Türk medyasının ”Özel operasyon” dediği Türk çetelerin Efrîn’de kaçırıp Türk ordusuna teslim ettiği 11 sivilden 7’sine 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet; dördüne ise ”Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 12’şer yıl hapis cezaları verildi. İHD Hatay Şube Yöneticisi Avukat Suphi Zarif, cezalandırılan 11 kişinin aynı köyden olduğunu, ifadelerinin işkence altında alındığını söyledi.

BARIŞ BALSEÇER

İşgalci Türk güçlerinin 20 Ocak 2018’de  Efrîn’e yönelik işgal saldırısının ardından yüzlerce Efrînli çeteler ve Türk askerleri tarafından rehin alınarak Türk zindanlarına atıldı.

ÖSO tarafından rehin alınan Efrînli siviller işkenceden geçiriliyor, gözaltı sürecinde işkencenin yanı sıra tecavüze maruz kalıyor ve onlarca yıl hapis ile cezalandırıyor.

Geçtiğimiz hafta Türk ordusunun bünyesindeki çeteler tarafından Efrîn’den kaçırılıp MİT’e teslim edilen ve tamamı sivil olan 11 Efrînli hakkında “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma, nitelikli kasten öldürme” ve ”Örgüt üyesi olmak” iddialarıyla açılan davanın karar duruşması Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Türk yargısı, 7 Efrînliye “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma, nitelikli kasten öldürme” ve ”Örgüt üyesi olmak” iddialarıyla 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi. 4 sivile ise ”Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 12’şer yıl hapis cezası verildi.

Bahaneler uyduruk

Türkiye’nin rehin aldığı Efrînlilerin durumunu İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Cezaevi İzleme Komisyonu sözcüsü Av. Selçuk Binici gazetemize değerlendirdi. Av. Binici, rehin alınan Efrînli sivillerin haklarında çeşitli bahaneler uydurularak tutuklandığını belirterek, “Hepsi ağır işkenceden geçiriliyor. Sonra ise haklarında yasal işlem başlatıyorlar” dedi.

Binici, Efrînli sivillerin Kilis ve Hatay üzerinden Türkiye’ye getirildiğini, Türkiye’de ise haklarında “sınırı geçmekten” ya da “Türk askerine saldırıdan” yasal işlem yapıldığını dile getirdi.

Ajanlığı reddetmenin cezası

Tutuklanan insanların çoğunun ise Türk devletinin ajanlık teklifini kabul etmeyen kişiler olduğunu ifade eden Selçuk Binici, tutuklananların çok azının YPG içerisinde kısa bir süre yer alan siviller olduğuna dikkat çekti.

Efrîn’den getirilen sivillerden bazılarının dosyalarını takip ettiğini ifade eden Binici, kaçırılan kişilerin ailelerine ulaşmanın genellikle mümkün olmadığını, çoğunun ailesini savaşta yitirdiğini söyledi. Bu insanların vekalet ücreti ödemelerinin mümkün olmadığını da dile getiren Binici, hukukçuların ve insan hakları kurumlarının acilen harekete geçerek, bu insanların tespitinin yapılması gerektiğini ifade etti.

İşkenceden, mahkemeye

Kaçırılan insanların yoğun işkenceye maruz kaldığını ve bazılarının tecavüze uğradığını kaydeden Avukat Binici, Türkiye hapishanelerinde tutulan Efrînli sivillerin büyük trajedi yaşadığını söyledi.

Binici, Osmaniye Cezaevi’nde tutulan Cihan Cağfun’un düzenli kullanması gereken ilaçları talep etmesine rağmen idarenin bu talepleri reddettiğini belirtti. Binici, Cağfun’un  yaşadıklarını şöyle anlattı: “Cağfun, Efrîn’de ÖSO tarafından evinden alınarak Türk askerlerine teslim ediliyor. Türk askerlerince YPG’li olduğu gerekçesiyle kendisine işkence ediliyor. Önce Hatay’a getirilen Cağfun, burada cezaevinde birkaç gün kaldıktan sonra Osmaniye Cezaevi’ne naklediliyor. Hakkında açılan ceza davası ile ilgili olarak Adana Barosu avukatlarıyla iletişim kurmaya çalışıyor ancak avukatının bulunmadığı ilk duruşmasında hakkında mahkumiyet kararı veriliyor. Savunmasını anadilinde değil, Arapça dilinde yaptığı ve çok korktuğu için yeterli savunma yapamayıp kendini ifade edemiyor. Ailesinin Efrîn’de olduğunu ve onlarla iletişim kuramadığını da beyan etmiştir.”

