumu söz konusuydu. Yazılan anayasa metni Irak halkına dayatılıyordu. Ancak burada Suriyeli taraflara sunulan bir teklif var, burada bir dayatma durumu söz konusu değil” dedi.
Lavrov ayrıca Suriye’de herkesin Astana’da sunulan anayasa teklifi ile ilgili bilgi sahibi olmasını umduğunu da kaydetti: “5 yıllık deneyimimiz doğrultusunda masada net tekliflerin koyulmadığı sürece, net çalışmalara başlanamayacağına inanıyoruz. Cenevre görüşmelerine hazırlık çerçevesinde tüm Suriyelilerin anayasa teklifi ile ilgili bilgi sahibi olmasını umuyoruz. Bu, ortak bir anlayış bulunması yönünde tartışmaları teşvik edecektir.”
Zaharova: Zorlamıyoruz
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, haftalık basın toplantısında, “Suriyelilere ne ülkelerindeki krizin çözümünün şartlarını ne de anayasalarını zorla kabul ettirmeye çalışıyoruz” dedi. Zaharova, “Bizim yaptığımız, Suriyelilerin karar alması ve aralarında tartışması gereken konuları ortaya koymaktı” ifadelerini kullandı.
Zaharova, Kürt temsilcilerin Cenevre görüşmelerine dahil edilmesinin gerekli olduğuna inandıklarını yineledi.
Zaharova, şunları söyledi: “Suriye’de savaşan tarafların eline anayasa taslağını vermenin ve ellerinden otomatik tüfekleri almanın vakti geldi. Şu anda olan biten bu.”
PYD heyeti hazırlıklıydı

Toplantı öncesi açıklama yapan PYD Fransa Temsilcisi Dr. Xalit İsa, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la yapılacak görüşmede PYD’nin kendi hazırladığı taslak Suriye anayasası metnini sunacağını söyledi. Rus tarafıyla diyalog halinde olduğunu kaydeden Dr. İsa, kendi taslaklarında Rusya tarafından hazırlanan anayasa taslağı metni ile ortak yanlar bulunduğunu da belirterek, “Bizim taslağımızda da üstün halk ya da ortak din belirlenmiyor. Bu, bölgelerin yetki alanına giriyor” dedi. Suriye’nin resmi isminden Arap kelimesinin çıkartılmasını, olumlu bir teklif olarak nitelendirdiklerini dile getiren Dr. İsa, “Suriye Arap Cumhuriyeti isminin Suriye Cumhuriyeti olarak değiştirilmesi çok olumlu bir teklif. Zira Suriye çok etnik gruplu bir ülke ve tüm halkların haklarına saygı gösterilmeli” diye konuştu.
Moskova’ya davet edilen ancak ambargodan dolayı gidemeyen Kobanê Kantonu Eşbaşkanı Enver Muslim, Astana’ya çağrılan grupların rejim ile pazarlık yaptığını, her iki tarafın da sorunun çözümünü esas almadığını söyledi. Dihaber’e konuşan Muslim, Suriye halklarından tüm bileşenlerinin de sığındığı Kuzey Suriye Demokratik Federe bölgesinden kimsenin davet edilmediğini anımsattı. Bu sebeple Cenevre gibi Astana’nın da sonuçsuz kaldığını dile getiren Muslim, federal sistem yöneticilerinin Suriye’nin çözümüne yönelik her toplantıda yer almak istediğini, çözümün de ancak bu şekilde sağlanacağını belirtti. Muslim, “Kuzey Suriye’de yaşayan halklar demokratik federal bir sistem istiyor. Bunu her toplantıda konuşmak ve tartışmak istiyoruz. Suriye sorunu da bu şekilde çözülür” dedi.
Astana’ya katılan gruplar hakkında bilgi veren Muslim, “DAİŞ ve Nusra terör örgütü sayıldı, çağrılmadı. Ehrar El Şam çağrılmadı. Bu 3 grup yer almazken, liderliğini Muhammed Alluş’un yaptığı Ceyş-ul İslam çağrıldı. Bu 4 grup organik bağları olan El Kaide kökenli gruplar. Ceyş-ul İslam daha önce Halep ve Şam etrafında DAİŞ‘le birlikte hareket etti ve çok sayıda sivilin katliamında rol aldı. Bunlar aracılığı ile aslında DAİŞ ve Nusra da Astana’da yer aldı” diye konuştu.
