Cezaevlerine bir dizi ziyaret gerçekleştiren HDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, cezaevlerinde yaşanan sorunlar, hasta tutsaklara dönük düşman hukuku bağlamındaki tutum ve cezaevlerinin çözüm sürecindeki önemine dikkat çekerek, “Yüzlerce insanın hayatı ATK tekelinde ve Başbakan’ın iki dudağı arasında” dedi.

Çözüm sürecine yönelik tartışmalar ve diyalog sürerken, cezaevlerindeki baskı ve sorunlara ilişkin halen adım atılmış değil. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da birkaç hasta tutsağın tahliyesiyle geçiştirilmeye çalışılan süreç giderek ciddiyetini ve ağırlığını hissettiren boyutlara ulaştı. Tutsakların sorunlarını ve boyutlarını yerinde gözlemlemek amacıyla bir ay boyunca çok sayıda cezaevini ziyaret eden HDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, ziyaretlerinin sonuçlarına ilişkin ANF’ye konuştu. Erzurum, Ağrı, Afyon, Oltu cezaevlerini ziyaret ettiklerini belirten Aksoy, söz konusu cezaevlerine çok sayıda siyasi tutsağın sürgün edildiğini söyledi. ‘’Oltu Cezaevi itirafçıların bulunduğu bir cezaevi. Oradaki 9 kadın devrimci tutsağa yapılan muamele daha çok itirafçı tutsaklara uygulanan program’’ diyen Aksoy, cezaevindeki sosyal yaşam açısından durumlarının daha ağır olduğunu, onur kırıcı muamelelere maruz kaldıklarını söyledi.

3 kez hücre cezası

Oltu Cezaevi’ndeki kadın tutsaklara yönelik yoğun hak ihlallerine dikkat çeken Aksoy, uygulamaları şöyle anlattı: “Muş Cezaevi’nde çıkan yangın ve örgüt materyalleri bulundurdukları gerekçesiyle ve bir de devletin malına zarar vermekten soruşturma açılmış kendilerine. Her birine 3’er kez ayrı ayrı disiplin cezaları verilmiş. 15 gün ya da 1’er aylık hücre cezaları bunlar. Telefon görüşmelerinin kısıtlanması, sosyal alanlara çıkamıyorlar. Açık ve kapalı görüş yaptırılmıyor kendilerine. Cezaevlerinde tecrit var ama bu tecrit içinde tecriti yaşatmaktır. Hukuksal bir yanı yok, işkencedir.”

12 Eylül uygulamaları

Aksoy, idarenin yönlendirmesi ve planlı uygulamaları sonucu itirafçı ve siyasi tutsaklar arasındaki çelişkiler boyutlandırılarak, kadın tutsakların çeşitli gerekçelerle tecride alındığını söyledi. ‘’Bu bilinçli bir uygulama. Oltu Cezaevi’nde kadın tutsaklara yönelik uygulamalar 12 Eylül uygulamalarıdır’’ diyen Aksoy, zaman zaman şiddete varan durumların da yaşandığına dikkat çekti: ‘’Kadın tutsaklar kendi haklarını savunmaya kalktığında kelepçelenmek, zorla bağlanmak gibi uygulamalarla karşılaşıyorlar. Tüm bunlar göz önüne alındığında yapılması gereken bunların yargılandıkları yerlere gönderilerek, yargılanmalarını sağlamak. 9 kadın tutsağın yargılanmalarında da ağır bir oyalama yaşanıyor. Tahliye edilmemeleri için bir neden yok. Ağır bir suçlama yok. Tek suçlama neden cezaevinde haksızlığa karşı direniş gösterdikleri! Direniş göstermişlerse örgüt mensubudurlar, o örgütte olsa olsa PKK’dir! Uygulama da ceza eksenli oluyor buna göre.”

Mektuplar aylar sonra veriliyor
Aksoy, Erzurum’da kadınların kaldığı E Tipi ve erkeklerin kaldığı H Tipi cezaevlerinde ise ‘’tercüman yok’’ gerekçesiyle Kürtçe mektupların verilmesinin 4-6 ayı bulduğunu kaydetti. Aksoy, bu mektupların okutulup, tercüme edilmesi gerektiği düşünülüyorsa tercümanların konumlandırılması gerektiğini vurguladı. Aksoy, cezaevinde koğuştan koğuşa mektuplaşmalarda dahi 4-5 ayı bulan gecikmelerin yaşandığını, Kürtçe gazete ve yayınların da verilmediğini aktardı.
Aksoy, tutsakların en temel demokratik insan hakları bağlamında talepleri olduğunu ve bunun karşılanması gerektiğini belirterek, koşulları ‘’Yemekleri çok kötü. Cezaevlerinde kullanılan gıdalar kanserojen etkiye sahip. Su, temizlik, sosyal alanlar konuları hep böyle. Haftada 10 saat olan sosyal alan süresi bir saat. Afyon Cezaevi’nde de 9 sürgün tutsak bu sorunu yaşıyor. Oltu’daki cezaevinde de tutsaklar sosyal alanlara çıkamıyor’’ şeklinde anlattı.