Savunma yapamıyorlar

Tarsus Kadın Cezaevi’nde bulunan ve Efrîn’den Türkiye’ye getirilen Nigar Bekir ve Şamıran Nohsen isimli tutsaklar da Türkçe bilmedikleri için savunmalarını yapamadıklarına dikkat çeken Binici, hasta ve bebekli olanların da tedavilerinin aksatıldığını söyledi. Köylerinde kendi halinde yaşamalarına rağmen evlerinden çeteler tarafından alınıp Türkiye’ye getirilen sivillerin ailelerinin kendilerinden haberdar olmadıklarını belirten Binici, birçoğunun avukatı olmadığı için savunma dahi yapamadıklarını belirtti.

Tecavüze uğradı

Avukat Binici, Tarsus Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutulan Ziynet Sağlam’ın yaşadıklarını ise şu şekilde anlatıyor: “Kilis Ağır Ceza Mahkemesi’de yargılaması devam ediyor. Sağlam, 2004 yılında örgüte katıldığını belirtmiş ve uzun yıllar Suriye’de yaşamış. Efrîn’deki evinden ÖSO çeteleri tarafından rehin alınmış. Boğaza bıçak dayama, vücuda elektrik verme gibi fiziksel işkenceye maruz kalmış ve tecavüze uğramış. Türk askerine teslim edilen Ziynet Sağlam hakkında ‘Saldırı hazırlığında’ ve ‘Tarafımıza saldırırken…’ şeklinde tutanak tutulduğu için 13 gün gözaltında kalmış ve ardından tutuklanmış. Hapishanede, hakkında doktor raporu düzenlenmiş ve bunun üzerine soruşturma yürütülmüş; ancak soruşturma takipsizlikle sonuçlanmış. Kilis Ağır Ceza Mahkemesi 2018/256 esas sayılı dosya ile yargılanan Ziynet Sağlam, duruşma boyunca kendisini hiçbir şekilde ifade edemezken, 10 yıl hapis cezası almış. Savcı ise bu cezayı yeterli bulmayıp üst mahkemeye yollamış. Üst mahkeme savcının beyanına uyarak Ziynet Sağlam’a verilen 10 yıllık cezanın az olduğunu, kendisinin Türk Ceza Kanunun 302 maddesi kapsamında yargılanması gerektiği hükmüne varmış.’’

Uzman Çavuş: Delil dosyası yoktur

Efrin’den kaçırılan sivillere yönelik Mezopotamya Ajansı’nın yaptığı haberler bu konuyu kısmen gündeme getirsede yeterli düzeyde kamuoyu oluşmadığı için sivil insanların hapis cezası almasının önüne geçilemiyor. Konu ile ilgili 1 Mart 2019 tarihinde Mezopotamya Haber Ajansı’nda yayınlanan haberde ÖSO’nun Efrîn’de 12 gün boyunca işkence ettikten sonra Türk ordusuna teslim ettiği Suriye vatandaşı Muhhamed Diy Şeyzin ile ilgili çarpıcı detaylar yer alıyor. Haberin detayında, mahkemenin Muhhamed Diy Şeyzin’in gözaltındaki ifadesini esas alarak, ilk duruşmada savunmasına başvurmadan 9 yıl hapis cezası verdiği belirtiliyor. Tanık olarak dinlenen uzman çavuşun şu sözleri ise ÖSO tarafından esir alınıp TSK’ya teslim edilen ve Türkiye’de yargılanan sivillerin akıbeti hakkında bir ipucu veriyor. Uzman çavuş: “ÖSO bize teslim eder, biz de İlçe Jandarma’ya götürürüz. Delil dosyası yoktur” diyor mahkemede.

Gurur duyar gibi durmuş

Şeyzin’in Efrîn’de evinde çektirdiği bir fotoğrafın mahkeme tarafından, dosyada suç delili olarak kabul görüldüğünü, Efrîn’de yaşadığı Cinderes beldesine bağlı Eşgan garbi (Êşxana Xerbi) köyünün YPG sorumlusu olduğunun iddia edildiği yazılmış. Bu iddiayı destekleyecek somut tek bir kanıt dosyada bulunmasa da Şeyzin’in duruşmada savunmasının dahi alınmadığı kollukta verdiği ifadesinin savunma olarak kabul edildiği tutanağa yansıdığı da, haberde yer alan önemli detaylardan biri. İddianamede ÖSO komutanı, uzman jandarma ifadeleri ve Şeyzin’in telefonundan çıkan bir fotoğraf dışında başka bir delil bulunmazken, iddia makamı Şeyzin’in cep telefonundan çıkan, ancak dava dosyasında yer almayan fotoğrafı şöyle yorumladı: “Yapılan yargılamada sanık her ne kadar silahlı terör örgütü üyeliği suçunu kabul etmemiş olsa da, yapmış olduğu savunmanın suçtan kurtulmaya yönelik olduğu ve itibar edilmeyeceği, PKK/YPG terör örgütüne ait üniformasıyla çekilmiş fotoğrafın şahsi telefonunda tespit edildiği, sanığın bu konuda vermiş olduğu savunma ile fotoğraf karesindeki PKK/YPG üniforması giymekten gurur duyar gibi bir duruşunun olduğunun gözlemlendiği ve savunmanın hayatın olağan akışına uygun düşmediği, sanık savunmaları ve dosya kapsamı nazara alındığında sanık Muhammed Diy Şeyzin’in PKK/PYD terör örgütü üyesi olduğu anlaşılmış ve sanığın cezalandırılması talep olunur.”

