
Cezaevindeki çocukların 140’ı bir yaşında, 124’ü iki yaşında, 117’si üç yaşında, 77’si dört yaşında. Beş yaşındaki 44 çocuk ve altı yaşındaki 6 çocuk da cezaevinde
Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı verilere göre, Türkiye’de en az 668 çocuk annesi ile birlikte kapalı ceza infaz kurumlarında tutuluyor. 344 erkek, 324 kız çocuğundan 149’u bir yaşını bile doldurmamış bebekler.
Cezaevindeki çocukların 140’ı bir yaşında, 124’ü iki yaşında, 117’si üç yaşında, 77’si dört yaşında. Okul öncesi eğitime başlaması gereken beş yaşındaki 44 çocuk ve altı yaşındaki altı çocuk cezaevinde annesi ile birlikte yaşam savaşı veriyor. CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin önergesini yanıtlayan Adalet Bakanlığı, tıpkı kaç yaşında olduğunu bilmediği 11 çocuk gibi, cezaevinde doğacak kaç çocuk olduğunu da bilmediğini itiraf etti: “Cezaevindeki hamile tutuklu sayısını bilmiyoruz."
BirGünden Hüseyin Şimşek’in haberine göre; Türkiye cezaevlerine çocuğu ile birlikte giren pek çok annenin büyük hikâyeleri var. Bunlardan biri de Alman vatandaşı gazeteci-çevirmen Meşale Tolu ve çocuğu Serkan. Eşi kendisinden önce tutuklanan Etkin Haber Ajansı çevirmeni Meşale Tolu, cezaevine girdikten sonra çocuğuna bakacak kimse kalmadığı için üç yaşındaki oğlu Serkan’ı yanına alır. Bakırköy Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Tolu’nun koğuşundaki 19 kadın, artık Serkan’ın yeni 19 annesi olur. Koğuşta yapılan bir toplantı sonrasında Serkan’a nasıl bakılması gerektiğini tartışan kadın mahkûmlar, nöbetçi "’ikinci anne’’ olarak Tolu ile birlikte annelik görevini üstlenir. İşte o toplantının ardından Bakırköy’de Serkan, üç yaşında başladığı tutukluluk hayatında 19 yeni anneye kavuşur.
Çocuk cezaevleri kapatılsın
KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği kurucularından Ezgi Koman, şunları söyledi: "Kapalı kurum, doğası gereği şiddet üretir. Zaten bir dizi hak ihlaline uğramış çocukları kapattıkça, kapatıldıkları yerlerde de daha ağır hak ihlallerine maruz bıraktıkça, sonuç olarak karşımıza nasıl gerçekleştiğini dinlemekten utanacağımız şiddet yaşantısı çıkar. Ve şiddetin faili genellikle çocuktan sorumlu görevliler olur. Zaman zaman da kapatılmanın doğası gereği üretilen bu şiddet ya çocuklar tarafından diğer çocuklara ya da 2003’te Kars’ta 14 yıl içinde defalarca başka yerlerde, son olarak da 18 Ocak günü Adana Kürkçüler Cezaevi’nde olduğu gibi, kendilerine yönelir.
İşte bu yüzden bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri, Türkiye’nin de taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni temel alarak, bıkmadan usanmadan talep etti: Çocuk Cezaevleri Kapatılsın! Ama olmadı... Çocuk tutukluluğu sona ermediği gibi çocukların yaşadıkları ihlaller gün geçtikçe derinleşti. Örneğin CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin verdiği soru önergesine verilen yanıta göre Türkiye’de 2009 yılından Mart 2017 tarihine kadar hapishanelerde 18 çocuk yaşamını yitirmiştir. Bu 18 çocuktan 5’i son 7 ayda, kendi bulundukları oda/koğuşta yangın çıkartmaları sonucunda hayatlarını kaybetmiştir."
AİHM’in Bilal kararı
AİHM, 2012’de AİHM Türkiye hakkında bir karar vermişti. 16 yaşındaki Bilal hakkındaydı bu karar. Bilal, tutulduğu Kars Cezaevi’nin çocuk koğuşunda 2003 ve 2004’te intihar girişiminde bulunmuş; sürüldüğü Erzurum Cezaevi’nde 17 2004’te intihar ettiği açıklanmıştı. Bilal’in ölümü aileye 13 gün sonra söylenmişti. Anne ve babası, Erzurum Savcılığı, Adalet Bakanlığı, Erzurum İdare Mahkemesi ve Danıştay’dan yetkililerin oğullarının yaşam hakkını koruyamadıkları için cezalandırılmasını talep etmişti. Sonuç alamayan aile, “oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiği, oğullarının kasten öldürülmüş olduğu, yetişkin koğuşuna nakledilmesinin hukuka aykırı olduğu, etkin bir soruşturmanın gerçekleştirilmediği, cezaevi otoritelerinin oğullarının ölümü ile ilgili olarak ihmalci davrandığı, dolayısıyla yetersiz ve başarısız oldukları, özellikle bu ihmalin oğullarının Kürt olmasından kaynaklandığı’’ gerekçesiyle AİHM’e başvurmuştu. AİHM başvuruyu kabul etmiş ve 2012 yılında verdiği kararda, “tutuklu kişilerin savunmasız bir durumda olduğu ve yetkililerin bu kişileri koruma görevi bulunduğunu” vurgulamıştı.
Çocuklara özgü adalet
AİHM, Bilal’le ilgili kararı verirken Avrupa Cezaevi Kuralları’nı, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin yorumlarını, CPT’nin Türkiye raporlarında yer alan çocuk cezaevlerinin durumuna ilişkin kaygılarını temel dayanak olarak alıyor. Bu dayanakların ortak ilkesi; 18 yaşından küçük bireylerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının en son ve sadece çocukları korumak için başvurulması gereken bir uygulama olması gerektiği. Alıkonduğu durumlarda ise çocukların sadece çocuklarla birlikte kalması gerektiğinin altına çiziyor ve bu çocuklara yönelik devletin pozitif yükümlülüklerinden söz ediyor.
AİHM’in vermiş olduğu bu karar, devletin cezaevlerindeki çocuklara ilişkin pozitif yükümlülüğüyle ilgili ise şöyle diyor:
* Tutuklu çocuklar savunmasız durumda bulunurlar. Yetkililerin bu çocukları koruma görevi bulunur. Bu nedenle tutukluluk esnasında meydana gelen yaralanmalara açıklama getirmek devletin sorumluluğundadır.
* Yetkililer cezaevlerindeki çocukların yaşamına ilişkin gerçek ve ani bir riskin varlığın olup olmadığını bilmesi gerekmektedir. Bunu bildiğinde de bu riskin ortaya çıkışını engelleyecek tedbirleri almak durumundadır.
* Cezaevi yetkilileri çocukları koruma görevlerini onların hak ve özgürlüklerine dokunmayarak yerine getirmelidir.
* Yetkililer cezaevlerinde kalan çocukların ihtiyaçlarını ve statülerini dikkate alan özel düzenlemeler yapmalıdır.
* Devlet, kasıtlı ve hukuka aykırı öldürmeden sakınmanın yanı sıra özellikle kendi yetki alanında bulunan kişilerin yaşamlarının korunmasına ilişkin uygun tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmelidir.