Dizinin ilk bölümü bir intihar sahnesiyle açılıyor. Çernobil’de ne olup bittiğini anlamak için görevlendirilen Sovyet fizikçilerinden birinin intiharı bu. Olayı anlattığı ses kayıtlarını doldurduktan ve kasetleri gizli bir bölmeye koyduktan sonra kendini asan fizikçinin ölümüyle açılan bölüm, daha sonra felaketin yaşandığı santrale yöneliyor.
ZABEL MİRKAN / İSTANBUL
Çernobil faciası veya Çernobil patlaması, 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna Pripyat’ın kuzeyinde bulunan Çernobil şehrindeki, Çernobil Nükleer Santrali’nde yapılan bir deney esnasında meydana gelen nükleer felakettir. Nükleer santralde meydana gelen patlama ve yangın sonrasında Sovyetler Birliği’ne, Avrupa’ya ve Türkiye’ye büyük miktarda radyasyon yayıldığı tespit edilmişti.
Felaket, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğine göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük “nükleer kaza”dır. Çernobil felaketi, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğinde en yüksek sınıflandırma oranı olan 7 ile ölçeklendirilmiştir. Bu sınıfta ölçeklendirilen yalnızca iki nükleer felaket bulunmaktadır. Sonuç olarak Çernobil’de 500 binden fazla işçi nükleer faciaya müdahalede bulunmuş ve bu nedenle doğrudan doğruya radyasyona maruz kalmışlardır. Tahmini olarak yapılan masraf ise 18 milyar ABD dolarıdır. Meydana gelen felaket esnasında 31 kişi ölmüştür fakat çok büyük bir alana yayılan radyasyon neticesine uzun vadede sonuçlarının daha ağır olduğu değerlendirilmektedir.
Hiroşima ve Nagazaki’nin 200 katı
UNSCEAR raporuna göre ise 2008 yılına kadar kazadan yüksek dozda radyasyona maruz kalan 4000 kişiden 64’ünün radyasyon sonucu öldüğü doğrulanmıştır. Oluşturulan Çernobil Forumu’nda 200 bin acil müdahalede çalışan işçi, 116 bin kurtarılmış kişi ve kirlenmiş alanlardan tahliye edilen 270 bin kişinin bilgileri derlenmiştir. Akut radyasyon sendromuna bağlı olarak kazadan kısa süre sonra ölen 50 acil müdahale işçisinin ölümleri ile radyasyona bağlı olarak tiroid kanseri ve radyasyona bağlı kanserden dolayı ölenler birleştirildiğinde, ölenlerin sayısı 3940’ı bulmuştur.
İnsan eliyle gerçekleştirilen bu felakette, deney sonrasındaki patlamada santralin 1,016 bin ton ağırlığındaki damı, bir fişek gibi gökyüzüne fırlamış; ardından da, tüm gücüyle santralin üstüne düşmüş. İlk patlama sırasında 31 kişi hayatını kaybetmiş ve radyoaktif bulut, ağır ağır bölgenin üzerine yayılmış. Açığa çıkan radyasyon, Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazlaydı.
İntihar sahnesiyle açılan dizi
Çernobil’i yeniden gündeme getiren Sinop ve Mersin’deki nükleer santral tesislerinin konuşulmasına da vesile olan bir dizi yayımlandı: “Chernobly”. Sky Atlantic ve HBO ortak yapımı olan Chernobyl mini dizisi 5 bölümden oluşuyor. İlk bölümü 6 Mayıs 2019’da yayınlanan dizi, yayınlandığı ilk günden itibaren büyük bir ilgiyle izlenmeye başlandı. Dizinin yazarlığını Craig Mazin yaparken, yönetmenliğini Johan Renck üstlendi.
Dizinin ilk bölümü bir intihar sahnesiyle açılıyor. Çernobil’de ne olup bittiğini anlamak için görevlendirilen Sovyet fizikçilerinden birinin intiharı bu. Olayı anlattığı ses kayıtlarını doldurduktan ve kasetleri gizli bir bölmeye koyduktan sonra -çünkü izleniyor- kendini asan fizikçinin ölümüyle açılan bölüm, daha sonra felaketin yaşandığı santrale yöneliyor. Dyatlov ismindeki sorumlunun hâlinden ve tavrından anladığımız kadarıyla patlamaya yönelik hiçbir önlemi yok Sovyetlerin.