   

11 sivil haberi de aynı kurgu

Eylül 2018 tarihinde Efrîn’de ÖSO tarafından alınarak, Türk ordusuna teslim edilen ve Türk basınının büyük puntolarla, ana haber programlarında ilk haber olarak sunduğu “11 YPG’li özel bir operasyonla Türkiye’ye getirildi” haberiyle ilgili araştırma yaptığımızda da aynı kurguya rastlıyoruz.

Haklarında “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma, nitelikli kasten öldürme” suçlamasıyla iddianame hazırlanan Efrînlilerin ilk duruşması Hatay 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

İfadeleri Hatay Jandarma İl Komutanlığı’nda “işkence” altında alınıyor ve “2014 yılında örgüte katıldıktan sonra ideolojik, siyasi ve silah eğitimi aldıkları, eğitimleri bittikten sonra, asayiş görevinde çalıştıkları, Zeytin Dalı Harekâtı başlayınca örgütün kendilerini Ömeruşağı köyüne 300 metre uzaklıktaki mezarlıkta görevlendirdiği, olay günü mezarlıkta silahlı bir şekilde görevli oldukları, Türk askerini görünce Kalaşnikof silahlarla Türk askerlerine ateş ettikleri, gece saatlerinde savaş uçaklarının bulundukları alanı bombalaması ile alanı terk edip köye sığındıkları…” şeklindeki aynı ifadeleri imzalatılırken, mahkemede tek soru sorulmadan tutuklanıyorlar.

Tutuklanan 11 kişinin ismi şöyle: Fîras Fayîq Kelkawî, Hisên Ehmed Kelkawî, Mesûd Mecîd Kelkawî, Hemûdê Xelosî Cafer, Ehmed Miho, Îbiş Mihemed Miho, Reşîd Sebrî Miho, Hanîf Miho, Cengîz Mustefa Nesan, Îdrîs Mustefa Nesan ve Rezzan Behcet Ehmed. Geçen hafta görülen davada bu 11 sivilden 7’sine 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet; dördüne ise ”Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 12’şer yıl hapis cezaları verildi.

İşkence altında yalan ifade

Efrîn işgalinden 8-9 ay sonra Türk ordusuna teslim edilen ve Türkiye’de yargılanan 11 kişinin avukatlarından İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şube Yöneticisi Avukat Suphi Zarif gazetemize şunları aktardı: ‘’Bu 11 kişiden 1’i Efrîn’de motorsikleti ile yol alırken, amcasının eşine çarpıyor ve ölümüne neden oluyor. Yani bir trafik kazası sonrası ÖSO’nun yerel güvenlik birimlerince bu kişi gözaltına alınıyor. ÖSO bu kişiye işkence yapmaya başlıyor ve işkence altında zorla yalan ifade dayatılıyor: Kişi işkence altında ‘Ben şu kişilerle beraber Türk Ordusu’na karşı savaştım ve 2 askeri öldürdüm’ şeklinde bir beyanda bulunuyor. Yani olayla hiç alakası olmayan bir şekilde gözaltına alınarak, farklı bir beyanda bulunmaya zorlanıyor. Bu yalan beyan sonrasında 11 kişi ÖSO tarafından gözaltına alınıyor. 16 gün ÖSO tarafından gözaltında tutulan 11 kişi ağır işkencelerden geçiriliyor. Daha sonra ise Antakya’ya getirilerek MİT ya da TSK’ya teslim ediliyorlar.

Karakolda ÖSO komutanı işkence yaptı

11 kişi ile görüştüğümüze, Antakya’da da jandarma tarafından kendilerine işkence yapıldığını söylediler. Ayrıca jandarmada da ÖSO komutanı olan Ebu Said ve Ebu Mahmud tarafından da işkence yapıldığını belirttiler. Bu kişiler, kendilerinin herhangi bir Türk askerinin ölümüyle alakalarının olmadığını ve Efrîn’e bağlı Ömeruşağı köyünde ikamet eden köylüler olduklarını ifade ettiler. Savaş başladığında köyden ayrıldıklarını ve daha sonra köye geri döndüklerini belirttiler.