En uzak şehre sürgün

Hasta tutsaklar ve cezaevlerindeki sürgünlere de değinen Aksoy, tüm hükümlü ve tutukluların ailelerinin bulundukları yere en uzak şehirlerlere sürgün edildiklerini vurguladı. ‘’Ağrı’da yargılanan birini Edirne’ye, Diyarbakır’da yargılananı İzmir’e gönderiyorlar. Bu insanların ailelerine yakın yerlere sevk talepleri ise yer yok gerekçesiyle çözülmüyor’’ diyen Aksoy, son 30 yılda cezaevindeki hükümlülerle ilgili iyileştirici ciddi bir adım atılamadığını söyledi.

Mutlaka adım atılmalı
Aksoy, çözüm sürecinin tartışıldığı bu dönemde cezaevleri konusunda mutlaka adım atılması gerektiğinin altını çizdi. Aksoy ‘’Yıllardır cezaevinde kalan insanlar var. Ne infaz değişikliklerinden ne de başka bir düzenlemeden yararlanamamışlar. İnsafla iştikal etmek lazım. Ülkenin sosyal gerçeklerinden cezaevine yansıyan bu sorunları çözüme kavuşturmak lazım’’ diye ifade etti.

ATK tekeli kaldırılmalı

Miletvekili Aksoy, aynı politikaların bir sonucu olarak hasta tutsaklar konusunda da adım atılmadığını söyledi. ‘’200’ü aşkın ağır hasta tutsak var. Bunların yüzde 100’e yakını 20 yılın üzerinde ceza alanlar’’ diyen Aksoy, hasta tutsakların tedavilerinin yapılmadığını, buna rağmen ölüm eşiğindeki tutsakların dahi tahliye edilmediğini kaydetti.
Hasta tutsaklara ilişkin raporların Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) tekelinde olduğuna işaret eden HDP Milletvekili, şunları söyledi: “Bu tekelin kaldırılması lazım. Herhangi bir sağlık kurumundan tek başına yaşamını sürdüremez yönlü raporlara rağmen ATK bunu yeniden değerlendirmeye tabi tutuyor. Resmi sağlık kurumunun raporunu yok hükmünde sayıyor. ATK, olur vermesi durumunda bile güvenlik kuvvetlerinin ‘örgüt moral kazanır’ gibi saçma sapan gerekçelerle tutsağın tahliyesi engelleniyor. Oysa tek bir yetkili elden yapılmalı. İlgili sağlık kurumu olmalı. Verdiği rapora karşı ‘güvenlik, isyan, itibar kazanma’ gibi gerekçelerin kabul edilmemesi gerekiyor.’’
Uygulamaları tutsaklara yönelik düşman hukukunun yansıması olarak değerlendiren Aksoy, ‘’Kürt siyasi tutsaklarla diğer tutsaklar arasında infaz hukuku bakımından yaşanan çifte standartların ortadan kaldırılması gerekir’’ diyerek, Adalet Bakanlığı’nın HDP’nin bu konudaki talep ve başvurularını dikkate almasını istedi.

Başbakanın iki dudağı arasında

Hasta tutsaklar meselesinde çözüm sürecinin başladığı günden bu yana bir oyalama yaşandığına dikkat çeken Aksoy, şöyle konuştu: “Bizi oyalıyorlar. Arkadaşlarımızın ilgili ve yetkili kişilerle görüşmeleri oluyor. Çoğu kez sıcak da karşılanıyor. Ama buna rağmen somut adım atılması gereken noktalarda sıkıntılar var. Bu Başbakanın iki dudağı arasında. Süreci böyle oyalamaya bırakmak kimseye bir şey kazandırmaz. Hükümet de benim dışımda inisiyatif alan yoktur diyerek koşulları ağırlaştırıyor.  Kimse kimseye bir şey bahşetmiyor. Yaşanan koşullarda en temel insani hakların teslim edilmesi gerekiyor. Sorun budur. Ama bu noktada hiçbir şekilde devlet bu hassasiyetleri göz önüne almıyor. Bu bir zulümdür.”

Çözümün önceliği cezaevleri
Aksoy, çözüm sürecinde cezaevleri konusundaki adımların ölçü olarak alınması gerektiğini belirterek, ‘’Cezaevlerinin kapısı açılmalı’’ dedi. Cezaevlerindeki tutsak sayısının son yılların en yüksek düzeyinde olduğunun altını çizen Aksoy, yeni ölümler yaşanmadan, öncelikli olarak hasta tutsakların bırakılması çağrısında bulundu.
AKP iktidarının torba yasalarla “bir takım adımlar atacaklarını” söylemesine karşın sorunu çözüme kavuşturma anlamında doğrudan bir düzenleme yapmadığını ifade eden Aksoy, adım atılmaması halinde sorunların daha da ağırlaşacağı uyarısında bulundu. Bu süreçte sorumlu davrananların tutuklu ve hükümlüler olduğunu söyleyen Aksoy, sürecin gerginliğe evrilmemesi, geriye dönüş olmaması için kimi haklarını kullanmak için dahi sessiz kalan tutsakların, bunu kabullendikleri için değil, sürecin yüzü suyu hürmetine bu şekilde tavır takındıklarının altını çizdi.


İBRAHİM AÇIKYER/ANF/ANKARA