PYD ile Rusya ne konuştu?
PYD Fransa Temsilcisi Dr. Xalit İsa, görüşmeler arasında ANF’ye bilgi verdi. Dr. İsa, şunları söyledi:
Rusya Dışişleri Bakanlığı ile yaptığımız görüşmede esas olarak anayasanın nasıl olması gerektiğini konuştu. Dışişleri Bakanlığı açıklamasından sonra Dışişleri Bakanı Yardımcısı Mikhail Bogdanow ve birkaç Başkanlık yetkilisi ile görüşmemiz devam etti. Konuşmamızın ekseninde yeni anayasa teklifi ve Cenevre yer aldı. Cenevre 28 Şubat’a ertelendi. Burada bir kere daha ortaya çıktı ki, yapılacak olan bu toplantıya PYD ve Kürtlerin temsilcilerinin katılımı olmadan ve demokratik özerlik projesi esas alınmadan barışçıl bir müzakerenin yapılamayacağı noktasına vurgu yapıldı.
Türkiye uzantıları geri çekildi
Türkiye yanlısı gruplar bu görüşmede demokratik özerlik projesinin tartışılacağını ve daha etkin bir Kürt etkisinin ortaya çıkacağını anladıklarında kendilerini geri çekip toplantıya katılmadılar.
Rusya’nın Kürtler için ‘Kültürel Otonomi’ adı altında bir gündemi var. Bizler de böylesi bir gündemin yeni yapılacak anayasada yer almasının yeterli olmayacağını belirttik. Onlara 1920’de yapılan bir öneride federal Suriye yapılanması örneğini tekrar hatırlattık. Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu projesini kendilerine ilettik.
Görüşmelerin devam etmesi gerektiği noktasında mutabık kaldık. Bu toplantıya katılan ve anayasa taslağı yapımında yer alan bazı kişilerin yetersiz olduğunu aktararak, bizden bu hususta daha fazla destek istediler.
Projemizi yazılı da sunduk
Bizim bazı Rus dostlarımızın çabaları gayet olumluydu. Biz de kendilerine Suriye’deki çoklu toplumsal ve kültürel gerçekliği dikkat çekerek yapmış olduğumuz Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu projesinin uygunluğunu izah ettik. Böylesi bir proje ile 3 yıldan beri Suriye’nin yüzde 20’sini kapsayan bir alanda yaşamı örgütlediğimizi hatırlattık. Yaptığımız öneriler çerçevesinde bizden bu projemizin dosyasını istediler ve biz de onlara bütün yönleri ile hazırlanmış olan projemizi teslim etik. Toplantının genel olarak olumlu geçtiğini söyleyebilirim.
Ankara’da Rojava telaşı
Türkiye’nin sık sık gündeme getirdiği ve daha çok kendi denetiminde kurulmasını amaçladığı “güvenli bölge” önerisinin bu kez ABD Başkanı Trump tarafından dile getirilmesi, Ankara’da kaygılara neden oldu.
Suriye’de etkinlik ve güç kazanmaya çalışan Türkiye, daha önce gündeme getirdiği önerilerden “endişelenmeye” başladı. Yıllar önce Suriye’de kendi denetiminde “güvenli bölgeler” oluşturmayı isteyen ve bunu uluslararası arenada dillendiren Türkiye, bu tezine şimdiye kadar destek bulamamıştı.
Yeni seçilen ABD Başkanı Donald Trump’ın aynı istekte bulunması Ankara’yı önce heyecanlandırdı. Ancak Trump’ın belirsizlik içeren açıklamalarının neye denk geldiği tartışmasını yaşayan AKP iktidarı, Trump’ın dile getirdiği “güvenli bölge” ile kendilerinin yıllardır dillendirdiği “güvenli bölge” önerisinin farklılık taşıdığı sonucuna vardı.