   

Aileriyle tehdit ettiler

Hem ÖSO hem de Türk jandarması tarafından gördükleri ağır işkencede suçlamayı asla kabul etmiyorlar. Bunun üzerine ÖSO komutanları Ebu Said ve Ebu Mahmud, ‘Siz artık Türkiye’desiniz. Madem suçlamayı kabul etmiyorsunuz, biz zaten Efrîn’e döneceğiz. Sizin eşinize, kızınıza, kız kardeşinize, annenize tecavüz edeceğiz. Onlara, size yaptığımız işkencenin aynısını yapacağız,’ diyerek tehdit ediyorlar.

Tutuklanan kişiler, ÖSO’nun tehditleri karşısında önlerine konan ifadelerin tümünü imzalıyorlar. Bu insanların kendi kendilerini suçlaması dışında, haklarında tek bir delil yok. Zorla imzalatılan ifadede ölen iki askerin de patlama sonucu öldükleri de sonra ortaya çıktı. Herhangi bir çatışmada ölmüş değiller.’’

Mahkeme işkenceyi gözardı ediyor

Sözkonusu kişilerin işkence raporlarının İstanbul Protokolü’ne göre hazırlanması gerektiğini mahkemeye sunduklarını belirtten Zarif, 11 sivilin bedenlerinde Türkiye’ye getirildikten yaklaşık 4 ay sonra bile işkence izlerinin olduğunu ve kayıt altına aldıklarını ifade etti.

Suphi Zarif, “İstanbul Protokolü’ne göre kayıt altına alınan bu ağır işkence raporlarına bakılarak sivillerin ağır işkence ve tehditler sonrasında ifadeleri imzaladığı ortadayken, mahkeme bunu gözardı ederek yargılamada ‘ifadeyi’ esas alıyor. Bu doğrultuda değerlendirdiğimizde mahkemenin, savcılığın talep ettiği cezayı vereceğini görebiliyoruz” dedi

ÖSO’nun kaçakçılık hesabı

11 sivilden Fîras Fayîq Kelkawî ve Hisên Ehmed Kelkawî’nin davasını takip ettiğini söyleyen Suphi Zarif, Hisên Ehmed Kelkawî’nin örgüt üyeliğinden, Fîras Fayîq Kelkawî’nin ise 3 defa ağırlaştırılmış müebbetle yargılandığını dile getirdi.  Zarif, 11 kişinin aynı köyden olduğunu ve Efrîn’in Ömeruşağı köyünün ise Türkiye ile Suriye sınırında olduğunu belirtti ve ekledi: “Yaptığımız araştırmalar ve aldığımız duyumlar neticesinde bu köyde yaşayanların kaçakçılık yaptığını öğrendik. ÖSO bu bölgeleri işgal ettiğinde kaçakçılık yapmaya başlamış. Dolayısıyla bu pazarı eline geçirmek isteyen ÖSO, sınır köyleri üzerinde bir baskı kurmaya başlamış. Köylere giderek, bundan böyle kaçakçılık yapmalarına izine vermeyeceklerini söylemişler. Bunun üzerine köylüler Türk devlet yetkililerine ÖSO tarafından baskı gördükleri konusunda şikayette bulunmuş ve ÖSO’nun kaçakçılık yaptığını söylemişler. Şikayet sonrası ÖSO köylüleri ‘Türk askerine saldırdı’ diyerek gözaltına alıp, işkence edip Türkiye’ye teslim ediyor. Olayın temel nedeni budur.”

AİHM’e başvuru yapılacak

ÖSO tarafından alınarak Türkiye’ye teslim edilenlerin ağır işkenceler gördüğünün altını çizen Avukat Suphi Zarif, sürecin tümünün hukuksuz ve insan hak ve özgürlüklerinin gaspı olduğuna dikkat çekiyor. AİHM’e başvuracaklarını sözlerine ekleyen Zarif, “ÖSO tarafından alınarak TSK’ya teslim edilen ve hukuka aykırı şekilde yargılanan sivillerin AİHM’de görülecek davaları tek çözüm yolu. Bu davaların AİHM’de kazanılacağı muhtemeldir” dedi.

Rüşvet vermediği için getirilmiş

Çok sayıda Efrînli’nin Türkiye hapishanelerinde olduğunu ifade eden Zarif, nadir olarak tahliye kararı ile karşılaştıklarını ifade etti. Suphi Zarif, daha önce avukatlığını yaptığı 55 yaşlarındaki bir Efrînlinin, ÖSO’ya rüşvet vermediği için alınarak Türkiye’ye getirildiğini belirtti. “Örgüt üyesi” denilerek ÖSO tarafından Türk makamlarına teslim edilen müvekkilinin, ilk mahkemede 9 yıl ile cezalandırıldığını söyleyen Zarif, daha sonrasında dava dosyasının kendisine ulaştırıldığını ve Adana İstinaf Mahkemesi’nde daha sonradan görülen davada, müvekkilinin tahliye edildiğini dile getirdi.