Uzun süredir tutuklu aileleri, avukatlar, İnsan Hakları Derneği ve STK’lar, Türkiye cezaevlerinde bulunan hasta tutsakların durumuna dikkat çekiyor. İHD, 4 Aralık 2014’te Adalet Bakanlığı’na bir isim listesi sundu ve 58 siyasi tutuklu ve hükümlünün ''cezaevinde yaşayamayacak'' durumda olduğunu iletti. 
Ölüm riski olan hasta tutsakların durumu gerek İmralı görüşmelerinde gerekse de HDP heyetinin hükümet ile yaptığı görüşmelerde sık sık ele alınan bir konuydu. 20 Kasım 2014’te Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, "kendi başına hayatını idame ettiremeyecek ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayan mahkumların infazlarının ertelenmesini, ya da tahliye olmalarını kolaylaştırmak için bir çalışma yaptıklarını" söyledi.
2015’in yasama gündemine ''hasta mahkumlar'' konusunun gelmesi beklenirken; cezaevlerinden "can kaybı" haberleri gelmeye başladı. Cezaevlerinden tabutlar ardı ardına çıkıyor. İki hafta içinde 4 siyasi tutuklu cezaevlerinde hayatını kaybetti.
Aslında "öldürüldü" demek daha doğru çünkü cezaevinde bulunan insanların can güvenliği ve sağlığı devletin sorumluluk alanıdır. Hayati tehlikesi bulunduğu, adli tıp raporlarıyla sabit olmasına rağmen devlet kendi yasalarında tanıdığı bir hakkı ihlal ederek tutukluları tedavi etmiyor.
Aslında var olan yasalar, hasta tutsaklara tedavi imkanı sağlıyor. Yeni bir yasal düzenlemeye gidilmeden de can kayıplarının önüne geçilebilirdi. Öyle ki cezaevinde bulunan hasta mahkumlara tedavi imkanı sağlayan ''hayati tehlike altında olmak'' şartı 2012’de genişletilerek "cezaevinde hayatını tek başına sürdüremeyecek durumda olmak…" şeklinde yeniden düzenlenmişti. Bu düzenleme "af" değil ancak cezaevlerinde tedavisi yapılamayacak hasta mahkumların dışarıda tedavi edilmelerine olanak sağlayan bir düzenleme. Düzenleme hasta raporlarının 6 ayda bir değerlendirilip, iyileşenlerin cezaevlerine yeniden dönmesini öngörüyor.
Yürürlükte olan bu yasa kapsamında 2014 yılında dışarıda tedavi gören hasta hükümlü sayısının 328 olduğu belirtiliyor. Ancak cezaevi dışında tedavi olma imkanı verilen 328 kişiden 301’inin adli tutuklu olması, hükümetin ne kadar "ahlaki, vicdani ve insani" yaklaşım sergilediğini ortaya koyuyor. Hükümet, yasayı uygularken "adli" ve "siyasi" ayrımı yapıyor. Adli tutukluların düzenlemeden faydalanmasına izin veren AKP hükümeti, siyasi tutsakları ölüme terk ediyor. 
Devletin ihmalinin ve ayrımcı politikasının son kurbanı akciğer kanseri olan Abdulmecid Arslan ve Mehmet Canpolat oldu. Adalat Bakanı, "ay sonunda yasal düzenlemenin yapılacağını" söyledi. Peki, ay sonuna kadar daha kaç tabut çıkacak cezaevlerinden?
Eğer sorun AKP’li yetkililerin dediği gibi "ahlaki ve vicdani" yani "insani" bir sorunsa, peki bu yaklaşım hangi ahlaka ve vicdana sığar? Göz göre göre insanların tabutlarda cezaevlerinden çıkması hangi "insanlık" değeriyle bağdaşır?
Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı, Abdulmecid Arslan ve Mehmet Canpolat tabutta değil, yürüyerek çıkacaktı cezaevinden. Elbette Haşem Arduçlu ve Lütfi Taş da…