Güney Kürdistan örneği
Ankara kulislerinde yansıyanlara göre, Trump’ın güvenli bölge önerisi bir çeşit, “uçuşa yasak bölgeyi” içeriyor ve daha çok Kürt yerleşim alanlarına denk düşüyor. Bunu Körfez Savaşı sonrasında Irak’taki “uçuşa yasak” bölgelere benzeten ve bunun Rojava için bir çeşit, “müdahaleye kapalı güvenli alan” oluşturacağı kaygısını taşıyan Türkiye, böylece yıllar önce dile getirdiği önerisinden kaygılanmaya başladı.
Ya Kürtler ile kurarsa
Hürriyet Gazetesi yazarı Murat Yetkin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda ciddi endişelerini aktardıktan sonra Ankara’da yaşanan kaygıyı, “Yani, Trump Suriye topraklarındaki o güvenli bölgeleri acaba NATO müttefiki Türkiye’ye ve Suriye rejiminin arkasındaki Rusya’ya rağmen PYD ile kurmaya kalkar mı?” sorusuyla gündeme getirdi.
Ayrıca AKP’ye yakın medya kuruluşları da, güvenli bölgenin, Suriye’deki Kürt oluşumunu kapsadığı yönünde haberler yapmaya başladı. Yine hükümete sunulmak üzere hazırlandığı ileri sürülen bir raporda da, Trump’ın dile getirdiği güvenli bölgenin, “Efrîn ve Kobanê” olma ihtimali üzerinde durulduğu söyleniyor.
Suriye savaşı başladığı günden itibaren kendi topraklarını koruyan Kürtler, özellikle Efrîn’de yüzbinlerce savaş mağduru Arap mülteciye ev sahipliği yaparak, fiili olarak yıllardır “güvenli bölge” işlevini yerine getiriyor.
Trump uzatmak istemiyor

New York Times’a konuşan ABD’li yetkililer, Beyaz Saray’ın Suriye’de DAİŞ’e karşı daha sert saldırılar yapılması için bir başkanlık kararnamesi taslağı üzerinde çalıştığını söyledi. Yetkililere göre, taslak Reqa operasyonuna ABD’li topçu birlikleri ile saldırı helikopterlerinin gönderilmesini içerebilir.
New York Times’a konuşan ancak adı açıklanmayan yetkililere göre Beyaz Saray, Suriye’de DAİŞ’e karşı daha sert saldırıları hayata geçirecek.
Gazeteye konuşan hem yeni hem de eski yönetime yakın yetkililer, Beyaz Saray’ın, Savunma Bakanı James N. Mattis’e DAİŞ’e karşı daha agresif bir plan yapması çağrısında bulunan başkanlık kararnamesi taslağı üzerinde çalıştığını söyledi.
Yetkililere göre yeni plana, Reqa operasyoninda kullanılmak için ABD’li topçu birlikleri ve bu birlikleri destekleme amacıyla saldırı helikopterlerinin sahaya gönderilmesi dahil edilebilir.
Yetkililere göre Başkomutan olarak ilk Pentagon ziyaretini dün yapması beklenen Trump, bu konudaki seçeneklerin 30 gün içinde kendisine sunulmasını isteyecek.
Trump, başkanlık kampanyası sırasında birçok kez DAİŞ’i yenmek için ‘gizli bir planı’ olduğunu söylemiş, ancak aynı zamanda komutanlarına yeni seçenekleri değerlendirmeleri için 30 gün vereceğini de vurgulamıştı.
AP‘ye göre ABD’li yetkililer, seçeneklerin muhtemelen Obama yönetiminin Kürt savaşçılarına askeri yardımı artırmak için önemli miktarda daha ABD birliğini eklemeyi düşündüğü ancak hiç harekete geçmediği adımları içereceğini de söyledi.
Yeni yollar büyük olasılıkla ABD destekli Suriyeli Kürtlerin (YPG), güçlerini artırmak olabilir. Onlar, Kuzey ve Doğu Suriye’de DAİŞ’e karşı en etkili güç oldu.
Türkiye’nin hiçbir şekilde ABD’nin YPG’ye yardım etmesini istemediği biliniyor. Ancak YPG, Reqa’yı yeniden almak için ana gücü oluşturuyor ve Pentagon’da bazıları, Kürtlere, roketle çalışan bombalar, makineli tüfekler ve ağır savaş araçları da dahil olmak üzere ağır silahlar vermeyi önerdi. Fikir, Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görüşülmemişti.
Halep unutuldu

Bab’ta sıkışan Türkiye, Kürtlere uyguladığı blokajdan sonuç elde edemiyor. Suriye ile ilgili tüm tezlerini Kürt düşmanlığına kurban eden Türk Cumhurbaşkanı, dün Bab’ın güneyine geçmeyeceklerini belirterek, Halep’in adını bile anmadı.
Erdoğan’ın “Bitti bitiyor, sonra Munbic, sonra da ABD bizle olsa Rakka var” dediği Bab’ın rejime bırakıldığı, Türkiye ve desteğindeki grupların Moskova Antlaşması ile başlayan Astana sürecinde de Kuzey Suriye Federasyonu’na ikna edildiği iddia ediliyor.
23 Aralık 2016’da İzmir’in Kirazlı ilçesinde vatandaşlara hitap ederken, “Şu anda El Bab kuşatılmış vaziyette bitti bitiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Afrika gezisi dönüşünde uçakta gazetecilere, “Bab’ta daha derine inmemek lazım” açıklamasında bulundu.
Bab BAAS’a mı bırakıldı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “El Bab’daki gelişmeler malum, Mümbiç ve Rakka olayı var. Rusya ve İran’la birlikte Astana’da başlatılan süreç, inşallah rejimi olumlu bir noktaya çeker ve El Bab hallolmuş olur. El Bab’da bundan sonraki süreçte süratle mesafe almak suretiyle oradaki işi bitirmek, daha derinliğine gitmemek lazım. Yapılan çalışma bu istikamettedir” dedi. Erdoğan’ın bu açıklaması “Bab’ın rejime bırakıldığı” yorumlarını da beraberinde getirdi.
Hesapları tutmuyor
Suriye politikasında iki güç arasında gidip gelen Türkiye’nin hesapları bir türlü tutmadı. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım” itirafına rağmen Türkiye açısından taşlar yerine hala oturtulmadı.
Önce ABD ve Uluslararası Koalisyon’la hareket eden Türkiye, daha sonra Bab operasyonuyla birlikte yönünü Rusya, İran ve rejime çevirdi. Ancak Türkiye’nin bu rota değişikliği de sonuç vermedi. Şu ana kadar büyük kayıpların verildiği Bab’ta çıkmaza giren Türkiye’nin başı bölgede dertte.
Onlar unutmadı
Türkiye son yıllarda yaşananların unutulduğunu düşündü, ancak ne Rusya ne İran ne de rejim unuttu. Esad’ın BAAS Rejimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İnşallah Cuma Namazını Şam’daki Emevi Camii’nde kılacağız” sözlerini; Rusya, düşürülen uçaklarını; İran Şii karşıtlığını unutmadı.
Hepsi durduğu yerde durdu, Türkiye’yi yollarına getirdiler. Türkiye, Moskova Antlaşması ile rejimi kabul etti ve kendisine bağlı gruplara da Astana’da buna imza attırdı. Bu anlaşmanın ilk maddesi gereği, Türkiye sadece Bab’tan değil “Fırat Kalkanı Harekatı” adı altında girdiği tüm Suriye topraklarından çıkmayı kabul etmiş oldu.
Geri adım atma zamanı mı?
Rusya’nın yeni anayasa taslağı sunması, ABD Başkanı Donald Trump’ın “güvenli bölge” düşüncesi, PYD heyetinin Astana sonrası hemen Moskova’ya davet edilmesi, kaygısı ve telaşı artan Türkiye için Kuzey Suriye’de geri adım atma zamanı geldi. Kuzey Suriye halkları için Rusya ve ABD gibi “federasyona” yeşil ışık yakan rejim de yeni süreçte Türkiye’den topraklarını terk etmesini dayatacak.