Neden önlem alınmadı?
Burada kafa karıştırıcı olan ise dizinin Amerikan yapımı olması. Ancak felaketin detaylarına bakıldığında yanlış bir bilginin olmadığını ve çarpıtmaya yer verilmediğini söylemek mümkün. Anti-Sovyetik bir dizi olup olmadığını ise muhtemelen ilerleyen bölümlerde ve/veya finalinde anlayacağımız dizinin 4 bölümü yayınlandı. Anti-Sovyetik tartışmalarına girmeden önce düşünmemiz gereken ise şu olmalı: Neden önlem alınmadı, neden patlama olabileceği fikri ihtimaller dahilinde bile değildi ve neden saatler hatta günler boyunca tüm dünyayı etkileyecek bu felaket yine tüm dünyadan gizlendi? Devrimci sorumluluk gereği alınması gereken önlemleri almak yerine neden komplo teorilerine yoğunlaşıldı ve “dünyaya rezil olmamak” namına böyle bir felaket nasıl gizlenmek istendi? Böyle bir felaketin gizleneceği sahiden düşünüldü mü? Düşünüldüyse bu kimsenin eleştirisine maruz kalmadı mı? Bu soruların yanıtı ne yazık ki hayır.
Felaketin gizleneceği sahiden düşünülmüş, dünya ise ABD’nin uydu görüntüleri aracılığıyla durumdan haberdar olmuş. Patlamadan sonra çocuklar okullarına, bebekler ve anneler yine bahçelere parklara gitmiş. İşçiler ve gönüllü görevliler ise hiçbir koruma olmadan bu felaketten insanları kurtarmak için çalışmış. Radyasyon son sürat yayılırken gündelik akış devam etmiş ve tahliye edilmeyen bölgelerdeki insanlar radyasyondan doğrudan etkilenmiş.
‘İşte şimdi Kömür Bakanı’na benzedin’
Dizideki görüntülerin -özellikle yanan insanların görüntüleri- son derece rahatsız ediciyken bunun gerçekliği nasıl gözardı edilmiş ve o insanlara sadece “yandı” gözüyle bakılmış kanınız donarak izliyorsunuz. Gorbaçov yönetimindeki heyetin suskunluğu, halkların sağlığını düşünen tek tük insanların varlığı dehşete düşüren cinsten. Anti-Sovyetik bir bakış açısı demeden burada alınmayan sorumluluklardan ve felaketin daha fazla ve daha hızlı yayılmasının sorumlularından -örneğin Dyatlov sadece 10 yıl çalışma kampı cezası almış- bahsetmek, onları yargılamak ve mahkûm etmek gerekiyor belki de. Bir “kaza” olarak görmek, sadece insanlığa karşı işlenmiş bu suça ortak olmak manasına geliyor ne yazık ki.
Dizideki detaylardan bazıları da rejime ve yöneticilere yönelik yerinde eleştiriler. Radyasyonun denize karışmasını önlemek için görevlendirilen madencilerle görüşmeye giden Kömür Bakanı’nın başına gelen olay bunlardan biri. Bakan madencilere ne olduğunu söylemeden Çernobil’e gelmeleri gerektiğini söylüyor. Madenciler nedenini söylemeden bir yere ayrılmayacağız deyince gerçeği söylemek zorunda kalıyor ve nihayetinde madenciler görevi kabul ediyor. Madenden ayrılırken ise hepsi bakanın tertemiz, parlak takım elbisesine dokunarak onu biraz “kömüre buluyorlar”. Ardından madencilerden biri şöyle diyor: “İşte şimdi biraz Kömür Bakanı’na benzedin.”
Dizi yayınlanan dört bölümüyle umut vaat eden ve hatalı bir aktarımdan kaçınan, nükleer santral tartışmalarının da yeniden gündeme gelmesi ve tarihe tanıklık açısından son derece başarılı bir iş. İnsan eliyle üretilen bu felaket, dizinin distopik ve karanlık çekimleriyle de son derece iyi bir şekilde aktarılmış. Umalım böyle devam etsin.